1964 yılında, Paris'te bir kafede, bir müşteri Rolleiflex objektifini yan masadaki genç çifte doğrultur. Henüz 19 yaşındaki anlatıcımız, fotoğrafçı Francis Jansen ile işte böyle tanışır. Jansen’in tuhaf kişiliği ve o bahar yaptıkları sohbetler, hafızasında derin bir iz bırakmıştır ve otuz yıl sonra bu anılar tekrar su yüzüne çıkar. Anlatıcımız kaybolmuş insanları bulmaya, geçmişin izlerini sürmeye çalışır ve etrafındaki unutkanlık katmanını aşmaya çabalar. Ancak geçmiş, uzak ve eksik parçalardan başka bir şey değildir. Silüetler ondan kaçar, otuz yıl sonra yüzler artık net değildir.
Jansen sözcüklerle sessizliği yakalamanın zor olacağını söylemişti. Patrick Modiano bunu kesinlikle başarmış. Boşluk, yalnızlık ve yokluk hissi kitabın her yerine yayılmış durumda. Yazarın bu kadar sade bir dille böyle derin ve baskın bir atmosfer yaratabilmesine bayıldım.
Paris, bir mekan değil de adeta bir karakter gibi hikayeye dahil. Paris’in sokaklarında zamanın yavaşça akıp geçtiğini, yaşamın sessizce süregeldiğini hissediyorsunuz. Fark ettirmeden içine sürüklüyor sizi. Öyle ki bir anda ben kendimi geçmişte buldum. Onlar Paris'in sokaklarında dolaşırken ben de büyüdüğüm şehrin sokaklarına döndüm. Yine küçük sessiz anılar bunlar; Çınar yapraklarının yüzüme düşen gölgesi, sıcaktan kavrulan kaldırımların ayaklarımı yakışı, çeşmeden gelen su sesleri... Jansen gibi kendi çocukluğuma bir ziyaret yaptım bende.
#263269675
Alışılmışın dışında tarzıyla herkesin beğenebileceği bir eser değil 'Kötü Bir İlkbahar'. Gerçek bir olay örgüsü yok, bir sonuca da varmıyoruz. Ortada bir hikaye var gibi ama ne okuyucu ne de anlatıcı bu hikayeyi tam olarak bilmiyor. Yarım yamalak anılar arasında kaybolmuş bir adama tanıklık ediyoruz sadece. Eğer Eşlik Eden Soneçka Antonovskaya'yı beğendiyseniz bu kitabı da seversiniz diye düşünüyorum. Ama bu kitap size hitap etmiyor olsa blie Patrick Modiano'yu mutlaka bir kez okumalısınız.
Keyifli okumalar...