Bigün buna, "Süleyman Usta, ne diye durmadan feleğe ilenir-sin? Felek kimdir, nedir ki?" diye sordum.
O zaman bana şöyle dediydi:
"Oğlum Yaşar, benim başıma çok belalar geldi. Ben asıl kime sövüleceğini çok iyi bilirim ama, sövülecek olana sövünce başım derde giriyor. Yani çorbadan ağzım çok yandığından, ben de şimdi yoğurdu bile üfleyerek yiyorum. Asıl sövülecek olanlara, sövülmesi gerekenlere sövüp saysak, polis yakamıza yapışır. Biz de asıl sövmemiz gerekenlerin yerine feleğe söveriz. Bu millet feleğin olmadığını bilmez de mi yatar kalkar feleğe söver, hiç durmaz boyuna feleğe ilenir? Bilir bilmesine... Ama feleğe söverken, feleğe ilenirken, kime sövüp ilendiğini bilir, yüreğinin ataşını söndürür. lleneceklere ilensek mahkemeye verirler, hapislere atarlar. Millet de yolunu bulmuş; feleğe söver, kadere ilenir, yazgısını yerer. Yüreğini serinletir, biraz olsun erinir."
Ben de o zaman, "Şimdi anladım Süleyman Usta, çok haklısın," dedikten sonra, "Gözün kör ola ulan kahpe felek!" diye bağırdım.
Süleyman Usta, "Ben de şimdi senin kime ilençte bulundu-ğunu anladım," dedi.
O günden sonra ne zaman Süleyman Usta feleğe sövecek olsa ben de ona katılır, birlikte ağıt yakar gibi söver, birlikte ilenirdik.
Sayfa 310 - Nesin Yayınevi: Otuz İkinci Basım Şubat 2020·Kitabı okudu