Gönderi

Puan vermedi·327 syf.·
2025 3. kitabı
İyi bir sosyolog, kaliteli bir düşünür, kaleminin kıblesi her daim kendi doğrularına dönük bir yazar Ali Şeriati.. Kısa hayatı boyunca hiçbir kınayıcının kınamasından korkmadan ve eğilip bükülmeden her daim doğru bildiğini haykırmaktan çekinmemiş ve bedelini vatanından uzakta canıyla ödemiş, davasında samimi bir hareket adamı.. Düşüncelerinin esası, ruhtan yoksun geleneneklerden arınmış bir şekilde İslam'ın özüne dönüştür. İslam Dinini sosyolojik bir okumayla ele alması, Batı metodolojisini çok iyi bilmesi ve Batı düşüncesinde ortaya çıkmış bazı görüşlere ait temel ilkelerin İslam’ın özünde var olduğunu vurgulayarak geleneklere savaş açması, onun hem çağdaş bir İslam düşünürü hem de İran İslam devriminin sembol ismi olarak anılmasına vesile olmuştur. Özellikle din sosyolojisi ve çağdaş İslam düşüncesi üzerine pek çok eser telif etmiştir. İran’da doğup büyümüş olması hasebiyle sahip olduğu Şii bakış açısının eserlerine yansımış olması gayet tabiidir. Ne var ki bu eserlerde Ehl-i sünnet müslümanlar için son derece önemli sayılan şahsiyetlere yönelik hakarete varan ifadelerin bulunması, bu kitapların sünni camiada okunmasının meşru olup olmadığını her zaman tartışmaya açık hale getirmiştir. Bu nedenle Ali Şeriati kitaplarıyla ilgili tekrar tekrar vurgulanması gereken temel nokta şudur: Şeiati’nin dini konuları ele alıyor olması onu bir din alimi yapmaz, müfessir yapmaz, muhaddis yapmaz. Dolayısıyla kendisinden din öğrenilemez, hadis öğrenilemez, fıkıh öğrenilemez, akaid hiç öğrenilemez. Bu eserlerdeki doğru ve yanlışları ayırabilmesine yetecek kadar tefsir, hadis, akaid ve İslam tarihi bilgisine sahip olmayanlar ve her okuduğunu hiçbir süzgeçten geçirmeden olduğu gibi kabul edenler için Şeriati okumak sakıncalı görülmektedir ve caiz değildir. Bununla beraber temel seviyede İslâmî eğitim almış olanlar ve yazarının Şiî olduğu gerçeğini unutmadan okuma yapabilecekler için Şeriatî kitapları, okuyanın ufkunu açacak ve günümüz müslümanlarının üzerindeki ölü toprağının atılmasında çok etkili olabilecek eserlerdir. Yazarın zekası, herkesin baktığı şeylerde kimsenin göremediklerini görme yeteneği, bütün müslümanların ortak problemlerine parmak basıyor oluşu, bu problemlerin çözümü için doğru bildiğini söyleme hususundaki cesareti ve almış olduğu edebiyat eğitimi vesilesiyle son derece güçlü olan kalemi, bu eserleri- içerisindeki şii unsurlara rağmen - gözardı edilemeyecek hale getirmektedir. En çok bilinen Şeriatî kitaplarından biri de ‘Dine Karşı Din’ dir. Kitabın ana teması, tarih boyunca savaşın din ile dinsizlik arasında meydana geldiği düşüncesinin yanlış olduğunu göstermek ve dinin her zaman dine karşı savaştığını vurgulamaktır. Yazara göre küfür kavramına bugün yüklediğimiz din dışılık, dinsizlik veya din karşıtlığı gibi karşılıklar son iki üç asırdan beri var olan çok yeni anlamlardır. Orta çağ dönemi sonrasında Batı’dan Doğu’ya ithal edilmek suretiyle küfür kavramına Allah’a inanmama, ahireti ve metafiziği reddetme manaları yüklenmiştir. Halbuki ne İslam’da ne kadim metinlerde ne de herhangi bir dinde küfür kelimesi dinsizlik anlamında kullanılmamıştır. Bir din bir başka dini nasıl küfürle itham ediyorsa, o küfür dini de kendisini küfürle itham eden dini küfür dini olarak görmektedir. Yani bir dinin mensubu için farklı bir dine inanan herkes kafirdir. Dolayısıyla küfür, başka bir din demektir, dinsizlik değil. Çünkü aslında dinsizlik diye bir şey yoktur ve küfrün kendisi de bir dindir. Ateizm ve materyalizm gibi kavramlar ise son asırda ortaya çıkmış kavramlardır ve tamamen ferdi karakterlidir. Zira tarihte hiçbir dönemde dinsiz bir toplum bulunmamıştır. İnsanlık tarihi boyunca ne zaman bir Peygamber gönderilse veya yeni bir dini oluşum meydana gelse, bunlar, öncelikle kendi toplumlarında mevcut olan dini yapıya karşı çıkmıştır ve bu yeni dini harekete ilk kılıç çeken de toplumda mevcut olan din olmuştur. Buna göre tarih boyunca farklı farklı kalıplara girse de aslında gerçek anlamda birbiriyle savaşan biri hakikat olan Tevhit dini ve diğeri batıl olan Şirk dini olmak üzere iki din vardır ve tevhid dininin asıl düşmanı dinsizlik değil şirk dinidir. Bunun en güzel örnekleri Hz. Muhammed’in Mekke müşrikleriyle; Hz. Musa’nın Bel’am bin Baura ve Samiri ile; Hz. İsa’nın ise Ferisilerle mücadelesidir. Bu sayılanlar materyalist filozoflar değildir. Aynı zamanda mülhid veya dinsiz de değildir. Aksine bunlar, Peygamberler ve onlara inananlara karşı savaş açan şirk dininin müminleri ve varisleridir. Konuyu daha iyi anlayabilmek için Ali Şeriati’nin küfür, şirk ve putperestlik gibi kavramlara yüklediği anlamları bilmek gerekmektedir. Ona göre sözlükte ‘örtmek’ anlamına gelen ‘küfür’ din hakikatinin üzerini dinsizlik vasıtasıyla örtmekten ziyade din gerçeğinin üzerini başka bir din ile örtmektir. Şirk ise Tanrı tanımazlık anlamına gelmez zira müşriklerin birden fazla ilahları vardır. Bu yüzden ilmi açıdan, dini inancı olmayan kişiye müşrik denemez. Esasen müşrik dindardır, fakat dini hakikatler açısından yanlış bir yola sapmıştır. Şirk ise kendi başına bir dindir ve insanlık tarihinin en eski din biçimidir. Putperestlik de şirk dininin eş anlamlısı değil, şirk dininin çeşitlerinden biridir. İslam sadece o dönemde varolan ve insanların kendi elleriyle yonttuğu taş ve tahtadan putlara tapma şeklinde kendini gösteren putperestlikle değil şirkin her türlüsüyle mücadele etmiştir. Beşer tarihi boyunca şirk dini pek çok biçimde hep var olmuş ve tevhid dini ile birlikte günümüze kadar gelmiştir. Tevhid dininin temel ilkesi bütün insanları ve kainatı yaratan, çekip çeviren tek ve mutlak güce inanmaya, O’na kulluk etmeye, O’na yönelmeye ve O’nun himayesine girmeye çağırmaktır. Tevhid davetinin dünya hayatına yansıması ilahî ve beşerî tevhit olarak tecelli etmektedir. Yani bütün kainatı tek bir kudretin yarattığına, insanlar, hayvanlar, bitkiler ve cansız varlıklar da dahil olmak üzere kainatın tümünün tek bir hakimi olduğuna, O’nun dışında gerçek anlamda hiçbir otoritenin bulunmadığına inanmak ilahî tevhittir. İlahî birliğin mantıken kaçınılmaz sonucu ise beşerî tevhittir. Yani tevhide iman eden kişi ister istemez bütün alemi canlı bir beden olarak görür. Çünkü hepsini yaratan ve idare eden tek olan Allah’tır. Kısaca ifade etmek gerekirse Allah’ı birlemenin koşulu alemi birlemek, alemi birlemenin koşulu ise insanı birlemek yani bütün insanların bir ve eşit olduğunu kabul etmektir. Tevhid dini olan İslam inkılapçı bir karaktere sahiptir. Mensuplarına, batıl olarak ilan ettiği öğretiyi değiştirme, ortadan kaldırma ve hak olanı onun yerine tesis etme sorumluluğunu yükler. Haksızlık ve zulümle dolu olan mevcut duruma teyit veya tevil yoluyla dinî açıdan meşruiyet kazandırmamak, o duruma kayıtsız kalmamak, adaleti ve mizanı hakim kılmak tevhid dininin temel özelliğidir. Şirk dininin tüm zamanlardaki temel hedefi ise bütün dini ve itikadi esasları kitabına uydurarak ve tahrif ederek mevcut durumu temize çıkarmaktır. Yani dini kullanarak halkın içinde bulunduğu her türlü zulmü ve haksızlığı meşru göstermektir. Tarih boyunca şirk dini bazen açıkça bazen de gizli bir şekilde tevhid kisvesine bürünerek kitlelere hükmetmiştir. Şirk dininin kurucu ve koruyucu takımı ise hep üst sınıflara mensup olmuştur. Kur’anî ifadeyle bunlar mele (yönetime yakın olanlar) ve mütrefin (refah içerisinde yüzenler) takımıdır. Çünkü zulüm altında ezilen ve sömürülen kesim her zaman toplumun alt sınıfları olurken; bu haksızlık ve sömürünün kaymağını yiyen kesim ise her zaman toplumun üst sınıflarıdır. Zaten şirk dininin kaynağı ekonomidir. Bu dinin hakim olduğu toplumda bir grubun hakimiyeti ve çoğunluğun mahrumiyet ve mahkumiyeti söz konusudur. Bundan dolayı bu haksızlık ve sömürü düzeninde menfaat elde eden kesim kendi konumunu garantiye almak için dine ihtiyaç duyar. Bir insanın kendi isteğiyle zillete, geri kalmışlığa ve cehalete razı olması için en güzel araç dindir. Bu bakımdan dinin bir afyon olduğu söylemi kısmen gerçeği yansıtmaktadır. Bu açıdan bakıldığında Ali Şeriatiye göre de din, kitleleri uyuşturan bir afyondur. Ancak bu din, Tevhid dininin hakim olduğu çok kısa bir dönem – Şeriati’ye göre asr-ı saadetin 10 yıllık Medine dönemi- hariç tarihin tamamına hakim olan şirk dinidir. Tarih boyunca insan toplululuklarına hükmeden, mevcut durumu meşru göstererek bu durumun devamını amaçlayan, halkı uyuşturan, geriye götüren, halkın korkusu ve cehaletinin ürünü olan şirk dinidir. Asırlar boyunca her türlü gelişme ve ilerlemenin önünde en büyük engel olan şirk dini sebebiyle çok büyük acılar çeken Batı toplumunun bu acı tecrübeler sonucunda dini bir afyon olarak görmesi gayet normal ve anlaşılır bir durumdur. Çünkü bu ifade, tarihteki melun şirk dininin misyonuna yönelik nefretin ifadesidir. Ancak normal olmayan şey, Batı dünyasından yapılan tercüme eserler vasıtasıyla tevhid dini olan ve her türlü şirki, zulmü, adaletsizliği ve sömürüyü kaldırmak için insanları kıyama çağıran İslam’ı da aynı kategoriye dahil etmektir. Tarih boyunca şirk dinine karşı cihat ilan etmiş tevhit dinini diğeriyle aynı kefeye koymak, her ikisi hakkında da aynı yargıya varmak insafsızlıktır. Hakikat çok açıktır: Şirk dini insanları uyutacak bir afyon, İslâm dini ise uyuyan kitleleri kendine getirecek, direnişe ve özgürlüğe teşvik edecek bir iksirdir..
Dine Karşı Din / Anne Baba Biz SuçluyuzAli Şeriati · Fecr Yayınları · 20091,559 okunma
··
2.910 Gösterim
6 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Yorumunuzu okuduktan sora ana sayfada gözüme ilk ilişen alıntı bence izah etmeye gayet açık … ne dersiniz… #303265989 …🖋️ biR’ münZ’evî üstâd…
hülya
Gönderi Sahibi
Gayet güzel bir izah olmuş :))
Bir kitap kadar kıymetli ve değerli oldukça uzun olan bu inceleme ve yapılan yorunlar için tek kelime ile enfes… en ince detayına kadar teferruatlıca bu kadar güzel yazılabilir… her bir cümle bir harika, her bir paragraf bir hadiseyi en ince detayına kadar izah olmuş… yüreğiniz yorgunluk görmesin…🖋️🌹 biR’ münZ’evî üstâd…
hülya
Gönderi Sahibi
Aslında "Din halkın afyonudur " Teorisi K. Marks'ın görüşüdür. Bu Ali Şeriati'nin sosyalist bir bakış açısına sahip olduğunu göstermektedir.
hülya
Gönderi Sahibi
Ütopik SürRealist Allah razı olsun hocam.
Oldukça kapsamlı ve etkileyici bir inceleme olmuş. Kalemine sağlık kıymetli hocam her cümlesi ayrı bir anlam içeriyor. Ali Şeriati ise düşüncenin prangalarını kırmak isteyen cesur bir kalemdi. Eserlerinde ezberleri bozan bir uyanış çağrısı var. Ama unutmamak lazım onun yazdıkları bir din bilgisi değil, bir düşünce yolculuğu. Bu yolculuğa çıkacak olanlar, ilmi kelam bilerek çıkmalı. Şeriati, İslamı toplumun uyuşturucusu değil özgürlüğün ve direnişin kaynağı olarak görür. Onun için İslam, sadece bir din değil adaletsizliğe ve sömürüye başkaldıran bir isyandı. Bu bakış açısıyla eserlerini okurken bizler için önemli olan, doğruyu ve gerçeği almak ancak dini hassasiyetlerimizle bağdaşmayan her şeye dikkatlice yaklaşmaktır. Eserlerinden alacağımız her bir öğreti düşüncelerimizi geliştirmek ve ufkumuzu genişletmek adına olmalıdır. Bu yolculuğa çıkarken hem imanımıza hem de aklımıza sahip çıkarak doğru olanı seçmek gerekir.
hülya
Gönderi Sahibi
Bu güzel değerlendirme için çok teşekkür ediyorum hocam .