Pink Floyd'un meşhur Another Brick In The Wall şarkısında reddedilen eğitim sisteminin uygulandığı yüz yıllık Welton Akademisi'nin gelenek, onur, disiplin ve mükemmellik esasları altında inleyen zavallı öğrencileri, yeni edebiyat öğretmenleri sayesinde alternatif bir öğretimin olabileceğini tecrübe ederler. Öğretmenleri John Keating'in gayretleriyle farklı düşünmeyi, hayal etmeyi, kendi isteklerini yabana atmamayı öğrenirler.
Alışıldığının aksine 1989 yapımı bir sinema filminden edebiyata uyarlanmış bir kitap olan 2006 basımı Ölü Ozanlar Derneği, oldukça temiz ilerleyen kurgusu, yormayan üslubu ile bir çırpıda bitirilebilecek kısa bir roman. Hüzünlü sonunun yarattığı heyecanla hemen filmini açmış ancak zavallı Neil Perry'nin her sahneye çıkışında gözlerim dolduğu için devam edememiştim. Ancak birkaç saat sonra selametle izleyebildiğimde kitap ile film arasında ufak tefek kimi farklılıkların olduğunu da gözlemledim. Edebiyattan beyaz perdeye aktarılan kimi filmlerin "kitabı yansıtamama" eleştirisi bu roman için yapılamayacaksa da demek ki her türlü uyarlamada farklılıklar ortaya çıkabiliyormuş diye düşündüm.
Roman, şiiri sevdirecek türden bir konuya sahip. Edebiyatı, bir bilim gibi öğreten müfredatın dışına çıkıp öğrencilerin duygusal yanını harekete geçiren Bay Keating'in öğretmekle mesul olduğu konuları tamı tamına işleyip işleyemediğini pek göremesek de öğrencileri birey olarak kabul etmesi, onların çocuk olsalar bile saygıdeğer oldukları bilincini aşılaması ve mekanla nesnenin işlevselliğini olumlu yönde değiştirmesi bakımından oldukça başarılı ilerlediğini; liderlik vasfıyla onlara doğru kılavuzluk ettiğini ve yaratıcılıklarını ortaya çıkarması husunda ilham verdiğini söyleyebiliriz.
!! Heveskaçıran içerir:
Öğretmenin temel düsturu "carpe diem/anı yaşa"dır. Bunu aşıladığı ilk sahne oldukça çarpıcıdır: 1959 senesinin eğitim öğretim dönemi henüz başlamıştır. Sınıfta yeni öğretmenlerinin gelmesini bekleyen öğrenciler, muzip bir tavırla içeriye girip onları sınıf dışına, okulun mezun öğrencilerinin siyah beyaz, soluk fotoğraflarının sergilendiği alana davet eder. Ders saatinde öğretmenin bizatihi istemesine rağmen, okulun katı ve kendini tekrar eden sisteminin alışkanlığıyla afallayan öğrenciler gidip gitmemekte kararsız kalırlar. Denileni yapmalarına rağmen bir kuraldışılık hissederler. Öğretmen çok geçmeden, fotoğraflarda gencecik, enerjik ve yakışıklı görünen eski öğrencilerin artık nergis gübresi olduğunu söyler, öğrencilerini empati yapmaya yönlendirir: "Hepimiz sınırlı sayıda ilkbahar, yaz ve sonbahar yaşayacağız!" Böylece sonuca ulaşır: Anı yaşayın!
Bu "Carpe Diem! dersi akabinde öğrenciler, geçmiş yıllardaki yıllıklarda Bay Keating'i araştırmaya başlar. Öğretmenin öğrenciyken fotoğrafa iliştirdiği bilgilerin en altında yer alan "Ölü Ozanlar Derneği" ibaresini merak edip kendisine sorarlar ve böylece aile baskısı ve okul kurallarının yanında kendi kendilerine koydukları sınırların da dışına çıkmaya başlayacakları zaman gelip çatar. Bu sınırların yoklanması, yer yer kale duvarlarını topla dövmeye benzetebileceğimiz gelişmeler, seneler önce tarihe karışmış olan bir gizli öğrenci derneğinin tekrar diriltmesi ile peyderpey ortaya çıkar. Bu arada belirtmek gerekir ki Bay Keating'in ilham verdiği şiir okuma ve söylemenin bu öğrencilerin bir grup aidiyeti inşa etmesine yardımcı olur.
Öğrencilerine bağırmayı salık veren, edebiyat kitabının giriş ünitesini yırtırıp çöpe atan, öğretmen kürsüsüne çıkartan, sahaya çıkartıp topa vurduran Bay Keating'in karşılaştığı ilk tepki, deneyimli meslektaşının "Çok enteresan, ama yine de yanlıştı." (38. syf.) sözü olur. Bu satırlarda öğretmenin kafasındaki idealin uygulamada birçok engelle karşılaşacağının sinyalini verir. Ancak tahminim doğru çıkmadı, aslında neredeyse hiçbir sorun çıkmadı. Ta ki anı yaşamaya karar veren Neil'in William Shakespeare'in ünlü oyunu Bir Yaz Gecesi Rüyası'nda oynamaya karar vermesine kadar. Neredeyse saplantılı bir biçimde oğlunun tıp okumasını isteyen baba Bay Perry, daha ilk gün oğlu Neil'ı derslerinden geri bırakacağını düşünüp oğlunun müfredat dışı etkinlik olan editör yardımcılığından alınmasını sağlar. Hasbelkader oğlunun bu oyunda oynadığını öğrenince de bu fikrin yeni gelen öğretmence mi aklına sokulduğunu sorar. Tabii ki ona göre Neil tıp okumalıdır ve ona fayda sağlamayacak olan oyunu derhal bırakmalıdır. Ancak babası "kuzunun kanıyla yıkandığında" artık çok geçtir.
Böylesi umut veren bir romanın, kurgudaki belki de en masum çocuğun intiharıyla son bulması beni kahretti. Ne yazık ki hayatın acı gerçekleri birçoğumuzun malumu. Aile baskısı, sınırlandırmalar ve cezalandırma okuma istikametli çocukların sıklıkla karşılaştığı bir durum. Dahası istenmeyen üniversite bölümlerinin okunması ve hayatın geri kalanında iştahsız bir yaşam sürmeleri de cabası. İntihar da bu sonlardan biri ne yazık ki! Bu kurguda yazarın intihar sahnesini allandırmadan pullandırmadan aktarması gerçekten hoşuma gitti. İntihar gibi bir eylemin kendisi bile insanın tüylerini ürpertmeye yeterken sırf daha fazla dramatik tesir sağlamak için olayın kişisel bir menkıbeye dönüştürülmesi beni hem sanat eserinden soğutuyor hem de eserin muhtemel genç ve genç-yetişkin okur kitlesindeki az ya da çok etkisinden kaygılanırım. Bu anlamda, bu kurgunun bu sınavı güzelce geçebildiğini söyleyebilirim.
Neil'dan sonra bir favori kahramanım daha vardır: Okula yeni gelen Todd'dur. Kitapta onun arkadaş edinmesini, şiir konusunda gelişimini izlemek büyük keyifti. Ancak gözümde onu kahramanlaştıran kesinlikle intihar sonrasındaki tavdıydı. Sorumluluk almaktan kurtulmak isteyen okul müdürü çocukların bir kısmının anlattıklarından hareketle Bay Keating'i suçlayan bir beyanname hazırlar. Ölü Ozanlar Derneği üyeleri Knox, Charlie vs. de imzalanmaya zorlanır zira anne babaları da çağrılmış, baskı uygulanmıştır. Todd, bunlara rağmen öğretmenlerinin bundan sorumlu tutulamayacağını söyler ve imzalamayı reddeder. Nitekim o da yaşam sevinciyle dolu Neil'ın babası yüzünden öldüğünü biliyordur, zira benzer baba baskısı kendisinin üzerinde de vardır. Bu soruşturmanın akabinde Bay Keating'in görevine son verilir, okulu terk ederken birkaç parça eşyasını almak için sınıfa uğrar. Çıkışında, Todd yteni edebiyat öğretmenleri ola Müdür Nolan'ın ne diyeceğini umursamadan masasının üzerine çıkar ve "Oh Kaptan! Benim Kaptanım!" der. Bu satırların içime işlediğini söylememe bile gerek yok.
Son olarak şunu belirtmeliyim ki kitap akabinde filmi izlemek güzel bir deneyimdi zira kurgu taptaze bir şekilde zihnimizdeyken filmi izlemek bir nevi şerlokçuluk oyunu ortaya çıkarıyor. İki sanat biçimi araısnda ciddi boyutlarda olmasa bile fark yaratan farklar var. Örneğin intihar sonrasında Bay Perry'nin tepkisi filmde çok daha babacaydı. Açıkçası senarist Tom Schulman daha çok senaryo yazmalı.
Daha fazla içerik için yazı defterimi ziyâret edebilirsiniz:evcimenkalem.wordpress.com