Alın size saf gerçek bir tarihi anlatırken zamanın psikolojisini iliklerinize kadar hissettiren bir yapıt. Huzurlarınızda: Kurt Kanunu
Her şeyden önce incelememe kendimi ayıplayarak başlamak istiyorum. Yirmi yaşına gelmiş bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak İzmir Suikastı olayını bilmemek benim için büyük bir cahillikti. Kitabı Emrah Safa Gürkan'ın bir Youtube videosunda 'okunması gereken kitap' olarak söylemesi ve birçok okurdan Kemal Tahir'i okumam gerektiği söylenince Kurt Kanunu eserini alıp okumaya karar verdim. Anlaşılacağı üzere ne kitaptan ne de yazardan bi' haberdim. Ancak iyi ki de bu eseri okumuşum, zira okuma süreci içerisinde Cumhuriyet Dönemi tarihi ile alakalı o kadar fazla şey öğrendim ki... Bunları kitabın artıları diye bahsedeceğim yerde anlatacağım.
Kitabın özetini vermek gerekirse, olay 1926 yılında Sarı Paşa'ya (eserde Mustafa Kemal Atatürk'ün lakabı) İzmir'de düzenlenme teşebbüsü olan bir suikasttı anlatıyor. Birden fazla karakterimiz olmasına karşın kitapta 2.5 ana karakterimiz var. Bunlar Abdülkerim, Kara Kemal (Küçük Efendi) ve Emin Bey. 2.5 dememin sebebi ise Emin Bey'in kitaba çok sonradan dahil olmasına karşın bir başrol görevi üstlenmesi. Önceki incelemelerimdeki gibi uzun uzun bir özet yazmayacağım, zira gerçek tarihten bir konu olduğu için direkt olarak araştırılıp öğrenilmesinin daha doğru olacağı kanaatindeyim. Ama kısaca, Abdülkerim ve arkadaşları eski İttihatçı kanlarından dolayı Atatürk'e İzmir'de bir suikast teşebbüsü kurarlar. Suikastı yapacak kişi ise, Atatürk tarafından önerilerek göreve gelmiş olan, eski Trabzon Mebusu Ziya Hurşit'tir. Bu suikast yapılmadan önce ise Abdülkerim ve arkadaşları, Kara Kemal'in bilgisi dahi yokken, Kara Kemal'i suç ortakları yaparlar. Abdülkerim bunu haber vermek için Kara Kemal'in yanına giderek bu durumu anlatır. Suikast başarısız olunca ise Abdülkerim ve Kara Kemal kaçmaya çalışır ve asıl hikaye burada başlar. Aslında roman boyunca karakterlerin ve özellikle dönemin psikolojisini anlamaya çalışırız. Zira Kara Kemal ve Abdülkerim sürekli olarak yer değiştirerek farklı farklı coğrafyalardan ve fikirlerden insanlarla tanışır, görüşür. Ziya Hurşit ve diğer suikast mensupları yakalanır ve Kara Kemal eski arkadaşı Emin Bey'in evinde saklanmaya başlar. Fakat Emin Bey'in evine düzenlenen bir baskın sonucu yeri tespit edilir, evin tavuk kümesinde sıkışıp kalınca ise kendi canına kıyar. Abdülkerim ise bir süre sonra Emin Bey'in yanına tekrardan sığınmak için gelir ancak Emin Bey'in kız kardeşi Abdülkerim'i kovar ve eser burada son bulur.
Çok hızlı bir şekilde özeti bitirdiğimize göre kitabın beğendiğim yönlerinden bahsetmek istiyorum:
~ Her şeyden önce Kemal Tahir'e teşekkür etmeden ve saygılarımı sunmadan geçmek istemiyorum. Bazı okurlar şey diyebilirler "Tarihi olduğu gibi yansıtmak yazarlık değildir." Fakat ben bunun aksine tarihi olduğu gibi, hiçbir sansür uygulamadan, ne derler diye korkmadan yazanlara ancak Cesur diyebilirim. Zira Kemal Tahir sosyalist bir kimlik taşımasına karşın eserde (ve duyduğuma göre diğer eserlerinde de) bu kimliğini bir tarafa bırakıp tarihin arı gerçekliğini direkt olarak yazmıştır. Döneminde, hatta hala bu dönemde dahi, sağ görüşlüler tarafından solcu, sol görüşlüler tarafından sağcı olarak itelenmiştir. Ancak o eserlerinde ne sağcı ne solcu sadece bir izleyici olmuştur. Maalesef sağ tarafa doğru yazarsan sağcı, sol tarafa doğru yazarsan solcu; gerçekleri yazarsan kimsesiz oluyorsun.
~ Kitap oldukça sürükleyici bir anlatıma sahipti ve okurken 'acaba sonra ne olacak, neler yaşanacak' demekten kendimi alıkoyamadım. Her ne kadar eseri 5 günde bitirmiş olsam da bunun asıl sebebi kitabın sürükleyici olmayışı değil, benim okurken sürekli olarak araştırma yapmamdan kaynaklıdır. Zira eseri okurken dönem hakkında ne kadar cahil olduğumu bir kez daha görmüş oldum.
~ Gereksiz gibi görünen birçok sohbet sonrasında hikayenin belkemiği oluyor. İlk diyalogları okurken hiçbir şey anlaşılmamış veya gereksiz gibi geldiyse üzülmeyin sonrasında kesinlikle mantıklı bir yere bağlanacaktır. Kemal Tahir harika bir iş çıkartarak bu konuşmalarla tarihi hem harmanlamayı başarmış hem de dönemin zihniyetini gözler önüne sermiş.
~ Yukarıda belirttiğimi tekrar ekleyerek; sohbetler ile dönemin yaşantısı, şartları, insanların düşünceleri, yapısı çok güzel bir şekilde okuyucuya verilmiş. Direkt olarak bu dönemde şu oldu demektense yargılama ve eleştiri okuyucuya bırakılmış. Bu da Kemal Tahir'in her şeyi olduğu gibi anlatmasının bir sonucu olsa gerek.
~ Hikayeyi okurken hem tarihi hem psikolojik roman okuma hissine kapıldım. Ayrıca o dönemde sadece Atatürk'ü sevenler ve sevmeyen taraftarların değil, aslında onlarca farklı görüşe ve inanışa sahip insanları görme şansım oldu. Mutlak beyazlar ve mutlak siyahlar yok arada gri kalanlar ve renklenmeye çalışanlar da oluyormuş. Ki bize sanki tarih anlatırken sadece padişahçılar ve Atatürkçüler var gibi anlatıyorlar. Yanlış, sömürge olmak isteyen, krallık isteyen, anarşi isteyen kısacası her farklı şeyi isteyen onlarca insan varmış. Bunu tekrardan hatırlamak ve bu eserde de görmek harikaydı.
Gelelim biraz da eserin beğenmediğim ve beni zorlayan yönlerine:
~ Öncelikle, bu benim cehaletimden kaynaklı da olsa, eser bir anda bütün karakterleri üzerime haldır huldur atmaya başladı. Ben daha kitap neyi anlatıyor, neler oluyor anlamadan sanki bir devam kitabı gibi bütün karakterleri üstüme boca etti ve eserin ilk kısmında olayları anlamakta aşırı zorlandım. Hatta öyle ki gidip İzmir Suikastı hakkında uzun bir araştırma yapıp kitaba tekrardan başlayınca eser anlam kazanmaya başladı.
~ Kemal Tahir'in her şeyi olduğu gibi aktarması epey hoşuma gitti. Ancak erotik sahneleri bu kadar fazla yapmasına gerek var mıydı ondan tam emin değilim. Çoğu zaman olaylar Abdülkerim'in yaptığı hovardalılardan sonra anlam kazanmaya ve aktarılmaya başlanıyor. Ancak benim eleştirdiğim konu biraz daha bunu şehvete dökme tarzıydı. Hani bazı yerlerde 'pornografik kitap mı okuyorum ben ya' deme evresine geldim. Çünkü ben tarihi bir kitap beklerken sayfalarca farklı bir konu hakkında konuşuluyordu.
~ Bu yine eserle değil de benim gibi bilgisi olan okurlar için olan bir konu. Aslında bu bir negatif yan mıdır bilemem ama buraya koyma gereği hissettim. Beğendiğim yerlerde hatırlarsanız kitap için sürükleyici demiştim lakin akıcı mı, işte orası biraz tartışmalı. Çünkü çoğu zaman, dediğim gibi, durup araştırma yapmam gerekti. Eğer tarihi bir kitap olarak bakacak olursak bu çok normal bir durum ancak roman tarafından bakınca ben biraz akıcılık arayan birisiyim.
~ Şahsen ben eserin sonunda Abdülkerim'in de hayatının nasıl bittiğini öğrenmek isterdim. Kitap bana tam bitmiş hissi verirken sonrasında yarım kalmışlık hissi uyandırdı. Ancak kim bilir, belki yazar bunu bilerek yapmış ve konuyu ayrıca bizim araştırmamızı istemiştir.
~ Son olarak bu eser hakkında değil de daha çok yayınevinin kararı hakkında. Kitabın başında 'Konuşma çizgilerinden arındırarak daha doğal bir okuma olsun diye tırnak tercih ettik.' gibi bir şey deniliyordu. Keşke böyle yapılmasaydı. Bir yerden sonra, özellikle uzun diyaloglarda konuşma birbirine giriyor. Ayrıca bazen tırnak açılmış diyelim ki X kişisi konuşmuş sonra yeni tırnak açılmış Y kişisi konuşmuş, sonra yine yeni tırnak açılmış ama o da ne aslında hala Y kişisi konuşuyormuş. Yani buna alışana kadar epey bir süre geçti.
Sonuç olarak eseri epey beğendim. Ancak sizlere tavsiyem okumadan önce İzmir Suikastını araştırıp öyle okumanız, spoiler gibi düşünmeyin tam tersine okuma zevkinizi arttıracak bir durum. Eseri her yaştan okurun okumasını önermem, 18 yaş üstü veya en azından 16 yaşı ve üstünde okurların okumasını öneririm, zira erotik sahneler azımsanmayacak kadar çok. Son olarak da herkesin okumasını önerir miyim bilemiyorum. Ancak herkesin İzmir Suikastı ve daha nice tarihimizin olayını öğrenmesini isterim.
~ Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür eder, keyifli okumalar dilerim. ~