Korkularınızı yenmenin en kısa yolu, üzerine gitmektir.
10/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2025 6. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 18 Şubat 2025 15:01
Merhaba 1K okurları. Ruhun kanaması oluyormuş biliyor muydunuz? Bilenler vardır. Sızısı bir türlü geçmeyen, geçmişten kalan anıların vurduğu yaralardan akar o kanlar. Şimdi ne alâkası var Korku'yla diyebilirsiniz. Bazen sondan başlıyoruz ya hani, bu gün de sondan başa gitmek istedim. Spoilersiz hayatımın en spoilersiz yazılarını incelemelerime saklıyor olmamın verdiği rahatlıkla, "huzurla okuyabilirisiniz," diyebilirim. Pardon, yazabilirim. Ama okuduklarınız huzur bırakacak mı? İşte bunun sözünü veremem. Kadın olmak mı zor? İnsan olmak mı? Üzerinde düşünülmesi gerekilen sorulardan. Acının cinsiyeti olmadığı gibi korkunun da kimliği olmuyor. İliklerine kadar korkanların zaafları vardır. Bir de zaaflarına rağmen korkusuz olanlar vardır. Ya da korkuyla başaçıkabilenler... Adetim üzerine kitaptaki karakterler üzerinden değil de, onların yaşadıklarının bende bıraktıkları duygular üzerinden devam etmek istiyorum. Kitabın ilk yarısını, hatta yarının da yarısını bir kaç günde okumuş olmama rağmen, geri kalanını bir solukta bitirdim. Stefan Zweig kalemindeki akıcılığı, az ve öz üslubu, kısacık kitaba yılları sığdırması beni benden alıyor. Sanki, "Arif olan anlar, fazla lafa gerek yok," demiş, en vurucu kelimelerle en derin duyguyu anlatmış. Kitap her ne kadar da korku üzerine olsa da, benim görüşüm, kitabın aşk üzerine olmasından yana. Çünkü aşk, bütün duyguların katili, aşk, bütün savaşların celladıdır. Evet, celladı. Bir savaşı başlatmak gibi durdurmak yetisine sahiptir Aşk. Başka bir açıdan daha bakmak istiyorum kitaba. Farklı bir pencere daha açmak. Varlığın getirdiği darlık insan ruhuna sığamıyor. Kendini özgür bırakıp illa huzursuzluk sergiliyor. Hayat denen cehennemde mutluluk duygusuyla başbaşa bırakılsaydık, kendimize dert arardık. Kalıplaşmış hisseder, keskin sirke gibi kabımızı çatlatırdık. Kurban olduğum da biliyor ya neden inişli çıkışlı yollardan geçirdiğini. İşte intihara sürükleyen, ya da sonunu oraya çıkaran toz pembe hayatı değil de, bizi biz yapan acılarımızı seviyoruz. E yani kim istemez yediğin önünde, yemediğin arkanda, araban kapında, tenceren ocağında bir hayatı yaşamayı. Tam da böyle bir hayatın korkuya evrilen kararından doğan sonuçları yazmış yazar. Tabii herkesin sonu aynı kapıya çıkmıyor, kitabı okurken bunu da göz önünde bulundurmayı unutmamak gerekir. Yazmadan geçemeyeceğim, benim için en vurucu nokta, Fritz karakteri. Aşık olunacak adam deseler, Fritz derim, susarım. Neden mi susuyorum? Dedim ya spoiler olmayacak. Sözümden dönmeme gibi huylarım da var. Hazır korkuya değinmişken, izlediğim bir programda psikoloğun biri şöyle söylemişti; "Korkularınızın üzerine gidin. Onları anca öyle yenebilirsiniz." Küçükken kreşte öğretmeni tarafından korku illetine maruz bırakılan bendeniz, korkularımdan bu yöntemle kurtuldum. Kabullenmek ve üzerine gitmekle. Bir de Nas/Felak surelerini dilimin ezberi ederek. Bir çok konuya daha değinmek isterdim de, "Zaaflarınızı kimseye göstermeyin, sizi onlarla vururlar," sözü geldi aklıma:) Keyifli okumalarınız olsun. Unutmadan, kitap bana gözümün nurunun hediyesi. Seni canımdan bile çok seviyorum kuzucuk
Edebiyat
KorkuStefan Zweig · İndigo Yayınları · 2018125bin okunma
·
358 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.