·656 syf.····Okunma: 19 Şubat 2025 00:00 Cennetin Doğusu en nihayetinde “Habil ve Kabil”in hikayesinin yeniden anlatımı. Kitapta insanı çok farklı açılardan ele alıyor Steinbeck, bunu da dini hikayelerin ışığında yapıyor.
Ana kahraman Adam, Adem’i temsil ediyor gibidir. Sonra karısı olacak Cathy ile tanışır ve hem güzelliğinden etkilenerek hem de zihninde onu idealleştirerek ona (ya da kafasında yarattığı haline) âşık olur. Cathy’ye öncelikle şöyle bir parantez açmak gerekir ki kendisi tamamen DSM’den çıkıp gelmişçesine spot-on bir psikopat. Düşüncelerini okudukça bir antisosyal kişilik bozukluğunu bu denli gerçekçi yazabilmesine oldukça şaşırdım yazarın, gerçekten hayranlık verici. Zaten kitapta Cathy’nin bu psikopatlığına vurgu çok yapılıyor. Bilindiği üzere bu bozukluğa sahip olan insanların empati yapma, sevgi ve şefkat duyma yetenekleri yoktur, doğuştan bundan yoksun olarak dünyaya gelirler. Adam, Cathy hakkında şöyle der:
“Senin neden nefret ettiğini biliyorum. Onlarda anlayamadığın bir şeyden nefret ediyorsun. Kötülüklerinden nefret etmiyorsun. Ulaşamadığın iyiliklerinden nefret ediyorsun.”
Kitaptaki en zeki karakterlerden Lee, Cal’e annesi hakkında şunları söyler:
“Cal” dedi, "bu konuyu uzun saatler boyunca düşündüm ve hala bilmiyorum. Annen bir muamma. Bana öyle geliyor ki o, diğer insanlardan farklı. Onda bir şey eksik. Belki iyilik, belki vicdan. İnsanları anlayabilmek için onları kendi içinde hissetmen gerekir. Ben anneni hissedemiyorum. Onu düşündüğüm anda duygularım karanlığa gömülüyor. Onun ne istediğini, neyin peşinde olduğunu bilmiyorum. İçinde çok nefret vardı, ama sebebini de, neye yöneldiğini de bilmiyorum. Bir muamma. Ayrıca sağlıklı bir nefret değildi. Öfke yoktu içinde. Merhametsiz bir nefretti.” Normal insanlar, bu alıntılardan da anlaşılabildiği gibi, saf kötülük konseptini anlayamaz, onunla empati yapamazlar.
John Steinbeck insanların içinde iyiliğin de kötülüğün de olduğunu söyler. İyilik ve kötülük arasında seçim yapabileceğini düşünür:
“Ben dünyanın bir, tek bir hikayesi olduğuna inanıyorum. […] İnsanoğlu -hayatında, düşüncesinde, açlığında ve hırsında, cimriliğinde ve zalimliğinde ve aynı zamanda iyi kalpliliğinde ve cömertliğinde- bir iyilik-kötülük ağıyla kıskıvrak sarılmıştır. Bence tek hikayemiz budur ve aynı hikâye bütün duygu ve akıl düzeylerinde tekrarlanır. Erdem ve Kötülük ilk bilincimizin atkısıyla çözgüsüydü, son bilincimizin de kumaşı olacak.”
Kitapta tamamen kötü olan Cathy’dir, kendi seçimiyle de değil, iyi olma yeteneği olmayan bir karakter. Adam ise tamamen iyi. Lee onun hakkında “iyiliği ve vicdanı öyle boyutlarda ki, neredeyse kusur haline gelmiş” der. Sonuçta Adam ve Cathy evlenir ve çocukları olur. İkiz çocuklardan Aron, Adam’ın; Cal ise Adam’ın kardeşindendir. Aron ve Caleb, Habil ve Kabil’i temsil eder.
Kitapta bu hikâyenin nasıl ele alındığına bakacak olursak, bir gün Sam Hamilton, Adam ve Lee bu hikâyeyi irdelerler:
“Yani Kabil cinayet işlediği için mi kovuluyor?”
“Evet, cinayet yüzünden.”
"Ve Tanrı onu damgalıyor mu?”
“Dinlemedin mi okuduğumu? Kabil’i mahvetmek için değil, kurtarmak için işaretliyor. Onu her kim öldürecek olursa, onu lanetliyor. İşareti onu korumak için koyuyor.”
“Ben Kabil'in bu işten zararlı çıktığı hissinden kurtulamıyorum” dedi Adam.
“Öyle olabilir” dedi Samuel. “Ama Kabil yaşadı, çocukları oldu, Habil ise sadece öyküde yaşıyor. Biz Kabil'in evlatlarıyız.”
İnsanların kardeşini öldürmüş olan Kabil’in evlatları olduğunu söyler ama bundan insanların kötü olduğu sonucunu çıkarmaz. Tanrı, kardeşini öldürdükten sonra Kabil’e günaha hükmedeceğini söyler. Lee, bu kelimeyi araştırır ve özünde hükmedeceksin değil “hükmedebilirsin” dediğini bulur:
“Ama İbranice timşel kelimesi “hükmedebilirsin” bir tercih hakkı sunuyor. Yeryüzünün en önemli kelimesi belki. Yolun açık olduğunu söylüyor. Yani top insanda. Çünkü eğer hükmedebilirsen, hükmetmeyebilirsin de. Anlamıyor musunuz?”
[…] Bu insanı üstün kılan, tanrılar nezdinde ona önem kazandıran bir şey, çünkü zaafına, pisliğine, kardeşini katletmesine rağmen hala büyük tercih hakkı onun elinde. Yolunu seçip mücadele edebilir ve kazanabilir.”
Şöyle devam eder: “Tembellikten, zayıflıktan ötürü kendini tanrıların kucağına atıp, 'Elimden bir şey gelmezdi, yol önceden çizilmişti' demek kolay. Oysa tercihin ihtişamını düşünsenize! İnsanı insan yapan şey. Kedinin tercih hakkı yoktur, arı bal yapmaya mecburdur. Orada ilahi bir durum yok.” Yazar burada Lee üzerinden, seçim yapma özgürlüğü ışığında insanın, sırf atası kötü olduğu için kötü olması gerekmediğine, bu özgürlükle yolunu çizebileceğini dile getirir.
Aron, babası Adam’a banzer: dindardır, kötü hiçbir şey düşünmeyen ve yapmayan, tamamen iyi bir karakter. Adam, Cal’e kardeşi hakkında sorular sorar:
“Aron iyi biri” dedi Cal. “Kötü şeyler yapmaz. Kötü şeyler düşünmez.”
“Şimdi kendini anlatıyorsun.”
“Anlayamadım?”
“Kötü şeyler yapıp düşündüğünü söylüyorsun.”
Cal, Aron’a kıyasla daha “insan”. Çünkü içinde hem kötü hem iyi var. İyi olmak istediğini, kötü şeyler yapmak istemediğini sürekli dile getiriyor ama içinde öyle bir yan olduğunu da inkâr etmiyor. Annesinin nasıl birisi olduğunu öğrendikten sonra, tıpkı onun gibi iyilikten yoksun olduğunu düşünür bir an. Lee bu konuda ona çok kızar:
Cal: “İnsanları anlamakla ilgili dediğin doğru. Ben annemden niçin gittiğini bildiğim için nefret ediyorum. Biliyorum, çünkü o benim içimde."
Lee ayağa fırladı. "Sakın!" dedi sertçe. "Duydun mu? Sakın bir daha görmeyeyim. Elbette içinde taşıyor olabilirsin. Herkes taşır. Ama ötekini de taşıyorsun. Bak, kaldır başını! Bana bak dedim!” Cal başını kaldırıp bitkin bir tonda, "Ne istiyorsun?" dedi.
“Ötekini de taşıyorsun içinde. Dinle beni! Öyle olmasan, taşıyor muyum diye merak bile etmezdin. İşin kolayına kaçma sakın. Kendine atalarını mazeret göstermek çok kolaydır. Sakın ha, senin böyle bir şey yaptığını görmeyeyim! Şimdi bana dikkatle bak ki unutma yasın. Her ne yaparsan yap, sen yapmış olacaksın, annen değil.”
Dediğim gibi Cal içinde iyilik de kötülük de olan bir karakter, ama bir an suçu annesinin kötü olmasına atarak kendini kötülüğe teslim edecek gibi olur. Lee çok kızar; çünkü insanın her ihtimalde seçim hakkı vardır ve iyi olmak da kötü olmak da onun elindedir.
Cal bazen kendini sevilmeyen birisi olarak görmekte, içten içe de sevgiye her çocuk gibi aç. Bazen kötü şeyler yapıyor ve hemen bundan pişmanlık duyuyor:
“Babam, üzgünüm. Elimden bir şey gelmiyor. Sen beni olduğumdan daha üstün gördün. Yanıldın. Keşke bana israf ettiğin sevgiyi ve kıvancı haklı çıkarabilseydim. Sen belki bulurdun bir yolunu, ama ben bulamıyorum.”
Aron Cal kadar karmaşık bir karakter değil. Abra (sevgilisi) Aron’u şöyle tanımlıyor:
“Aron büyümedi. Belki hiç büyümeyecek. O masalı ve masalın kendi istediği gibi sonuçlanmasını istiyordu. Başka herhangi bir şekilde sonuçlanmasına tahammülü yoktu.” Aron’un kafasında dünya oldukça ideal. Üniversiteye giderken kafasında bir üniversite hayali vardır, ama gerçek dünyanın öyle olmadığını görünce üniversiteye geri dönmek istemediğini söyler. Kafasında Abra’yı da o kadar yüceltir ve idealleştirir ki, Abra kendini kötü görmeye ve Aron’un zihninde haline hiç benzemediğini düşünür. Bu onu Aron’dan uzaklaştırır, çünkü Abra Cal’e Aron’a benzediğinden daha çok benzer.
Cal, Şükran Günü’nde babasına hediye vermek ister. Babası hediyeyi reddeder, bu parayı kabul edemeyeceğini çünkü savaştan kazanılan parayı almayacağını söyler. Cal’in, kardeşi Aron’un ölümüne neden olmasının başlangıcı bu reddediliştir. Lee, kitapta reddedişle ilgili şunları der:
“Reddediliş öfke doğurur; öfkenin sonucu, reddedilişin intikamı olan suçtur; suçtan da suçluluk kaynaklanır - işte insanoğlunun öyküsü. Bence reddediliş çıkarılıp atılabilse, insanoğlu farklı olurdu. Belki delilerin sayısı daha az olurdu. İçten içe eminim ki çok sayıda hapishane olmazdı. Her şeyin başı, başlangıcı o. ihtiyacı olan sevgi kendisinden esirgenen bir çocuk kediyi tekmeler, suçluluğunu gizler; bir başkası kendini parayla sevdirmek için hırsızlık yapar; bir üçüncüsü dünyayı fetheder ve her defasında suçluluk, intikam, yine suçluluk.”
Bu reddediş Cal’de öfke ve nefret doğurur. Kardeşini kıskanır, bunu kendisine de itiraf eder. Bir intikam hırsıyla Aron’u annelerini görmeye götürür. Aron, annelerinin ölmüş olduğunu sanmaktadır, Cal onun gerçeği kaldıramayacağını bilerek yapar bunu. Doğru da olur, Aron gerçeği kaldıramaz. Annesinin bir fahişe olduğunu ve onları terk ettiğini öğrendikten sonra gider askere yazılır. Savaşta da ölür. Cal, suçluluk duygusuna dayanamaz, kendini öldürmeyi düşünür bir an. Lee ona oldukça kızar. “Seni sıçan . . . seni aşağılık it. Etrafın iyilikle çevriliyken ... öyle bir şeyi aklından geçirmeye kalkışma! Senin kederinin nesi benimkinden üstün?” Sonra Lee Cal’i Adam’ın huzuruna götürür, ondan onu affetmesini, Cal zaten suçluluk çekerken ondan onu bir kere daha reddetmemesini ister. Reddetmeyerek onu özgür kılmasını söyler çünkü insanın hayvandan tek üstün yanı budur.
Sonuçta Adam Cal’i affeder. Tanrının Kabil’e dediği gibi ona söylediği son söz “Hükmedebilirsin,” olur.