Merhabalar sevgili okurlar umarım iyisinizdir :)
Şükrü Erbaş… Şükrü Erbaş diyince akan sular duruyor… Eğer şiir seviyorsanız muhakkak rastlamışsınızdır kendisine. Eğer okumadıysanız ya listenizdedir ya da herhangi bir dörtlüğüne denk gelmişsinizdir. Şiirleri hayatın içindeki her şeyi içerir. Acıyı, sevgiyi, korkuyu, umudu ve bunun gibi duyguları yaşanmışlıklarıyla harmanlayarak önümüze sunar. Fakat bugün ele alacağımız bu kitap bir şiir kitabından çok fazlası. Benim gözümde bir başyapıt oldu açıkçası.
Muhakkak deneme kitapları okumuşsunuzdur. Ben kendim bir Albert Camus hayranı olarak deneme kitaplarını okumaktan çokça keyif almaktayım. Çünkü yazarlar denemelerinde tecrübeleri doğrultusunda savundukları düşüncelerini çokça güzel aşılar. Bunu yaparken bazen anılarıyla, bazen de oluşturdukları hikayelerle yaparlar. Bundan bahsetme sebebim Camu’dan sonra başka bir deneme kitabını uzun süredir bu kadar çok beğenmemiş olmamdır. Açıkçası bir Türk şairin elinden böyle bir ustaca eser çıkması hem beni gururlandırdı hem de duygulandırdı. Kendisiyle fuarda tanıştığım zaman anlamıştım farklı bir ruha, farklı bir yapıya, ve güzel bir karaktere sahip olduğunu.
“Uzatma artık anlat bize kitabın içeriğinden bir şeyler.” Dediğinizi duyar gibiyim. Şükrü Erbaş bu eserinde kendi yaşanmışlıkları ve felsefik yaklaşımlarla; toplumsal problemleri (hem geçmiş, hem günümüzdeki), duyguları, aşkı, sevgiyi, şiiri, dillerin edebiyatlarını, ilham aldığı şairleri, ırkçılığı ve bunun gibi bir çok konuda çokça sağlam denemeler sunuyor. Okudukça daha da hayran kaldım kendisine diyebilirim. Özellikle kitabın sonundaki soru cevap kısmında verdiği cevaplarda çok hoş hissetmeme sebep oldu diyebilirim. Okumadıysanız veyahut herhangi bir şiir kitabını ya da şiirini okuduysanız, bir fırsat vermenizi kesinlikle öneririm.
Kitapla ve sevgiyle kalın