Işığın Anısı. Zaman Çarkı Serisinin 14. ve son kitabı. Buraya çok uzun bir yoldan geldim. Yalan yok, zaman zaman tükendim, zaman zaman sıkıldım ama hep geri döndüm. Son kitaba, Işığın Anısı'na varmak içindi her şey. Serinin çoğu kitabına bir inceleme girmedim. Bana göre Zaman Çarkı anlatılamaz, yaşanması, okunması gereken bir seri. Buraya detaylı, edebi bir inceleme giremem. Her şeyden önce duygularım buna izin vermez. Ben buraya bu 14 kitapta yaşadığım, hissettiğim duyguları aktarmaya geldim. Dile kolay 12.000 sayfalık bir yolculuk bu, belki de daha fazladır. Bilmiyorum. O yüzden genelden özele giden bir inceleme eklemek istedim. Buraları biraz dolduracağım. O zaman başlayalım. Spoilersız, duygu ve düşüncelerimi eklemeye çalışacağım.
Zaman Çarkı Serisi, benim için Epik Fantastiğin BAŞYAPITIDIR. Robert Jordan bize öyle bir evren kurmuş ki, adım adım ilmek ilmek örmüş her şeyi. Zaman Çarkı, bambaşka bir evrende geçiyor. Bu evrende güç, yani büyü gücü ikiye ayrılmış durumda. Kadınlar, Saidar denen bir gücü kullanıyor ve kadın kullanıcılara Aes Sedai deniyor. Erkeklerin kullandığı güç ise Saidin. Erkek kullanıcılar yok, çünkü Saidin Karanlık Varlık tarafından lekelenmiş. O yüzden erkeklerde güce yani büyüye yeteneği olanlar bir süre sonra delirdiği için Aes Sedailer tarafından avlanıyor.
Bir gün ufak bir kasabaya bir Aes Sedai ve Muhafızı geliyor. Çünkü Karanlık Varlık yaratıklarını oraya göndermiş. Orada Karanlık Varlık için tehlikeli bir şey gizli. Orada 3 tane delikanlı var ve üçü de gelecek için önemli. Aes Sedai onların peşinde, delikanlıların peşinde ise Trolloc denen yaratıklar var. Onlar da kaçıyor, Aes Sedai Moiraine'in peşinden kasabalarını terk ediyorlar. Yanlarında kasabadan 2 tane kadın arkadaşları da peşlerine takılıyor ve kaçıyorlar. 5 genç, 1 Aes Sedai ve 1 Muhafız birlikte.... Ve Zaman Çarkı Serisi işte böyle başlıyor.
Benim bu özetlediğim kısım sanırım 1. Kitabın yani Dünyanın Gözü'nün belki de ilk yüz sayfası bile değildir. Ama aslında her şeyin başlangıcı da burası. Bu 5 genç, senelerce sürecek olan bir maceraya atılıyor. Başladıklarında ne kadar genç olduklarını ve serinin sonunda hepsini yüzlerce yaş almış gibi düşününce ne kadar da çok yol kat etmişiz diyorum. Ne kadar yorulmuşlar, biz okurlar ne kadar yorulmuşuz, onlarla birlikte biz de büyümüşüz gibi hissetmekten kendimi alıkoyamıyorum. Kitabı okumayıp yaşayan birisi olarak belki de öyledir. Onlarla ağladım, onlarla güldüm.
Bu seri o kadar akıllıca kurgulanmış bir seri ki... Şimdi benim yukarıdaki başlangıcımla bu seriyi öyle çocuk serisi gibi düşünmeyin. Çünkü benim yukarıda anlattığım sadece bir başlangıç, minik bir göl... Oysa ki Zaman Çarkı Serisi bir okyanus. Ucu bucağı yok. Her şeyden önce her kitapta çok önemli karakterler giriyor, kötü, iyi ya da gri olan çok fazla karakterle karşılaşıyoruz. Savaş mı? Aslında her kitapta var. Çoğu kitapta yerimde duramadan okuduğum doğrudur. Heyecan hiç düşmüyor ve katlanarak artıyor.
Beni en çok etkileyen şeylerden birisi de bu. Bu Epik Fantastik bir seri. Bir Başyapıt derken çok ciddiyim. Burada bir sürü halkı tanıyorsunuz, her halkın bir sürü farklı özelliği var, dili var, dini ve inanışları var. Her halkın siyasi eğilimi, aile eğilimi, eş seçimleri, kadın ya da erkeklerin bakış açıları çok ama çok farklı. Andorlular, Arad Domanlılar, Tearlılar, İllianlılar, Altarralılar, Amadicialılar, Sınırboylular, Cairhienliler, Beyaz Pelerinliler, Seanchanlar, Aieller,Tenekeciler, Deniz Halkları, Ogierler ve Tar Valon. Buraya eklemeyi unuttuklarım olabilir. Bu halkların hepsinin ayrı ayrı özellikleri, tenleri, renkleri ve siyasi eğilimleri var. Biz bu yolculuğa İki Nehir'den başlıyor ve tüm bu ülkeleri gezerek, fethederek, tanıyarak devam ediyoruz. Siyasi olarak oynanan zekice oyunlar, savaşlar, iyinin kötü, kötünün iyi oluşu ve daha nicelerini yaşıyor, okuyoruz.
Robert Jordan, bir fantastik seri yaratmamış. Bambaşka bir evren yaratmış. Bu zekaya, bu emeğe, bu çabaya nasıl hayran olunmaz? İşin fantastik kısmını bir kenara bırakalım, bu kitapta otorite, despot yönetimler, krallar, kraliçeler, demokrasiler ve daha niceleri var. Hepsini bir seriye sığdırmış. Bir kitapta bir tarafa hak verirken kendinizi diğer kitapta diğer tarafa hak verirken buluyorsunuz. İşte benim anlatmak istediğim de bu. Siyasi oluşumlar, zekice diyaloglar, entrikalar... Her halkı ilgiyle tanıdım, okudum ve yeni karakterlerle tanıştım. Ben hepsinin özelliklerini ayrı ayrı sevdim.
Bu kitapta başlangıçta ortada görünenin aslında bir buzdağının görünen kısmı olduğunu anlıyorsunuz. Okudukça büyüyor, büyüdükçe çarpıcı hale geliyor. Matruşka mı? Binlerce Matruşka bir araya gelse Desen'in yanından bile geçemez. Desen, Zaman Çarkı evreninin geçtiği dünya aslında. Beni en çok etkileyen halklardan devam etmek istiyorum incelememe.
*Aieller.* Elbette ki en başa onları koymasam olmazdı. Size Toh'um olsun istemem. Ben Aielleri çok sevdim. Bazı yerlerde beni delirttiler, kıt kafalı olmaları çıldırttı ama başından beri bozulmayan kısmı yoluna sadık kaldı. Serinin sonlarında onların da yaptığı çoğu hatayla yüzleştik elbette ama ben Mızrağın Kızları'nı ve Bilgeleri çok sevdim. Kızlar'ın yeri benim gönlümde çok ayrı oldu. Bu halk öyle özel bir halk ki... Kızsanız da sevmekten kendinizi alamıyorsunuz. Gururları, savaşçı özellikleri... Çok seviyorum.
*Tenekeciler.* Yine çok ama çok sevdiğim halklardan birisi. Ölüyorsunuz diye çığlık atmak istedim. Onları okurken bazı yerlerde çıldırdım. "Kendinize gelin, ölüyorsunuz" diye çığlık atmak istedim. Ama onlar hiç yollarını bozmadı. Kendilerini bozmadı ve mutlulukla Yaprağın Yolu'nu takip ettiler. Ölseler bile. Çünkü onlar savaşmıyor, savaşa karşılar. İnsan öldürmeyi. Onları öldürseler bile, Tenekeciler gezer, eğlenir, dans eder, şarkı söyler. Ama savaşmaz. Bu evrende insanlar ne kadar cahil ya da fakir olurlarsa olsunlar, onurları var. Ben buna hayran kalmadan edemedim.
*Sınırboylular.*En ama en sevdiklerimden. Böyle gururlu ve savaşçı bir halka kim hayran olmaz? Toprağını asla bırakmayan, korkmayan, kaçmayan ve savaşan bir halk. Sınırboylular taş gibi sert gözüküyorlar ama onlara hayran kalmadan edemiyorsunuz. Karanlık Varlık'a en yakın toprakları canları pahasına savundular. Ben onları çok sevdim.
*Tar Valon.* Aes Sedai'ler. Açıkçası hiç sevmiyordum. Beni deli ediyorlar. Aşırı katı kuralları, aşırı büyük egoları... Son ana kadar beni çıldırttılar. Ancak yine de mücadele ettiler. Kendi içlerinde eğildiler, büküldüler ama yıkılmadılar. Sonunda yine dimdik ayağa kalktılar. Onlara kızsam da yine de onlarsız olmazdı.
*Andorlular.* Aslanlar. Onları da çok seviyorum. Hepsi gururlu, asil ve güçlüler. İki Nehirlileri de buraya dahil edebilirim. Güçlü ve onurlu savaşçılar. Ben çok seviyorum. Kraliçelerini de. Kendilerini de.
*Seanchanlar.* İlk başta nefret etmiştim ama açıkçası sonradan sevdim. Onlar da tamamen kötü değildi. Onlar da kendi içlerinde kendi doğrularıyla yaşıyordu. Bana tuhaf gelen onların yaşam şekliydi. Her şey burada başlıyor işte. Robert Jordan size önce nefret ettirip sonra sevdiriyor, önce sevdirip sonra nefrette ettirebiliyor. Kalem diye buna derim ben.
Ben tüm halkları ayrı ayrı çok sevdim. Sharalılar hariç. Onlara nefretim baki. Diğerlerine gelecek olursam, her ülkeyle tanıştığıma çok sevindim. Hepsi kendine has eğlenceliydi.
Şimdi en sevdiğim karakterlere geçmek istiyorum.
*MATRİM CAUTHON*
Benim en sevdiğim karakter. İlk başta kendimi paraladım. Rand'i daha çok seviyorum diye. Hatta uzunca bir dönem Mat'ten nefret ettim. Ama bu karakter o kadar kendini aştı ki... Mat'i çok sevdim, onun bölümlerini okurken inanılmaz eğlendim. Hemen onun bölümleri gelsin istedim. Tüm seri boyunca en dürüst bulduğum ve en çok sevdiğim karakter kesinlikle Mat. Ondan ayrılmak çok zor oldu. Arada özlediğim zaman dönüp sahnelerini okur muyum? Kesinlikle okurum.
Serinin 1. kitabına ilk başladığımda henüz delikanlıydı. Kafasına kürekle vurmak istiyordum. Sonra büyüdü. Yine kafasına kürekle vurmak istedim ama sarılmak da istedim. O çok ama çok başka bir karakter oldu. Bana göre tüm serinin en renkli, en olmazsa olmaz karakteri. O olmasaydı bu seriye bu kadar bağlanır mıydım? Bilmiyorum. Benim için o kadar seriyi kalkındıran bir karakter oldu. Mat'le vedalaşmak beni çok üzdü ve yordu. Okuduğum diğer tüm romanlar içinde hep en favori karakterlerimden birisi olarak kalacaksın. Elveda!
*RAND AL'THOR*
Kitabın başından itibaren en sevdiğim karakterlerden birisi. Normalde en sevdiğim karakterdi ama Mat onu tahtından etti. Rand'i çok seviyorum. Keçi kadar inatçı, tam bir koyun çobanı ama onu çok seviyorum. Çünkü o çok acılar çekti, okurken ben de onunla birlikte ağladım, onunla güldüm desem yeridir. O, bizimle birlikte büyüdü. Asi bir ergenden, olgun bir adama dönüştü. Bir kahraman oldu. Rand'i çok seviyorum. Çok başka bir karakterdi. Katman katman, sürekli kendine bir şeyler kattı. Sorumluluğunu aldı ve taşıdı.
Kitabın en önemli mottosuyla ilerledi.
*Ölüm Tüyden Hafiftir. Görev Dağdan Ağır.*
Hep bu doğrultuda ilerledi, fethetti, aşık oldu ve büyüdü. İyi ki seninle tanışmışım Rand Al'Thor. Çok yoruldun, yorulduk. Artık dinlenme vaktin geldi. Elveda!
*EGWENE AL'WERE*
Küçük kızım. İnatçı kızım. Asla arkadaşlarından ayrılmayan, peşlerine takılan ve onlarla büyüyen kızım. Çok sevdiğim karakterlerden birisi. Beni delirttiği de çok oldu. Bazen saçını başını yolmak istedim. Ama hep dik durdu ve asla çizgisini bozmadı. Katır gibi bir inatla devam etti. Çok başka bir karakter oldu. Sürekli kendisini geliştirdi. Ve bazı yerlerde acıyı karşıladı. Eğildi, büküldü ama kırılmadı. Onu kıramadılar. Çok sevdiğim bir karakter oldu. Serinin en renkli, en ilgi çekici ve en şaşırtıcı karakterlerinden birisi oldu. Seni de çok sevdim Egwene. Artık sevdiğine kavuşma vaktin geldi. Elveda!
*NYNAEVE AL'MERA*
Öfke Kadın. Adını düşündükçe bir yerlerden öfke krizleri geçirecek gibi geliyor hala. Tüm seri boyunca en çok nefret ettiğim ama yine de orada olmasını hep sevdiğim bir karakter oldu. Gerçekten bazı zamanlar nefret ettim. Boğmak istedim. Ama yine de ondaki o güçlü duruşa hayran da kaldım. Hep dik durdu, bildiğini okudu ama tüm bu öfkenin içinde herkesi iyileştirmek için elinden geleni yaptı. İyileştirmek için çaba harcadı ve hiç vazgeçmedi. Ne kadar kızsam da bu seri onsuz asla olmazdı. Asla aynı tadı vermezdi. İyi ki varsın Nynaeve Al'Mera. Ne kadar kızsam da sensiz olmazdı. Çok yoruldun, artık dinlen. Elveda!
*PERRİN AYBARA*
Perrin hikayede en omurgalı karakterlerden birisiydi. Onu sevdim ama sevmedim de. Beni tam olarak hiçbir zaman içine çekmedi. Bir türlü tam olarak sevemediğim bir karakter oldu. Sürekli karım da karım demesi beni aşırı sıktı, sinir etti. Neyse ki yapması gerekenler konusunda omurgalı davrandı. Perrin'i sevmedim diyemem ama tam olarak sevdim de diyemiyorum. Beni Nynaeve'den daha fazla kızdıran birisi varsa o da Perrin'di. Ama yine de kitaba apayrı bir hava kattı, onun yeri de bambaşkaydı ve asla doldurulamazdı. O yüzden onsuz olmazdı. Artık karına kavuşabilirsin. Elveda!
*AL'LAN MANDRAGORAN*
En sevdiğim karakterlerden birisi. Taçsız Kral. Son Malkier. Seri onsuz asla olmazdı. Onun kılıç yetenekleri, karakteri ve acısını içinde yaşayışı... Lan bambaşka bir karakter. Onun bölümlerini okurken inanılmaz eğlendim. Savaş sahnelerinde Lan varsa tamamdır, kazanırız diyerek okudum resmen. O hep büyük bir karakterdi ama giderek daha da büyüdü. Beni son kitapta biraz kızdırdı. Erken görmesi gereken şeyleri geç gördü ama olsun. Yine de onu çok seviyorum. Artık biraz dinlen. Elveda!
*MOİRAİNE DAMODRED*
Her şeyin başı olan kadın. Başta çok sevdim, sonra çok kızdım ama yine de hep oradaydı. Hep değer verdiğim birisi oldu. Hedefleri ve idealleri için her şeyi göze aldı. Eğildi, büküldü ama kırılmadı. Rand'i bir nevi o büyüttü. O olmasa olmazdı. Ona da veda etmek istedim. Elveda!
*ELAYNE TRAKAND*
Yine seride en sevdiğim karakterlerden birisi. Çok asil, çok güçlü ve asla pes etmiyor. Arkadaşlarıyla inançları uğruna mücadele eden, seride giderek daha da güçlenen bir karakter oldu. Bir kadının neler yapabileceğini, ne mücadeleler vereceğini çok iyi gösteren bir karakter oldu. Özellikle son kitapta. Spoiler vermek istemiyorum ama her sahnesine hayran kaldığım, her sözünü ayrı sevdiğim bir karakter oldu. Artık mutlu ol. Elveda!
*MİN FARSHAW*
Min. Seriye başladı başlayalı kendi inadı, kendi mücadelesi ve daha niceleriyle çok sevdiğim bir karakter oldu. Sürekli koşturdu, sevgisi uğruna hep mücadele etti ve asla yılmadı. Onsuz bu kitap olur muydu? Asla olmazdı. Min hep oradaydı. Bazı sahnelerde okurken ama Min oradadır diye düşündüğüm çok oldu. Kitapta bir yerde sırtımızı Min'e dayadık. O izin vermez dedim. Okurken varlığı beni hep mutlu etti. Artık sen de dinlen. Elveda!
*AVIENDHA*
Mızrağın Kızı. En ama en çok sevdiğim karakterlerden birisi. Kendi içinde şaşmaz doğruları, mücadelesiyle çok ama çok seviyorum. Aviendha'yı başından beri okurken çok sevdim. Bazı yerlerde saçma düşündüğünü düşünsem de kızsam da yine de hep severek okudum. Aielleri çok seviyorum, Aviendha'yı ise hepsinden çok. İyi ki varsın Aviendha. Şimdi biraz dinlen. Elveda!
*THOM MERRİLİN*
Hep orada bir yerde beklediğim, kesin bir yerlerden çıkar şimdi dediğim adam. Thom'u da hep çok sevdim. Kendine has sırlarıyla çok eğlenceli bir karakter olarak gördüm hep. Özellikle Mat ve Thom hep yan yana gelmeliydi. Çok sevdiğim karakterlerden birisi olacaksın hep. Artık kaldığından yerden devam edebilirsin. Elveda!
*LOIAL*
Benim tatlı Ogier'im. Dev katibim. İyi ki seni tanımışım. En sevdiğim ve seriyi sırtlayan karakterlerden birisi. Yeri doldurulamaz, iyi ki hep vardı. Ogierlerin bazı sahnelerinde çok güldüm. Kendilerine has özellikleriyle serinin en güzel yanlarından birisi oldular. Sonunda yurduna geri dönebilirsin. Elveda!
*TUON*
Seriye çok sonradan giren bir karakter olup da bu kadar sevdiğim tek karakter diyebilirim. Diğerleri hep başından beri orada olan karakterlerdi. Ama Tuon çok sonra girip kalbimi çok çabuk fetheden bir karakter oldu. Kendine has çizgisini hiç bozmadı. Ben onu çok sevdim, sahnelerini de baya ilgiyle okudum. İyi ki sonradan da girse seriye girmiş. Onsuz olmazdı. Artık Knothai'ne kavuşabilirsin. İyi ki seni tanımışım. Elveda!
Tüm karakterleri ayrı ayrı çok sevdim ama yukarıdakilerle özel olarak vedalaşmak istedim. Tüm seri boyunca çok güldüm, çok kızdım, çok ağladım ve hepsiyle duygusal bir bağ kurdum. Onları iyi ki tanımışım, yolculuklarına eşlik etmişim. Onlar ve diğerlerine. Zaman Çarkı Serisi ailem gibi oldu. Yeri benim için doldurulamaz bir seri oldu. İleride özleyince kesin tekrar döner okurum. Bir merhabalaşırım diye düşünüyorum.
Robert Jordan böyle bir yazar. Bir aile yaratmış ve bizi de o aileye katmış. İyi ki onunla tanışmışım. Beni en çok üzen konulardan birisi kesinlikle Robert Jordan'ın yarattığı bu evreni bitiremeden vefat etmeseydi. Hikayesi resmen yarım kalmış ve biz sonunu asla öğrenemeyecektik. Ancak eşi Brandon Sanderson'la görüşüp seriyi ona emanet etti ve böylece yazılması gereken son yazıldı.
İki yazarın kalemi kesinlikle çok farklıydı. Bana göre Robert Jordan daha detaycı, daha ince ince anlatan ve bazı şeyleri okur bilir gibi anlatan bir yazardı. Kaleminin güzelliği su götürmez tabii ki. Brandon ise detaycılıktan ziyade daha akışta, aksiyonu hızlı ilerleyen bir yazar oldu. Ancak asla karakterlerin bağlamından kopmadı. Karakterleri bize çok iyi yansıttığını düşünüyorum. Bu final kitaplarını Robert yazsaydı bana göre 14 kitap değil 16 - 18 kitap arası olurdu. Brandon'ın kalemi daha farklı olduğu için 14 kitapta bitirdiğini düşünüyorum.
Okurken bazı yerlerini Robert yazsaydı nasıl olurdu diye çok düşündüm. Sonra baktım üzülüyorum, düşünmemeye karar verdim. Ancak diyebileceğim tek bir şey var. İyi ki bu seriyi Brandon Sanderson tamamlamış. Şahane bir yazar olduğunu düşünüyorum. Kalemine hayran kaldım ve kalan tüm kitaplarını da okumak istiyorum. Umarım serilerini final yapar da ben de alıp hepsini okurum. Başka bir yazarın eserini, karakterlerini alıp da onların doğasını böyle bozmadan bir başkası yazabilir mi? Bilmiyorum. Zaman Çarkı çok başka bir seri. Her halkın, her karakterin ayrı bir dinamiği var ve bence Brandon kesinlikle bu dinamiği bozmamış. İyi ki seriyi o tamamlamış diyorum.
Zaman Çarkı'nın Son Savaş'ı. Beklenen son. Ben bu sonu soluksuz okudum. Seri benim için ikiye ayrılıyor. İlk 8 kitap ve sonrası. Çünkü ben ilk 8 kitabı nereden baksanız 2 yılda belki de daha uzun bir sürede zamana yayarak okuyup son 6 kitabı ise 50 günde okuyan birisiyim. Seri ilk 8 kitapta ilmek ilmek işleniyor ve karakterler büyüyerek olgunlaşıyor. Son 6 kitapta ise olaylar birbiri ardına akmaya başlıyor ve desen herkesi varması gereken noktaya doğru sürüklüyor. Puzzle gibi, herkes olması gereken yere, yaşaması gereken acıları yaşayarak geliyor.
Serinin 8. kitabından sonra olaylar öyle bir hızlanıyor ki elinizden bırakamıyorsunuz. En azından ben bırakamadım. İlk 8 kitap kötü mü? Tabii ki değil. Benim gözümde hepsi ayrı bir şaheser. Ama o kitaplarda henüz yolumuz var. Adım adım büyüyorlar. Bu yüzden o kısımları ben sindirerek, zamana yayarak okumak istedim. Bu serinin devamı olmadığı için elimden geldiğince geç vedalaşmak istedim. Bu yüzden uzattım.
Epik Fantastik okurları bilir. Bazı serilerde Son Savaş'ı bekleriz, bekleriz, bekleriz. Mükemmel olmalıdır ama Son Savaş'a geldiğimizde binlerce sayfa okuduğumuz serilerin son savaşı 7 sayfa (GERÇEKTEN 7 SAYFA OLAN SON SAVAŞ OKUDUM), 50 sayfa ya da 100 sayfa olur. İçten içe Zaman Çarkı'nda da öyle olacak diye çok korktum. Ancak Brandon Sanderson bizi savaşa doyurdu. Gerçekten tam 1000 sayfa soluk soluğa savaştık. Heyecan hiç bitmedi, savaş asla bitmedi. Şahane bir yazar diye boşuna demiyorum. Soluksuz okudum resmen. Değdi mi? Değdi diyorum. Bu Savaş olması gerektiği gibi yazılmıştı. Daha azını asla kabul edemezdim ki zaten 12. ve 13. kitaplarda savaşa hazırlıktı. Onlarda da savaş vardı ama olsun. 14. Kitapta nasıl olacak diye çekinmiştim. 1000 SAYFA SAVAŞTIK. Brandon Sanderson serinin hakkını verdi. Yazar, en favori yazarlarımdan birisi oldu. Sanırım artık ne yazsa okurum. Kendisine öyle aşık oldum.
Epik Fantastik sevenler, Zaman Çarkı serisi uzun diye gözü korkanlar, sakın korkmayın. Hemen başlayın. 12.000 sayfanın su gibi aktığını görünce beni anlayacaksınız. Bana göre bu kitap bir BAŞYAPIT. Mutlaka okumalısınız. TÜM SERİYE PUANIM 100/10. EN EN EN YILDIZLISINDAN.
*Rüzgar gibi geldi, rüzgar gibi her şeye dokundu ve rüzgar gibi geçti.*
*Bu rüzgar son değildi. Zaman Çarkı dönerken sonlar yoktur ve asla olmayacaktır.Ama bir sondu.*
*BURADAN SONRASI SPOİLER İÇERİR*
Son Savaş harikaydı. 1000 sayfa dolu dolu savaştık. Ben çoğu kısmı sevdim. Genel olarak hayran kaldım. Kimse pes etmedi. Herkes ayrı savaştı ama beni Egwene ve Gawyn çok üzdü. Çok ağladım. Egwene müthiş bir karakter oldu. Hep kendine kattı, hep ilerledi ve hep güçlendi. Sonunda herkesi korudu. Açıkçası Taim'in sonunun Rand'in elinden olmasını dinliyordum ama yazar bize güzel bir son yazmıştı. Kara Kule'nin sonu Beyaz Kule'nin elinden oldu. Sonunda Tar Valon Alevi'ni gördük ama keşke Egwene ölmeseydi. Işık! Onun ölmesine hiç hazır değildim.
Yine Min'in Son Savaş'ta daha fazla rol oynamasını istiyordum. Seanchanlar'da baya işe yaradı ama ben Min'in Rand'in yanında olmasını isterdim. Açıkçası o kadar okuduğu kitaplardan başka bilgiler de görmesini beklerdim. Min'den beklentim çok daha yüksekti. Açıkçası o konuda biraz yarım kaldım. Beni tatmin etmedi.
Nynaeve ve Moiraine. Moiraine o kadar olmasa da Nynaeve'in son savaşta rolünün daha fazla olmasını beklerdim. Çünkü Moiraine çok uzun süredir yoktu zaten. Onun yokluğuna alışmıştık. Bana çok az geldi. Nynaeve olmasa olmazdı ama yine de ben ona daha fazla rol biçilsin isterdim. Nynaeve'in yaptıkları da beni tatmin etmedi açıkçası. Burada çok düşündüm. Seriyi Robert yazsaydı daha farklı olur muydu diye. Bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz.
Rand, sanki öngörmüş gibi Merrilor Çayırı'nda başlattı her şeyi. Ve Son Savaş oraya taşındı. Merrilor'dakilerin savaşmasına hayran kaldım. Zaten kitabın başlarında çıldırmıştım. Mat komutan olmalı diye ve sonunda oldu. Matrim Cauthon. En sevdiğim karakter. Harika bir savaş yönetti. Ben çok sevdim. Bu kitapta hiçbir şey oldu-bittiye gelmedi. Dolu dolu savaştılar.
Perrin'in kurt düşlerinde sonunda katili avlaması çok güzeldi. Ancak bana göre çok geç ilerledi. Perrin beni yoran bir karakter oldu. Sevdim ama sevmedim de. Neden bilmiyorum bir türlü tam ısınamadım ama kurtlarla arasındaki diyalogları çok sevdim. Kurtların intikamını almasını ayrı sevdim. Kurtlar ve o çok tatlıydı.
Rhuarc. Kitabın başından beri çok sevdiğim karakterlerden birisi oldu. Sağlam karakteri, dik duruşu... Onun ölümünün Aviendha'nın elinden olması beni çok etkiledi. Çok üzüldüm. Açıkçası Shayol Ghul'deki savaş bana biraz daha yüzeysel geldi. Brandon Sanderson, Merrilor Savaşı'nı çok güzel yazmıştı. Ama ben Shayol Ghul'deki savaşı biraz daha detaylı okumak isterdim. Oradakiler sürekli savaştı ama Ituralde'nin düşmesinden sonra oradaki savaş sahneleri aşırı savruk geldi bana. Belki yazarın istediği buydu. Bilmiyorum. Aviendha'nın ve Cadsuane'nin daha hızlı önlem almalarını beklerdim. Özellikle Cadsuane gibi bir Aes Sedai'nin Graendal'a daha hızlı önlem alması gerekirdi. Onların savaşını daha detaylı okumak isterdim.
Kısacası Merrilor'da savaş çok detaylı ve güzeldi ama Shayol Ghul'un daha detaylı olması gerekirdi. Beni tatmin etmedi.
Elayne beni en çok etkileyen karakterlerden birisi oldu. Sürekli savaştı. Çok sevdiğim bir karakter haline geldi. Baştaki şımarıklığını üstünden atıp harika bir kraliçe oldu. Elayne'in o madalyonlardan biraz daha üretip savaş alanında dağıtsa süper olurdu. Birgitte'in sonunda Elayne'i kurtardığı yere kadar ödüm koptu. Ama sonunda kurtuldu. Birgitte'in boru sonrası dönüşünün zamanlaması çok iyiydi.
Sharalılar son anda büyük bir sürpriz oldu bana. Asla beklemiyordum. O yönden oldukça ilginç oldu. Gölgeyle birlikte savaşan insanlar. Nasıl bir akıl tutulması yaşadınız siz? Sürekli kapalı olup önemsenmemeleri kötü oldu. Önceden o halkın arasına sızılabilir miydi? Bilmiyorum.
Olver. Seriye renk katan çocuk kahramanım benim. Son sahnelerde ödüm koptu ama Olver'in yerini de sonunda görmüş olduk. Olver'in boruyu çalması çok güzel bir olaydı. Ben çok sevdim. Mat yerine Olver daha güzel oldu bence.
Demadred ve Lan. Başından beri içimden Lan öldürmeli dedim. Ve sonunda Demadred'i Lan öldürdü. Al'Lan Mandragoran. Savaş sahneleri çok mantıklıydı. Demadred gibi büyük bir terkedilmişi öldürmek öyle kolay olmamalıydı. Bu uğurda feda edilenler, Demadred'in asasını Taim'e vermesi ve sürekli güçten düşmüşken öldürülmesi çok mantıklıydı. Başka türlü ölseydi bana mantıksız gelirdi. Merrilor'daki savaş çok detaylı düşünülmüştü ve sahneler çok hoşuma gitti.
Rand ve Karanlık Varlık arasındaki savaş... İmgelerini yarıştırmaları çok hoşuma gitti. En çokta Rand'in Karanlık Varlık silinirse olacaklara yönelik yaşadığı aydınlanma çok güzel oldu. Karanlık olmasa Işık, Işık olmasa Karanlık da olmazdı. Denge önemliydi. Rand, son anda yanlışından döndü. İkisinin savaşı güzeldi ama Moridin'le olan en sonda zindanı kapatırken olan kısmı ben biraz daha zorlu beklerdim. Karanlık Varlık'ı çok çabuk ele geçirdi. O kısım beni bir tık tatmin etmedi. Çok güzel yazılmıştı ama biraz basit oldu gibi geldi.
Sonunda hep Rand ölmeyecek dedim. Başından beri ölecek diyoruz ama bizi şaşırtacak ve ölmeyecek. Ve sonunda Rand kurtuldu. Yaşayamadığı gençliği yaşamak üzere gitmesi çok güzeldi. Sadece kadınlar bunu çok belli etti. İnsan, biraz numaradan ağlar. Bu kadar da belli edilmez.
Kitabın sonunda herkes sevdiğine kavuştu. Ama ben daha büyük bir veda okumak isterdim. Egwene'e, Gawyn'e, Birgitte'e, Rhuarc'a, öldü sanılan Rand'e ve diğerlerine... Giden herkese.... Zaman Çarkı Serisine bu incelemeyle veda ediyorum. 0. Kitabı hala okumadım. Bari o kalsın elimde. Biraz yaşananları sindirdikten sonra 0. kitabı okumak istiyorum. Kendimi henüz hazır hissetmiyorum. Bu seri en sevdiklerim arasında yerini aldı. Hatta en sevdiğim diyebilirim. Biraz uzun bir inceleme oldu. Okuduğunuz için teşekkürler. Güle güle Zaman Çarkı.
*Rüzgar gibi geldi, rüzgar gibi her şeye dokundu ve rüzgar gibi geçti.*
*Bu rüzgar son değildi. Zaman Çarkı dönerken sonlar yoktur ve asla olmayacaktır.Ama bir sondu.*