Gönderi

Hain terk edişlerin dönüşü
Puan vermedi·88 syf.··
2025 23. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 23 Şubat 2025 21:04
“Bir zamanlar zamanın bittiği resimli bir öykü düşünmüştüm. Ölümün pençesine düşmüş bir adamın öyküsüydü. Ya da isterseniz gelecekteki bir Crusoe’nun öyküsüydü, diyelim, ailesinin, arkadaşlarının ortasında deniz kazası geçirmiş, denizde mahsur kalmış bir Crusoe değil, yılların ortasında mahsur kalmış bir Crusoe. (55. syf.)” Dönüş’ü özetleyen bu berceste pasaj şiirselliğinin yanında karşılaştırmalı edebiyat imkânı sunduğu için epey hoşuma gitti. Pek sevdiğim Robinson Crusoe’nun kendi hayallerini gerçekleştirme uğruna büyük badireler atlattığı bilinen bir gerçek. Kişinin bu uğurda yolunu çizmesinde bir kabahat yok. En azından ıssız adada mahsur kaldıktan sonra Crusoe’nun sıla hasreti de çektiği ve mahkûmiyetten kurtulma gayreti herkesçe malum. Ancak memleketinden kaçan Nestor Fabris’in serüveni bir kaçış ve yüz üstü bırakma hikâyesinden ibâret. Pek sevdiği Marta’nın oğlunun ricasıyla onlarca sene sonra memleket saydığı Roma’dan reddimemleket eylediği ülkeye dönüşü bir zaman kırılmasını andırıyor. Öyle bir kırılma ki Zamanın Uçurumu’ndaki (#266168418) Nathaniel Wingate Peaslee’nin 1908’deki beden işgaliyle kaybettiği son beş senesinin ardından 1913’te uyandığında, işgalden birkaç milisaniye evvel söylemekte olduğu söze devam etmesi gibi acayip bir durum söz konusu. Ancak gerçeğin yitip hayalin başladığı çizgi bulanık olduğu için okurun da tıpkı Fabris gibi vuku bulanı kavrama gücü gerilebiliyor. Yine de çeşitli anlam katmanlarına sahip olan kurgu kendini okutacak hafiflikte bir olay örgüsü üzerinden ilerliyor. !!Heveskaçıran içerir: Hayali fark ettiğimiz satırlarda, çağımız edebiyatının önemli bir kısmını oluşturan kimlik bunalımı ve yabancılaşma temalarının farkına varılıyor. Fabris’in üzerine sünger çektiği mazisi, parçası olduğu hakikat; geçmişin özneleriyle bir bir sahneye çıkıp da esrarlı perdeyi araladıkça kahramanın belki samimiyetsiz belki de tekinsiz sayılabilecek hasret gösterisi okurun damağında kekremsi bir tat bırakıyor. Nitekim, kurgunun son sayfalarında Marta’nın ihanete uğramış kadınlara mahsus acı ancak gizli öfkeyle de dolu sözleri Fabris’in kalıbını çıkarmaya yardımcı oluyor. Fabris, geçmişi kendi eliyle icat etmiştir. Yirmi yıl aradan sonra döndüğünde, her şeyi bıraktığı gibi bulma tamahkârlığı kendi belleğinin bir oyun çevirmesine neden oluyor. Vaftiz oğlunun, aslında kendi öz oğlu olduğu gibi bir neticeye de ulaşabileceğimiz satırların öncesinde oldukça masum bir portre çizmektedir: Protestolar şiddetlenmiş, polis baskısı artmış, o da Marta’yı kalabalığın içinde kaybetmiş ve sonra anne babası onu zorla Roma’ya göndermiş. Bu arada Marta’ya ulaşamamış, zaten onun güneye gittiğini başkasına âşık olduğunu söylemişlerdi. Fabris de eyvallah demiş, Roma’yı kendi yurdu bellemiş ve hatta terkimemleket eylediği yeri artık sıla olarak da görmemeye karar vermiş. Marta’ya kendini savunacak olduğu sözlerden biri şuydu: “Sonra seni aradım, hiç kimse senin nerede olduğunu bilmiyordu. İnsanların çoğuyla konuşamıyordum, çok tehlikeliydi. (s.64)” Yani, çevresi Fabris’i kati suretle istememesine rağmen Marta onu savunmuş ve onunla birliktelik yaşamış. Ancak o, korkaklık edip Roma’ya kaçmış. Her şeyi geride bırakarak. Şimdiyse, diğer arkadaşlarını, Marta dahil hepsi ölmüş olan arkadaşlarının nostaljisini yaşama cüreti gösterir. Ancak büyük bir keşmekeşin için sürüklenen Fabris açlık ve susuzluk içinde tek tek arkadaşlarıyla karşılaştığı bu şehrin dolambaçlı ve burgacı andırır caddelerinde, sanki hiçbir reddetme ve mukavemet etme gücü olmayan zavallı biri hâline dönüştüğü bir rüyadaymış gibi sorular sorar ancak konuşan, kendini övercesine konuşan yalnızca odur; görmüş geçirmiş diğerleri ise maziden kopup gelen birtakım sözlerle canlıymış gibi yanıt verir, hepsi o. Ardından tarih hocası onu otobüsle Marta’yla konuştuğu o gizemli yere götürür. İşkencecilerin de kurbanların da bir arada olduğu huzurlu tuhaf bir yerdir burası. Fabris’in hakiki yüzünün açığa çıktığı konuşmanın ardından geri dönme vakti gelir. Gel gör ki dönüş bileti yoktur, orada mahsur kalır, tuhaf bir kabullenmişlikle o sırada duran otobüsün getirdiği yeni yolculara rehberlik etmeye gider. Bu zaman dilimi bir nevi araf gibidir ve kahramanın bu mahsuriyetten pek şikayetçi olmadığı intibası uyanır. Sanki, kimliğini bulmuş gibidir. Bu öykümen, sürgün gibi gösterilen ancak esası kaçmak ve kurtulmak olan gidişlerin, ihanetlerin, terk edişlerin büyük bir eleştirisi mahiyetinde. Ancak, kitapçının tekine göre gidenler Avrupa’daki cennet bahçelerine kavuşmak için kendi krallıklarını reddetmiş ve hizmetçi odasına tıkılmıştır (27. syf.). Daha fazla içerik için yazı defterimi ziyâret edebilirsiniz: evcimenkalem.wordpress.com
Edebiyat
DönüşAlberto Manguel · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2018337 okunma
·
470 Gösterim
1 Yorum
Kitabın sayfa sayısı ve son cümlesini benimle paylaşır mısınız rica etsem☺️
Evcimenkalem
Gönderi Sahibi
Ne yazık ki şu an elimde değil 🌼🌾
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.