Puan vermedi·536 syf.····Okunma: 24 Şubat 2025 17:21 Anlatıcımızın kelimeleri ile başlayalım istedim bu yol hikayesinin bizde bıraktığı o derin duyguların anlatımına...
"Taht-ı Süleyman'dan her nasılsa gökten düşen elma gibi Trabzon'a düşüvermiş dedemin hikâyesi sade çizgileriyle belliydi aslında. O, Tebriz, Batum, Tiflis, Bakü hattında halı ticareti yapan bir tacir. Batum'da bulunduğu sırada Bolşevik İhtiläli patlak verip sınırlar kapatılınca bir daha Tebriz'e dönememiş, Trabzonlu bir motorcunun yardımıyla onun şehrine kaçmış, İstanbul'a geçmek niyetiyle Trabzon'a şöyle bir uğradığını sanmış ama büyükannemle evlenince burada kalmış. Büyükannemin de hikâyesi belli, o da 1916'da Rus işgaline uğrayan Trabzon'un İstanbul'a kadar gidip dönen muhacirlerinden biri. İki ırmak onlar. İkisinin de birleşip büyük bir ırmağa dönüşmeden önce ayrı ayı akıp geldikleri kumullu yataklar, mecralar, kimyalar var. Benim var olmam için birbirine doğru akmış bu iki ırmağın birleştiği yerde milyonlarca ihtimal arasında mümkünlerden bir mümkünüm sadece ben. Öyleyse mümkünümün yola çıkış anını, ırmaklarımın kaynağını bulmam gerek. Dedemin bile başaramadığı şeyi başarmak yani: geri dönmek. Başlangıç noktasına ittiba etmek. Gitmek..."
Kimilerine göre bir sevda hikayesi olsa da söylemek isterim ki bunu da çok iyi aktarıyor ama aslında benim için daha çok savaşın yıkımını, boş yere dökülen kanları, kaybettiklerimizi bir daha bir daha hatırlarımıza getiren bir okuma oldu.. Bir çok yerde eminim ki siz de benim hissettiğim öfkeyi hissedip içinizden söveceksiniz yıllar yıllar geçiyor tarihimizden ders almayıp yönetsel hataları tekrar tekrar yapıp biz bu acıları farklı farklı şekillerde niye yaşamaya devam ediyoruz diye... Ben oldum olası çok karakterli, büyük aileli kitapları sevmişimdir.. Eğer siz de öyleyseniz o zaman sizlere tanıştırmak istediğim bir kaç kişi var... Kimler mi?
Setterhan, Azam, Piruz, Mirza han, Çiçek hala, Sofya, Vasili...
Zehra, İsmail, Celil Hikmet, Hacı bey, Büyükhanım, Siyanuş hanım, Anuş, Hasan ve tabii ki Masal...
Hikayemiz, anlatıcımızın dedesinden kalan eski resimlerin içine girip görünmez olarak o ana ortak olmasıyla sanki fantastik bir kurguyla ilerleyecek gibi gözükse de aslında betimlemeleri ve kelime kullanımı ile bir çok duyguyu yaşatmayı çok iyi başarıyor ve sanki siz de onunla orada o gerçek ana tanık oluyorsunuz... O eski Trabzon'u göresim geldi, Tebriz halıcılar çarşısına gitmek istedim hatta çölün ortasındaki Yedz'e bile gitmek istedim... Ve eminim ki siz de 530 sayfa boyunca duygudan duyguya girecek ve kitap bir an önce bitsin ile daha bitmesin arasında kalacaksınız... Kalemine sağlık Nazan Bekiroğlu...
Ve son söz....
# Sen öyle çağırmasan ben böyle gelmezdim #
& Ben böyle çağırmasam sen öyle gelmezdin &
....keyifli okumalar....
Çok olmaz ama eğer olur da merak edip buraya kadar okuyan olursa buradan sonrası için spoiler uyarısı yapmak isterim..
Savaşın acı yüzüne; Zehra'nın dedesi Hacı Bey'in bacağını kaybettiği 93 harbi ile (1877-78), Zehra'nın kardeşi İsmail'i kaybettiği Balkan savaşı ile (1912-13), Rusların Trabzon sınırına dayanması sonucu halkın dramatik muhacirlik yoluna düşmesine (1916) ve bu yolun tüm dehşetine, vahşetine ise Zehra'nın büyükannesi Büyükhanım'ın duyguları aracılığıyla şahit oluyoruz bizler de... Sadece o da değil bir de zorla yürütülerek sınır dışı edilen osmanlı ermenilerinin dramı da var.. Siyavuş ve kızı Anuş ile onların dramına da şahit oluyoruz.. Sevda kısmına gelirsek... Bir tarafta Zehra ile Cemil Hikmet bir tarafta Setterhan ve Azam ile baslayıp, Setterhan Sofya ile devam eden ve en nihayetinde Setterhan Zehra ile son bulan bu kavuşma hikayesi sizleri bekliyor olacak... Sadece sabırsız okurlar için söylemek isterim ki son kavuşma için kitabın son sayfalarını beklemeniz gerekecek...
Şimdiden keyifli okumalar...