İncelemelerimi bir vakittir daha önce yazılmış incelemeleri okumadan yazmıyorum bu platformda. Zira hikâyeyi -eğer kurmaca ise- olduğu gibi anlatmak -ki bu mümkün değil- kimi okurlar için eğlenceli bir okuma olabilir,fakat fikir edinmek isteyen kimi okurlar için bu durumun “maruz kalmak” anlamına geldiğini düşünüyorum bir zamandır. Elbette ne okusam mantığı ile incelemelere göz atanların bir kısmının -her ne kadar subjektif bakış açısıyla yazılmış olsalar da- şu duyguyu yaşadığı aşikar: “Eee anlattı işte hepsini!” Tam da bu sebeple, okurların hayal kırıklığı yaşayabileceği duygusuyla söylüyorum bunları. İncelemeleri yazanların bir kısmının her ne kadar spoiler olduğunu belirtme hassasiyeti olsa da ne yazık ki öyle olmayanların varlığının kabulüyle bu platformadayız. Ben bu konudaki önlemimi eseri okumadan önce incelemeyi okumama prensibiyle alıyorum. Kaldı ki böyle yapmak bana, benimle, benden önce okuyanlar arasındaki düşünme yöntemi farklarımızı net olarak gösteriyor. Zaman zaman ufkumu açan görüşler yakalıyor, mutlu oluyorum.
Bunları paylaşmak istedim çünkü şahsi olarak inceleme başlığı altında eseri anlatmamayı, başka bir yerden yaklaşmayı tercih ediyorum. Bu bazen, o hikâyenin oluşturulma sürecine dair edindiğim bildiğim bir anektod, bazen yüreğime dokunan bir alıntısı ve düşündürdükleri, bazen yazara ilişkin detay bir bilgi, bazen de esere editoryal gözle bakış şeklinde tezahür ediyor bende.
Türü ve konusunu bir cümle ile ifade etmekte sakınca görmüyorum elbette.
Gelelim Kral Oidipus’a;
Anlatım perspektifi üzerine bir bakış:
Doğrusal anlatı kavramı, Batı anlatısı temelini ören ilk tuğla diyebiliriz. Özetle bu teknikte hikâye ileri doğru akıyormuş gibi görünür ancak amaç geçmişteki bir sırrı açığa çıkarmaktır. Baktığımız şimdi’ye nasıl gelindiğini geriye doğru dizen bir teknik. Bu perspektif okuyana/bakana önce neyi görmesi gerektiğini gösterir.İşte bu perspektif yasa ile kurulmuş Yunan tragedyasının en kuvvetli örneği; Kral Oidipus. Önce şimdiyi ardından da o şimdiyi ilmek ilmek ören geçmişi gösteriyor bize Sophokles bu eserde.
Esere başladığımız “şimdi noktası”, Kral Oidipus’un hükümdarı olduğu Thebai kentinin içine düştüğü felaket kasırgası ve halkın bu sorunu çözmesi için sarayın önünde toplanıp Oidipus’tan yardım istediği an. Thebai’nin tarihsel geçmişini incelemesini titizle okuduğum Murat Sezgin çok güzel anlatmış. Verdiği bilgiler için sizin nezdinizde teşekkür ediyorum kendisine. Detayları onun incelemesi üzerinden okuyabilirsiniz.
Tragedyadaki mitik unsurlara dair:
Hikâyelerin nereden geldiğine dair uzun zamandır kafa yorup, literatür içinde derin okumalar yapıyorum. Elbette kaçınılmaz çıkış noktası, mitler. İnsanın hayatı anlamlandırma çabası, o bilinmez ilk günden bugüne süregelmiş gelmesine ancak zamanla mitler de insan gibi evrimleşmiş. “İçine gündelik sızdıkça bireyselleşerek gökselliğini yitirdi ve yeryüzüne hikâye olarak indi,” diye anlatır tane tane Beliz Gülbilmez. Engin bir derya bu konu.
Dikkat çekmek istediğim son başlıksa, edebî eserlerdeki olay ve karakterlerin tarihsel süreçte psikanalizdeki pek çok sendroma ismini vermiş olması. Bunların içinde ilk anda aklıma gelen bazılarını şöyle sıralayabilirim: Oblomovluk sendromu, Rapunzel sendromu, Dr.Strangelove Sendromu, Madame Bovary Sendromu, Othello Sendromu… Bu eserle bağlantısı ise Sigmund Freud'un kurucusu olduğu psikanalitik teoriye göre karşı cinsteki ebeveyni sahiplenme ve kendi cinsinden ebeveyni saf dışı etme konusunda çocuğun beslediği duygu, düşünce, dürtü ve fantezilerin toplamı olan “Oidipus Kompleksi veya Karmaşası” sendromunun adını bu eserden almış olması.
Tarihsel süreçte tiyatro tekniğinin gelişime sağladığı önemli katkılar, kendinden sonrakilere açtığı kapılar için Sophokles ‘e teşekkür ediyor, saygıyla anıyorum.
Tragedya okumak isteyenlerin iyi bir başlangıç noktası Kral Oidipus
Niyetlenenler için şimdiden iyi okumalar diliyorum.
Kral OidipusSophokles · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201911,3bin okunma