Gönderi

Gözlerimi kapatıyorum
Puan vermedi·264 syf.··
Beğendi
·
2024 16. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 02 Kasım 2024 10:32
İnson, belgeselci. Gözlemci yani. Dışını izler gibi yaşarken kamerasını kendi içine ve ailesine çevirdiğinde, Uzakdoğu edebiyatının soft cümleleri ile ruhunuzu kıl testereyle ikiye bölerken hiç acı duymadığınız bu roman çıkmış ortaya. Jeju Adası'nda, ahşap işleriyle ilgilendiği bir atölyesi var. Orada çalıştığı sırada elektrikli ağaç testeresine iki parmağını kaptırdığında başlıyor ikinci bölüm olan İP. ilk otuz sayfayı okuduktan sonra yemek vaktinin yaklaşması üzerine kaldığım sayfanın ucunu kıvırıp kitabı kapattım ve mutfağa geçtim. Yemeğin yanına patates püresi hazırlamak için kullandığım bıçaklı alet, aynı İnson'un başına geldiği gibi tamamen kendi dikkatsizliğim sonucu baş parmağımın elimle birleştiği, avucumun üst kısmındaki yumuşak alanın derisini parçalayıverdi. Elektrikli testereyle kıyaslanamasa da keskin kavisli bıçak, dönüş hızından sebep olsa gerek, kaşla göz arası nasıl da o kadar derine saplanabildi anlayamadım. Kaza dedikleri işte bu. Anlık... Bıçağı oradan çıkarır çıkarmaz o derin yarıktan avucumun içine kan dolmaya başladı. Oradan minik bir parça kopmuştu ve iki yaka birbiriyle birleşmiyordu. Bir anda gözlerim karardı - kan tutması bu olsa gerek - ama bayılmadım. Hemen elimi soğuk suyun altına tuttum ve kanı durdurmayı başardım. Sonrası bilindik birtakım müdahaleler. Yeniden kitabın başına döndüğümde İnson kadar olmasa da benim de birazcık canım yanıyordu. Sonraki sayfaları ve İnson'un hastanede çektiği acıyı iç gıcıklayıcı bir hisle okudum. Elim hâlâ iyileşmiş değil ama kitap bitti. İnson da hastaneye çağırdığı arkadaşına olayı aynı benim size anlattığım gibi anlattı. Elini uzatarak yerine dikilen işaret ve orta parmağını gösterirken çok soğukkanlıydı. Başta sadece derin bir kesik olduğunu sanmış ama iş eldivenini çıkardığında parmaklarının ikisinin eldivenin içinde kaldığını görmüş ve o anda fışkırmaya başlayan kanı durdurmaya çalışması gerektiğini düşünmesinden sonrasını hatırlamıyor. Hikayenin bundan sonrasındaki olay örgüsü de rüya ve gerçeğin iç içe geçmiş hali. Gerçekliğin nerede bittiği, rüyanın nerede başladığı flu. Kopan parmakların yerine dikilmesinden sonra, sinirlerin ölmemesi için üç dakika arayla bu parmaklara iğne batırıyor hasta bakıcı kadın. Bunun için birkaç hafta daha hastanede kalması gerekiyor ve arkadaşından onun için yapmasını istediği bazı şeyler var, ne olduklarını söylemiyorum, kitabı okursanız öğrenirsiniz:) Çünkü kışın ortasında, durmadan yağan karlarla kaplı Jeju Adası'na dinmek bilmeyen bir fırtına eşliğinde giden arkadaşı olan biteni size zaten anlatıyor. Kentten kaçarak bu adada neden inzivaya çekildiğini okurken doğanın sakinliği, dingin ama gergin şartlara sahip ada atmosferi sizi de sarıyor. Ölümle göz göze geliyorsunuz. Gyongha ile ağır ağır yağan karı izlerken İnson'un ada evinde üşüyeceksiniz biraz. Soğuktan donmamak için uyanık kalmanız gerekiyor. Bir arkadaşınızın evinde tek başına kaldığınızda vakit geçsin diye neler yaparsınız bir düşünün, hele o ev ıssız bir adada ise ve mevsim kışsa. Gyongha da tahmin edebileceğiniz şeyleri yapıyor ve etrafı karıştırırken arkadaşının geçmişine tanıklık ediyor. Uğruna savaştığı, her gün yazıp yırttığı, bir ok ucu gibi göğsünün ortasına saplanmış olan şeylere. Hiçbir şey yokmuş gibi devam edemediği şeyler vardır herkesin. Anlatmayı kesse de, yazdığı kağıtları yırtıp atsa da, bazı ruhların duyma ihtimali olan sözleri susturamaz. İnsanların, ne derlerse onu yapmak zorunda kaldıkları bir geçmişi, odasına arşivlemiş İnson da. Olamaz mı? Han Kang, Güney Kore tarihine damga vuran 19 Nisan Devrimi sonrası ülkede yaşananları İnson karakteri üzerinden kitaba aktarmış. Bilenmiş bıçaklara benzeyen anıların canlı tanıkların üstüne saldırısı. Dıj güjlerin en belalısı Amariha'nın kirli geçmişinin utanç belgelerinden biri daha. İnsanları sözümona Komünizm tuzağından kurtarmaya çalışırken neredeyse hepsini öldürmeye çalışmak. 'Komünistlerin kökünü kurutacağız!' diyerek katlettikleri onca çocuk. Tanıdık geldi mi? Yaşananlar sonrası eski hayatlarına geri döneceği köprülerin hepsi yıkılmış olan insanların ölümle dansı. Bu da tanıdık gelmiş olmalı. Sessizce atan bir kalp gibi, titreşen bir çiçek tomurcuğu gibi, dünyadaki en küçük kuşun kanat çırpışı gibi elinde cep telefonuyla doğan bebeler bilmez. Anlayamaz da. Onların 5-7 inç aralığındaki ekranlardan tanıdığı ölüm bu kadar canlı olabilir mi? Maalesef... Şu an sen de ben de titreyen o ipin ucuna bağlıyız. İnson da bu katliamın canlı tanığı olan annesi ile onun ailesinden kalan evde yaşadığı süre içinde, topladığı kanıtlarla - fotoğraflar, gazete kupürleri, ... vs. - katliamı hatırlatan türlü şeylere karşı, kopan dokuların öldürdüğü sinir uçlarının yarattığı hissizlikle baş etmek zorunda. Annesi ölene kadar. Bazı şeylerin zorundayız, hayat bu. Kopan şeyler. Hissizlik hissi. Hayatla henüz barışamasak da yaşamak zorundayız. Sizce bir insan başka bir insanın ne kadar umrunda olabilir? Peki ya bir ulus diğer bir ulusun? Başka birinin yaşadığı acının gözlemcisi olmak kolaydır, dışarıdan bakarken oluşan mesafeyi ölçtük mü hiç? Kendi yaşadıklarımıza kıyasla? Dünyada hâlâ sürgiden katliamlar karşısında verebildiğimiz tek tepki bir katliam romanı yazarına Nobel vermek kadarsa eğer okur geçeriz biz de sayfaları, kitap bittiğinde geriye sadece unutmak kalır. Nobel almasaydı Han Kang'ı okumazdım. Düşünmek istemesek de gözümüzün önündedir; Her şeyin hangi andan itibaren dağılmaya başladığı... Ben o bıçağın durduğu çekmeceyi her açtığımda ya da o aleti her kullandığımda elime girdiği anı hatırlayacağım. Bu kitabı koyduğum rafa her baktığımda da. Kesilen yerden kopan doku parçaları nedeniyle ölen sinir uçlarının yarattığı hissizlik de hiç geçmeyecek. Dokunsan da orayı artık hissetmiyorsun. Beynin orayı yok sayıyor. Biri kalbinizi kırdığında olan şey. Dünya istediğiniz gibi olmadığında olan şey. Farkına vardığınızda artık her şey için çok geç kaldığınızı anladığınızda olan şey. Hissizlik: Hani birini sevdiğinizde ama o sizi istemediğinde oluşan kara boşluğun hemen yanında duran geniş alan. Sınır komşusu sözcüğünün karşılığı olan ince bir çizgi var sadece aralarında. Hissizlik ve istenmediğini bilmek. Yan yana dururlar, ince bir çizgiyle ayrılmış ya da birleşmiş gibi görünürler. İnsanlar birbirlerini neden istemezler? Savaşlar birbirini istemeyen insanlar arasında olur. Ölümler, üzüntüler, küslükler, yıkımlar, kıyımlar, katliamlar... Aralarında sadece yok saymaları gereken bir çizgi vardır oysa. Çizgi varsa ayrı görünürler, çizgi olmadığında birlikte. Çizgi mi silinmeyecek denli güçlüdür, yoksa insan mı o çizgiyi silemeyecek kadar güçsüz, ya da çizgiye tahammül göstermek daha mı kolay, çizgisiz yaşamak çok mu zor, çizgiler sizin neyinizi korur diğerlerinden??? Her ne kadar bu kitap Güney Kore tarihinin en karanlık dönemlerini anlatıyor olsa da, Kendi içimizde verdiğimiz savaşlara, çizdiğimiz sınırlara ve kurban ettiklerimize yaptığımız bir anma töreni... Böylelikle anlamış oldum... Beni kurtarmaya gelen biri olmayacağını... Kimseden yardım istenmeyeceğini... Artık ölerek kurtulabileceğimiz bir şey de kalmadığını... Sevginin korkunç bir ıstırap olduğunu. "İnson." "Efendim!" "Geri dönelim!" "Neredeyse geldik." İnson'un evinden ne kadar uzakta olduğumuzu hesaplamaktan vazgeçiyorum. "... Sonrası olmayabilir," diyor. İkna olmuş değilim. "Kusura bakmayın, size biraz yük olacağım." Daha da derinlere iniyoruz. İnson'un adımları giderek yavaşlıyor. İnson arkasına bakmadan cevap veriyor. "İnanılmaz olan, güneşin her gün yeniden doğması." Hadi uyu artık. İyi geceler. Tatlı rüyalar. Veda EtmiyorumVeda Etmiyorum Han KangHan Kang
1000Kitap
Veda EtmiyorumHan Kang · April Yayıncılık · 20242,199 okunma
··
3 +1'leme
·
5bin Gösterim
6 Yorum
Güzel bir yorum olmuş.. hislerinizi paylaşıyorum 😞🙏
Özlem
Gönderi Sahibi
🌸🥰💕
Merhaba, Ben Irmak Türkyılmaz, İstanbul Üniversitesi Kore Dili ve Edebiyatı 2. sınıf öğrencisiyim. 2024 Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Koreli yazar Han Kang’ın Türkçeye çevrilmiş dört eseri Vejetaryen, Çocuk Geliyor, Beyaz Kitap ve Veda Etmiyorum üzerine okur odaklı alımlama estetiği bağlamında bir inceleme yürüttüğümüz TÜBİTAK destekli bir araştırma projesi gerçekleştiriyoruz. Bu kitaplar hakkındaki okur görüşlerini toplamak için kısa bir anket hazırladık. 🔗 Anket Linki: forms.gle/2QMyZSWtXdLTHJMM9 Katkınız araştırmamız için çok değerli, zaman ayırdığınız için şimdiden teşekkür ederim. 💛
Özlem
Gönderi Sahibi
Bu samimi cümleler gerçekten içimi ısıttı. Krem tavsiyesi için de çok teşekkür ederim. Yara izlerimiz yaşadıklarımızın kanıtı, yeter ki onlarla yaşabilecek sabır ve gücümüz olsun. Yara bere içindeki insanlığımıza da selam olsun. Yüreğinizden öpüyorum. 🌹
Müthiş bir analiz olmuş yine hocam, kaleminize sağlık 👌🏻 Nereden tutsak elde kalıyor bazı şeyler ve bunun başında çocukların o masumiyetlerinin hırpalandığı, insanın ki kopmayan hırslarıyla, nefretiyle örülü bir sistem ayyukta. Değiştirebilir miyiz ya da ne ölçüde tesiri olur bilmiyorum ama bildiğim her insanın tuvaldeki bir renk, ton gibi o resme tesir ettiğidir. İster zifiri karanlık olsun, küçücük bir altın rengi tüm tablonun yazgısını değiştirebilir... İnsan yeter ki susmasın ve tarafında olsun insanın, ötekileştirmeden, yok saymadan. Geçmiş olsun eliniz hususunda da images.app.goo.gl/Eqk6hKAyQgCosezr5 şöyle bir krem vardır, anneannem zamanından beri ailecek kullanırız, çabucak yarayı iyileştirir, tesiri olur inşallah. Özellikle son zamanlarda okuduğunuz eserler hayli dikkatimi çekiyor, maşallah. Şifa versin size kelamda, vaktinize bereket hocam.☺️🌿
Merhabalar, güzel incelemeniz için teşekkürler. Gyongha'nın İnson'un evine geldikten sonraki olanlarda İnson'un oradaki varlığı hayal veya rüya değil mi? Anlatılanlar elbette çok etkileyici ancak olay örgüsünü oturmakta zorlandım.
Özlem
Gönderi Sahibi
FadikFadik 🌸💕
Reklam
Bu yorum görüntülenemiyor
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.