Puan vermedi·240 syf.····Okunma: 01 Mart 2025 13:36 Niko, Aritoteles'in oğlu. Tabi tam ismi Nikomakhos, ben, böyle daha sevimli diye Niko olarak kısaltıyorum. Etik ise tabiri caizse erdemlere ve erdemlerle ilişki olanların tümüne verilen isim, erdemler içinse kişinin nitelikleri, karakteri denebilir. Etik ve ahlak arasında ise sanıyorum içerik farkı yoktur, onların farkı yalnızca kökleridir; ahlak kelimesi Arapça, etik kelimesi Klasik Yunanca kökenlidir, onun dışında birbirlerinin anlamlarını karşılarlar. Aristo'nun anlattıklarına geçmeden önce bu bilgileri vermemin sebebi konuya ve kavramlara dair bir fikir birliğine varmak ve kelimelerden kaynaklı basit karmaşıklıkları önlemek. Son olarak elbette ki hiçbir iddiamın olmadığını ve yazdıklarımın da sanıdan fazlası olmadığını söyleyerek incelemeye başlamak istiyorum.
Aristo, bu kitabında etiği sistematik olarak inceliyor. Alt başlıklara ayırıyor ve alt başlıkları da alt başlıklara ayırıyor. Ardından etik başlığı altında yer alan ya da etik ile ilişkili kavramları açıklıyor, tanımlıyor ve bütün bunların arasında ki ilişkileri inceliyor. Bundan dolayı, bu kitabı okumaya niyetli olanlara, okuyacakları zaman yanlarına bir kağıt, kalem almalarını ve şema çizmeye hazır olmalarını tavsiye ediyorum.
Bence biraz ilginç, etik kavramı yalnızca kitabın kapağında yer alıyor, bunun dışında kitabın içinde bir kez bile geçmiyor. Bu yüzden ben etik kavramı için girişte de yazdığım tanımı referans alıyorum - "erdemlerin tümüne verilen isim" - ki kitap boyunca bununla çelişen bir ifadeye de rastlamadım.
Aristo'ya göre erdemler, düşünce ve eylem olarak bir bütündür. Öyleyse bir amaca ihtiyacı vardır, çünkü eylemde bulanmak aynı zamanda bir tercihte bulunmaktır. Tercih, amaçla ilgilidir. "Neden onu tercih ettin de diğerini tercih etmedin?" sorusunun cevabı tercih edenin amacıdır, bundan dolayı erdemlerin amaca ihtiyacı vardır. Aristo işte kitabına bununla başlıyor ki bu bence çok güzel bir başlangıç.
Ve kitabını şu cümlelerle açıyor: "Tüm sanatların, araştırmaların, eylemlerin, ve tercihlerin amacı iyiye ulaşmaktır. Bu nedenle iyi, her şey tarafından istenilen olarak adlandırılır." Ardından da iyiyi, kendisi için istenen amaç, olarak ifade ediyor. Amaçlar, başka amaçlara ulaşmak için istenir, tek bir amaç hariç; mutluluk. Mutluluk, kendisi için istenen tek amaçtır. Bütün amaçlar, istekler sonunda mutluluğa çıkar. Mutlu olanın isteyecek başka bir şey, hedefleyecek başka bir amacı yoktur. İnsanlara herhangi bir şeyi istediğinizi söylediğinizde bunu neden istediğinizi sorabilirler ancak kimse, "mutlu olmak istiyorum" dediğinizde bunun nedenini sorgulamaz. Öyleyse eylemlerimizin nihai amacı mutluluktur.
Bütün eylemlerimiz mutlu olmak için. Peki bütün eylemler mutlu eder mi, bütün amaçlar mutlu eder mi? Hayır. Aristo'ya göre mutluluk bir oluştur, bir durum, ruh hali, bir var oluş biçim. Tamam abarttım, var oluş biçimi demiyor ama bence sözün o. Varoluş biçimimizi bulalım ki mutlu olalım. Her neyse, dediğim gibi Aristo için mutluluk bir oluştur, zamana yayılmış bir şey. Haz ve mutluluk da tam olarak bu noktada ayrılır. Haz anlık ya da kısa sürelidir, mutluluk ise süren bir hal, ruh hali. Bundan dolayı da Aristo mutluluğun ancak erdemli bir hayat ile mümkün olacağını söyler ve kitabın geri kalanı boyunca da bütün çabası bunu yeterince açık ve eksiksiz bir biçimde ifade etmek içindir bence.
Ben girişte erdem için kişinin nitelikleri, karakteri dedim. Aristo ise "huy sonucunda doğan davranış" olarak tanımlıyor ve bu noktada bir ayrıma gidiyor, doğal erdemler ve gerçek erdemler. Doğal erdemler, kişinin doğuştan gelen eğilimleri, bilinçli olarak tercih etmeden huy haline getirdiği davranışları. Örneğin kişinin bebeklik çağında yaşadığı birtakım travmatik olaylar onu korkak bir insan haline getirmiş olabilir ve bu korkaklık onun doğal erdemidir. Doğal erdemler basitçe budur.
Gerçek erdemleri ise ruh erdemleri olarak ifade ediyor ve onun için de diyebiliriz ki bilinçli olarak tercih edilmiş huylar. Mutluluk bir oluş olduğu için erdemlerin de huy olması gerekiyor. Kişi bilinçli bir şekilde tercih ettiği davranışlarını huy haline getirdiğinde erdemlerinden haz almanın ötesinde mutluluğa ulaşıyor.
Aristo ruh erdemlerini de iki alt başlığa ayırıyor; karakter erdemleri ve düşünce erdemleri. Eğer Aristo'nun öğrencisi olsam ve onu dinledikten sonra ona, "Öyleyse karakter erdemlerinin özü ölçülü olmaktır." desem sanırım beni onaylardı. Çünkü o kitabında, eylemde bulunmamız gerektiği zamanlarda gerçekleştirmemiz gereken eylemin gerçekleşmesi gerektiğinden ne az ne çok olması gerektiğini söylüyor. Örneğin cömertliği bir erdem olarak öne sürdüğünde bunun iyi olduğunu ancak fazlasının savurganlık, azının pintilik ve ikisinin de kötülük olduğunu söylüyor. Aynı zamanda "karakter erdemleri, üzerlerine düşünülen ve bunun sonucunda tercih edilen eylemlerdir..." diyor.
Düşünce erdemleri ise esasen etiğin teorik kısmı denilebilir. Karakter erdemlerinin referansı demekte de sakınca olmaz sanıyorum. Karakter erdemleri için "...üzerlerine düşünülen ve bunun sonucunda tercih edilen eylemlerdir..." dediğimizde üzerlerine düşündüğümüz yer düşünce erdemleridir. Düşünce erdemleri; sanat, bilimsel bilgi, pratik akıl, bilgelik, mantıksal türetme gibi bilgiyi farklı perspektiflerden inceleyen, açığa çıkan, üreten, meydana getiren alanlar. Ayrıca dipnot düşmeliyim, Aristo sanat derken bugünkü anlamda anladığımız güzel sanatları kast etmiyor, onun kastettiği mesleki bilgi, zanaat. Misal marangozsunuz, yapmanız gereken bir parça var. Bunu en doğru şekilde nasıl yaparsınız? İşte bu düşünce erdemlerinin sanat alt dalının bir konusu. Bir düşünce sürecinden geçtikten sonra bir karara vardınız, yapmanız gereken eylemi, eylemleri, tercihleri biliyorsunuz, işte o da karakter erdemi.
Devamında ruh erdemlerindeki ruh kavramında bir ayrım yapıyor Aristo; akla sahip ruh ve akla sahip olmayan ruh. Akla sahip olan ruh ikiye ayrılıyor; sanıyorum bunlara pratik akıl ve düşünce demek doğru olur. Düşünce, aslında aklın sistematik düşünme becerisini temsil ediyor. Pratik akıl ise şu; biz her ne kadar etik problemler, erdemler... üzerine düşünsek ve belirli fikirlere varsak da hayatta sonsuz sayıda bireysel deneyim vardır ve bizim belirlediğimiz etik şablonlar tüm deneyimlere uymaz, böyle durumlarda etiğin ne olduğunu, erdemin ne olduğunu bilen insan doğru olana içinde bulunduğu durumda karar verir ve eylemini uygular. Akla sahip olmayan ruh ise insanın zorunlu haz, zorunlu acı, içgüdü gibi daha biyolojik ve akıldan geriye kalan ve tercihlerde rol oynayan kısımlarını ifade eder. Dipnot, zorunlu hazza örnek yemek yemek. Yemek yemek ihtiyaç olduğundan zorunludur ve aynı zamanda ihtiyacın tatmini haz verir.
Kitabın bu kısmında erdemlerin bittiğini söyleyebiliriz. Aslında bunu Aristo'da söylüyor. İlerleyen sayfalarda erdemli kişinin uzak durması gereken üç alışkanlıktan bahsediyor; kötülük yapmak, kendine hakim olamamak ve vahşilik. Bunlar erdem değillerdir ancak etik başlığı altında yer alır çünkü erdemlerle ilişkilidirler. Ardındansa uzunca dostluktan bahsediyor; haz dostluğu, çıkara dayanan dostluk ve erdem dostluğu. En son olarak kitabın son bölümünde hazdan bahsederek kitabını bitiriyor.
Nihayet incelemenin gerçekten incelemeye benzeyeceği kısma geçebilirim çünkü bu noktaya kadar yaptığım şey sadece Aristoteles'in bu kitabından anladıklarımı size aktarmaktı ama bunları zaten Aristoteles'te açıkça söylüyor.
Aristo'nun bu kitap bağlamında etik felsefesinin çerçevesini çizmek istiyorum; iyi, kendisi için istenendir, kendisi için istenen tek şey mutluluktur. Mutluluk bir oluştur ve onu elde etmenin en iyi yolu (doğru/iyi) erdemli bir hayat yaşamaktır. Kişi bu erdemleri aklı sayesinde bulur ve sahip olduğu irade ile uygular yani eyleme geçer.
Öncelikle Aristo iradenin özgürlüğü tartışmasını bu kitapta hiç konu edinmiyor ve "özgür irade vardır" varsayımı üzerinden bir etik inşa ediyor. Kitapta bu bağlamda üzerinde durulan şey daha çok tercih yapabilme yetisi ve bunun kontrolünün akılda, düşünce olduğu varsayımı. Bu noktada ben bu varsayım üzerinde duramıyorum çünkü Aristo'nun diğer eserlerini okumadığımdan ötürü bu noktada nasıl fikre sahip olduğunu ve bu fikri temellendirip temellendirmediğini bilmediğim için bu durum üzerine daha düşünemiyorum ve incelemenin eksik kalacağını kabul ederek bu konuyu noktalıyorum.
İyiyi, kötüyü, erdemi insan mutluluğu üzerinden tanımladığı için Aristo'nun ahlakı aynı zamanda hayvanlar, bitkiler dahil her türlü şeyin insanın mutluluğuna hizmet ettiği derece değerli olduğu bir sistem. Yani aslında gerçeği bilmenin değeri de bizi ne ölçüde mutlu ettiği ile ilgili.
Aristo, kişinin erdemli olmasının yolunun akıldan geçtiğini söylüyor ve etik felsefesinde ne vicdana ne de duygulara yetkili bir rol veriyor. Kişinin erdemli olabilmek için kendini aklıyla yönetmesi gerektiğini ifade ediyor ancak bütün sistemi üzerine inşa ettiğimiz "mutluluğun kendi için istenen tek amaç" olması durumunu akıl ile sorgulamıyor, sezgisel olarak doğru kabul ediyor.
Aristoteles, kitabın üçüncü bölümünde tercih-istek ilişkisinden bahsediyor. İsteğin ne zaman tercih edileceği ne zaman tercih edilmeyeceği noktasında aklın karar verici konumda olacağından bahsediyor. Aklın da karar verirken kendi için istenen tek amacı, mutluluğu referans alacağından. Bu durumda akıl bağımsız bir yargı değil, çünkü aklın referansı akıldan daha üstün. Mutluluğu, Aristo'nun etik sisteminin çerçevesi olarak düşünelim. Sistemin içi tamamen akıl ile denetlendiği için güvenli ancak sistemin kendisi güvenli değil çünkü doğruluğuna dair bir teyit yok. Tabi benim böyle uzun uzun anlattığımı Aristoteles kitabında tek bir cümleyle söylüyor: "Bir eylemde bulunduğumuz zaman ilkemiz eylemin amacıdır, bu durum matematikteki ön kabullere benzer." Yani aslında Aristoteles bütün bu etik sistemini mutluluğun matematikteki aksiyom rolünü oynadığını bilerek kurdu ve belki de bu aklın sınırları olduğunu söylemenin bir biçimidir.
Ayrıca bunu söylemenin bir başka yolu da belki budur :) "... mutluluğun aynı zamanda iyi kadere ihtiyacı vardır, bu nedenle kader ve mutluluk birlikte yürürler." Kaderiniz iyi, aklınız başınızda, mutluluğunuz daim olsun.