·496 syf.····Okunma: 08 Mart 2025 04:02 Makalat kitabı, Şemseddin-i Tebrizi'nin bazı meclislerdeki sohbetleri sırasında, Mevlâna ile konuşurken aralarında geçen bahislerden, müritler ve inkârcılar tarafından sorulan sorulara verdiği cevaplardan derlenmiş bir eserdir. Kitap, büyük ölçüde bir uyumsuzluk ile derlenmiş, cümle ve paragraflardaki dağınıklık okuma şevkinizi kırabilir ancak kitabın ortalarına gelince alışıyorsunuz. Daha önce Mevlâna'nın Mesnevisini de okumuştum ve Makalat ile Mesnevi arasındaki hikayelerde bazı benzerlikler olduğunu fark ettim. Öyle ki Mevlâna, Mesnevi'de geçen birçok fıkra, hikâye ve nükteleri Makalat'tan almıştır.
Makalat'ta okuduğumuz şu satırlardan sonra;
"Tanrı'ya yalvardım. Yârabbi beni kendi velilerinle tanıştır, onlarla yoldaş et dedim. Rüyamda, 'Seni bir veliyle yoldaş edelim, dediler. "O veli nerededir? diye sordum. Ertesi gece bu velinin Rum diyarında (Anadolu'da) olduğunu söylediler. Bir müddet sonra tekrar gördüğüm rüyada, 'Henüz vakti gelmemiştir, her işin bir zamanı var,' dediler."
Şems'in Konya'ya ilk gelişi ve Mevlana ile vakti gelen tanışması ayrıntılarıyla anlatılır. Kitaptan alıntıladığım şu satırlar o ilk karşılaşmanın güzelliğini gözler önüne serer.
" Yıllardır içi aşk ve iştiyak ateşiyle dolu olan Şems, katırın dizginine yapışır, selam verir ve Mevlana' ya "Hemen söyle bana" der, "Hazreti Muhammed mi daha büyüktür, yoksa Bayezid-i Bistami mi?"
Mevlâna, "Bu ne sorudur?" der, "Hazret-i Muhammed (salát ve selam ona olsun) peygamberlerin sonuncusudur, en yücesidir. Onunla Bayezid arasında ne münasebet var?"
Şems, "Ama niçin Hazret-i Muhammed (s.a.) hep "Yarabbi biz seni sana lâyık bilgiyle bilemedik, dediği hâlde Bayezid, "Beni ululayın şanım ne yücedir diye öğünmüştür?"
Mevlâna, Şems'in ilk sorusu karşısında güya yedi kat göklerin biri birinden ayrılırak yere yıkıldığını, büyük bir ateşin kafatasında alevlendiğini hissetmiştir. Ona şu susturucu cevabı vermiştir.
"Hazreti Muhammed (s.a.), cihan varlıklarının en büyüğüdür. Beyazid kim oluyor? Beyazid'in susuzluğu bir yudum su ile diner, o zaman da suya kandığından söz eder. Onun idrak hazinesi o kadar bir suyla dolar; güneşin cihanı aydınlatan ışığı onun evinin ufacık penceresine kadar sızar ve ancak o kadar girer. Ama Hazret-i Muhammed Mustafa'nın (s.a.), susuzluğu o kadar derindir ki, şüphesiz hep susuzluğundan dem vurur ve her gün o susuzluğun daha da artması niyazında bulunur. Şu halde bu her iki davacıdan Hazret-i Muhammed Mustafa'nın davası çok büyüktür. Şu sebepten ki, Bayazid kendisini Hakk'a ermiş görünce hemen doluverir ve daha fazlasına bakmaz ama Hazreti Mustafa (s.a.), her gün daha fazla Hakk'ı görür ve bu görüşle daha çok ilerler. Hakk'ın yüceliğinin, kudretinin, her varlığa hâkim olan saltanatının parlak belirtilerini her gün, her saat gördükçe aşk ve hayreti artar ve ondan dolayı da 'Yarabbi biz seni sana yaraşan bilgiyle bilemedik,' diye hep özlem duyar." Bu cevap karşısında Şems-i Tebrizi, bir nârâ atarak yere yıkılır."
Burada Mevlâna'nın ne kadar keskin görüşlü bir bilgin olduğunu görüyoruz. Eğer Mevlâna, soruya Beyazıd Bistami cevabını verse idi kimin gönlünde bir yeri olabilirdi ki? Şüphesiz Hz. Muhammed (s.a.v.) bütün yaratılanların en üstünüdür. Böylece iki Hakk aşığı arasında saygı ve sevgi yolculuğu başlamış oldu.
Aslında bana göre Mevlâna ve Şems'in karakterleri birbirine oldukça zıt yaratılıştaydı. Mevlâna yumuşak tabiatlı, incitmeyen latif bir insanken, Şems bunun tam tersi sert mizacı, nükteli ve öfkeli cevapları ile yeri geldiğinde incitmekten çekinmeyen bir insandı. En önemli özelliği ise insanları sınamak, Mevlana'yı da ilk karşılaşmalarında sınamamış mıydı?
Makalat'ta geçen şu alıntıda Şems;
"Benim bir adetim vardır, her kimi seversem önce ona karşı sert davranırım; ta ki her şeyimle onun olayım. Etimle, derimle, iyi ve kötü her şeyimle ona bağlanayım. Er kişi odur ki, sevdiğine karşı sabır gösterir, onunla başına gelecek her belâya katlanır." Onun demek istediği asıl benim öfkeli, katı olduğum zamanlarımda yanımda ol. Biz gerçek dostlara karşı alçakgönüllüyüz. Canım Şems, ben Şems'in bu tabiatını Mevlâna'nın tabiatından daha çok seviyorum. Makalat kitabını da Mesnevi'den daha çok sevdiğimi söylemeliyim. Herkesin okuması gereken çok kıymetli bir eser.
Şems'in Makalat'ta Hz Muhammed (s.a.v.) ve Mevlana'yı her yönden övdüğünü görebilirsiniz. Bazı bölümlerde ise Hallac-ı Mansur'a karşı oldukça hiddetli olduğunu görürüz. Hallac'a, "nasıl olur da 'ben Hakkım' diyebilir. Hak nerede ben nerede? Bu ben nedir? Bu söz nedir? Eğer ruh alemine dalmış olsa bu söz onda nasıl yer bulurdu?" der. Ona sürekli çatıp, öfkelenir.
Ayrıca bu kitabı okurken sanki bir Kuran tefsiri ve hadis kitabı okuyor hissi duyabilirsiniz. Sohbetler Kuran'dan ayetlerin ve sevgili Peygamberimizin hadislerinin açıklamaları ile taçlanmıştır.
Kitabın sonunda ise Makalat'ta geçen A'dan Z'ye kişi adlarından tek tek bahsedilmiş. Her birinin ayrı ayrı kısa biyografisi verilmiştir. Burada geçen isimlerden Hz Muhammed (s.a.v.), Hz. Ebubekir (r.anh) Hz Ömer (r. anh), dört büyük melek, bazı Peygamberler, bazı ünlü şeyhler, Mevlâna ve ailesi, Bayezid-i Bistami, Hallac-ı Mansur, Hüsameddin Çelebi, Ömer Hayyam, Şad-i Şirazi, İbn-i Sina gibi sayamadığım birçok kıymetli ismi tanıma, (tanıyanlar ise tekrar etme) şansı bulabilir.
İncelemem Mesnevi incelemem gibi pek uzun oldu, benim için uzun bir yolculuktu. Daha bahsetmek istediğim o kadar çok ayrıntı var ki ama yine Mevlâna'nın dediği gibi; sözü kısa kesmek lazımdır. Vesselam.
Kitapla kalın.