Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Puan vermedi·496 syf.·
2025 156. kitabı
Bu kitap… başka. Öyle roman gibi başlayıp biten bir hikâyesi yok. Ama okudukça insanın içini hikayeleştiriyor. Şems konuşuyor, ama sanki kalbimin içinden konuşuyor. Her cümlesi kısa belki, ama susturuyor insanı. Çünkü konuşan sadece Şems değil, o suskun zamanlar, o içte biriken duygular, o kendini bulamayan hâller… İnsana önce kendini gösteriyor bu kitap. Güzel tarafını da, çirkin tarafını da. Yani “kendini bilmeden Rabb’ini bilemezsin” diyen Şems, seni önce aynanın karşısına oturtuyor. ve bu kitapta en çok kalbe, gönüle, aşka ve insana dair sözler var. Ama tatlı tatlı değil hep; yer yer sarsıyor. “Kalp kırmak Kâbe yıkmaktan begerdir” diyor mesela… Ve diyor ki: “Söz, niyetle söylenmeli. Gönülsüz söylenen her şey boştur.” Bu kitabı okurken bazen sustum, bazen içimden “evet” dedim, bazen de utandım. Çünkü nefsimizi yüzümüze vuruyor. Ama bir yandan da yumuşacık sarıyor insanı… Diyor ki: “Sen yeter ki yola çık, yol da sana gelir.” İç dünyasını duymak isteyen, biraz durmak isteyen, suskunluğunda kendini duymak isteyen herkes okusun derim. Çünkü bu kitap okunmaz sadece yaşanır, sindirilir, hatta bazen insanın içinden geçer. Sonra bir bakmışsın… Şems gitmiş ama bir parçası sende kalmış. Vesselam… Makalat
Duygu ve Düşünce
MakalatŞems-i Tebrizî · Ataç Yayınları · 2014623 okunma
Puan vermedi·496 syf.··
2025 31. kitabı
·
37 günde okudu
·
Okunma: 22 Aralık 2025 23:01
Bu kitabı okurken, bir metni değil; bir terbiye meclisini dinlediğimi hissettim. Makalât, insana bilgi vermekten çok, insanın haddini hatırlatan eserlerden. Sayfalar ilerledikçe zihnim değil, kalbim yoruldu; ama bu yorgunluk bir ağırlık değil, bir arınma yorgunluğuydu. Şems-i Tebrizi, kelimelerini süslemek gibi bir derdin peşinde değil. O, sözün sahibini büyütmüyor; sözü dinleyeni küçültüyor. Küçültmek derken, insanın kendini ilahlaştıran enaniyetini kırıyor. Bu yönüyle Makâlât, insanı “bilen” değil, “bilen karşısında susmayı öğrenen” bir yere çağırıyor. Kitabı okurken en çok fark ettiğim şey şu oldu: Burada anlatılan tasavvuf, romantize edilmiş bir maneviyat değil. Aksine sert, sarsıcı ve yer yer rahatsız edici. Çünkü Şems, nefsin hoşuna giden yollardan değil, nefsin boğazına sarılan hakikatlerden konuşuyor. Bu metin, “ben oldum” diyenleri değil; “hiç oldum” diyebilenleri muhatap alıyor. Ben bu kitabı okurken, kendimi yüceltmedim. Aksine, eksildim. Eksilmenin ferahlığını hissettim. Çünkü her satır bana şunu fısıldadı: “İnsan, bildiği kadar değil; bildiğini terk edebildiği kadar yol alır.” Şems’in dili vakur. Ne bağırıyor ne yalvarıyor. Sadece konuşuyor. Ama öyle konuşuyor ki, insanın içindeki sahte itibarlar birer birer dökülüyor. İbadetin şekilden ibaret olmadığını, ahlakın sözden önce geldiğini, imanın ise iddia değil hal olduğunu tekrar tekrar hatırlatıyor. Bu kitap bana şunu öğretti: Tevazu, kendini aşağılamak değildir. Tevazu, kendini merkeze almaktan vazgeçmektir. Enaniyet, yalnızca kibirle değil; fazilet gösterisiyle de var olabilir. Ve hakikat, çoğu zaman suskunların omuzlarında taşınır. Makâlât’ı bitirdiğimde “okudum” demek içimden gelmedi. Çünkü bu kitap okunan değil, insanı okuyan bir eser. İnsan, bu metnin karşısında kendini savunamıyor. Ya kabulleniyor ya
MakalatŞems-i Tebrizî · Ataç Yayınları · 2014623 okunma
Puan vermedi·496 syf.··
2021 11. kitabı
Sohbet boyunca derin bir mânânın içinde hissettim kendimi. Sohbet diyorum çünkü; kitapta yakın bir anlatım vardı. Yani anlattığınız kişiyi biliyorsunuz da ona sesleniyormuşsunuz gibi. Sizi dinlerken öyle dikkat edilecek yerlere değiniyorsunuz ki, tekrar tekrar üzerinden geçiyorsunuz. Evet Şemsin de sohbeti böyleydi. Üzerine değinecek noktaları anlatmak için başka bir misal vermiyordu. Farklı konuda, aynı ve uygun şeyi anlatıyordu. Çünkü anlattığı açıktı ama mânâsı sır. Sözünde öyle sırlar vardı ki anlatımın tekrarlanmasına rağmen anlam kapalıydı. Anlamak için de sırları açık edecek bir dosta ihtiyaç vardı. Belki bir âlem ve o âlemin içindeki hâlleri okudum. Her şey bir nedene bağlıydı ve aslında herkes bir nedendi. Kimileri nedenin nedeni, kimileri habersiz bir neden. Şems, söz üstadı ve aslında okuyucusundan da haberdar bir ayna. Amacının okuyuculara sırrı açıklamak olduğunu da sanmıyorum. Tamamen bir sırdan, bir âlemden haber vermek onunki. Evet âlem bir sır ve içindekiler özünde mânâ taşıyan birer anahtar. Sadece herkes uykuda, uyananlar Tanrı vergisinden nasiplenenler. Özel bir şeyden daha bahsetmeliyim; onu okurken kendimi anlıyormuş gibi hissettim ve anlaşılmaz olduğumu. Çünkü anlamın alanı o kadar geniş ki yerini bulamıyorsun. Bununla birlikte gönül dilinin hâlinden haberdar olmalısın; anlamak ve anlaşılmak için. Ömrümde Şemsi dinlemek de nasip oldu. Şimdi bir dost yolcusu ve anahtar toplayıcısıyım.
MakalatŞems-i Tebrizî · Ataç Yayınları · 2014623 okunma
Puan vermedi·511 syf.··
Beğendi
·
2018 124. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 08 Ekim 2018 22:44
Her nasip, Kader-i Mutlak'ın semeresini, niyetin göğe açılmış ellerinde, bir emânet gibi taşır ve vakti geldiğinde, ilk kez tadılan bir lütuf yahut hüzün şeklinde zuhur eder.Biz Gülbeşeker'im ile namı diğer özlem 'le aylar evvelinden Makalat'ı birlikte okumaya karar verdik. Heyecanla vaktinin gelmesini bekledik.Bir yolculuğun hazırlık aşamasındaymışız gibi, elimizde ki bütün kitapları bitirip bekledik, heybemize, bu uzun yolculukta azık olabilecek okumaları ve hasbihâlleri, susuzluğumuzu dindirecek, rehavetimizi alacak neşideleri korunaklı kılıflarıyla indiren Rabbim'e hamdolsun. Biz esere başlamadan birkaç gün evvel bir seyehat esnasında Konya'ya uğradım ve Hz.Mevlâna'nın ve Şems-i Tebrizi'nin türbelerini ziyaret etmek nasip oldu. İlk dakikalarda dâhi öyle bir hakikatle yüzyüze geldim ki, bunu ziyaret eden herkes muhakkak tefekkür etmiştir. Mevlâna Hazretleri'nin türbesi ne kadar merkezde, ne kadar büyük ve belirgin bir yere kurulu ise, Şems Hazretlerinin türbesi de o kadar mütevazi, görülmesi zor, tenha bir mahale konumlandırılmış. Âdeta Şems türbesiyle bile o saklı ve derin hâkikâti, Mevlâna da seyre dalıyor.Yaşadığınız tevazu öyle kavi ki, size hayat boyu unutamayacağınız bir nasihât veriyor... "Bana velî diyorlar Dedim ki haydi öyle olsun, bana bundan ne kıvanç olabilir? Belki ben bununla öğünürsem çok çirkin düşer, ancak Mevlânâ, Kuran ve hadiste yazılı vasıflardan anlaşıldığına göre velî'dir Ben de velinin velisi, dostun dostuyum." {Sayfa:34} Nefsi bir çırpıda ruhun üzerinden silkelemek...Bu cümleler tevazunun en güçlü tanımlarından biridir. 'Makalat', Makaleler {Söz ve yazılar, bahisler.} mânâsında, Osmanlıca bir kelime. Eser makalelerden, rubailerden, şiirlerden müteşekkil bir hazine... Şems-i Tebrizi Hazretleri'nin
MakalatŞems-i Tebrizî · Ataç Yayınları · 2014623 okunma
İyi ki Şems Tebrizi
Puan vermedi·496 syf.··
Beğendi
·
2022 11. kitabı
Yoğun ve derin anlatımı ile sizi düşünmeye , daha çok ve daha derin düşünmeye itecek bir kitap. En azından benim için böyle oldu . Kitabı anlamak için sadece bilgi birikiminin yeteceğini düşünmüyorum , yaşamak gerekli . Aramak gerekli , kendimi aradığımda okuduğum bu kitap bana çok şey kattı.
MakalatŞems-i Tebrizî · Ataç Yayınları · 2014623 okunma
8/10
·496 syf.··
Beğendi
·
2018 2. kitabı
·
36 saatte okudu
·
Okunma: 11 Ocak 2018 01:01
Şems-i Tebrizi- Makâlât Seneye Amak-ı Hayal ile başlayınca Tasavvuf edebiyatı ile devam etmek için uzun zamandır elimde okunmayı bekleyen Makalat'ı seçtim. Çoğu Mevlana ile olan konuşmalardan oluşuyor kitap. Klasik Tasavvuf kitaplarında olduğu gibi bunda da kıssadan hisse şeklinde ders niteliğinde öğütler var. Sıradan bir şeyh olan Mevlana'nın Şems ile tanıştıktan sonra nasıl büyük bir filozofa dönüştüğünü daha iyi anlıyor insan bu kitaptan sonra. Bazı cümleler bir kaç kez okunmayla anlaşılabiyor.Bunun nedeni orjinal farsça metinden çevirinin anlam kaybına uğramadan Şems'in mesajını edebi değerin de korunarak verilebilmesi diye düşündüm.
Din
MakalatŞems-i Tebrizî · Ataç Yayınları · 2014623 okunma
Yanmak odur ki senden bir eser kalmasın
10/10
·496 syf.··
2025 6. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 08 Mart 2025 04:02
Makalat kitabı, Şemseddin-i Tebrizi'nin bazı meclislerdeki sohbetleri sırasında, Mevlâna ile konuşurken aralarında geçen bahislerden, müritler ve inkârcılar tarafından sorulan sorulara verdiği cevaplardan derlenmiş bir eserdir. Kitap, büyük ölçüde bir uyumsuzluk ile derlenmiş, cümle ve paragraflardaki dağınıklık okuma şevkinizi kırabilir ancak kitabın ortalarına gelince alışıyorsunuz. Daha önce Mevlâna'nın Mesnevisini de okumuştum ve Makalat ile Mesnevi arasındaki hikayelerde bazı benzerlikler olduğunu fark ettim. Öyle ki Mevlâna, Mesnevi'de geçen birçok fıkra, hikâye ve nükteleri Makalat'tan almıştır. Makalat'ta okuduğumuz şu satırlardan sonra; "Tanrı'ya yalvardım. Yârabbi beni kendi velilerinle tanıştır, onlarla yoldaş et dedim. Rüyamda, 'Seni bir veliyle yoldaş edelim, dediler. "O veli nerededir? diye sordum. Ertesi gece bu velinin Rum diyarında (Anadolu'da) olduğunu söylediler. Bir müddet sonra tekrar gördüğüm rüyada, 'Henüz vakti gelmemiştir, her işin bir zamanı var,' dediler." Şems'in Konya'ya ilk gelişi ve Mevlana ile vakti gelen tanışması ayrıntılarıyla anlatılır. Kitaptan alıntıladığım şu satırlar o ilk karşılaşmanın güzelliğini gözler önüne serer. " Yıllardır içi aşk ve iştiyak ateşiyle dolu olan Şems, katırın dizginine yapışır, selam verir ve Mevlana' ya "Hemen söyle bana" der, "Hazreti Muhammed mi daha büyüktür, yoksa Bayezid-i Bistami mi?" Mevlâna, "Bu ne sorudur?" der, "Hazret-i Muhammed (salát ve selam ona olsun) peygamberlerin sonuncusudur, en yücesidir. Onunla Bayezid arasında ne münasebet var?" Şems, "Ama niçin Hazret-i Muhammed (s.a.) hep "Yarabbi biz seni sana lâyık bilgiyle bilemedik, dediği hâlde Bayezid, "Beni ululayın şanım ne yücedir diye öğünmüştür?" Mevlâna, Şems'in ilk sorusu karşısında güya yedi kat göklerin biri birinden ayrılırak
Din (İslam) , Tasavvuf-Mezhepler-Tarikatlar
MakalatŞems-i Tebrizî · Ataç Yayınları · 2014623 okunma
10/10
·
Beğendi
Makâlât kitabı,Şems-i Tebrizî'nin bazı meclislerdeki sohbetleri sırasında Mevlânâ ile konuşurken aralarında geçen bahislerin,müridler ve inkarcılar tarafından sorulan sorulara verdiği cevapların derlemesiyle oluşmuştur.Eser aynı zamanda Mevlânâ'nın özel yaşantısını,onun hayat hikâyesini kapsayan birçok gizli hatıraları da bizim istifademize sunmaktadır. Kitap, herkesçe bilinen halin aksine olarak Şems-i Tebrizî'nin çok kesin görüşlü bir bilgin ve bir hakikat aşığı, mürşidlik mertebesine ermiş Arif bir yol gösterici olduğunu öğretmektedir. İşte sadece bu nokta bile eserin önemini belirtmeye yeter. Böyle kıymetli bir eseri daha iyi anlamak, istifade edebilmek için,yudum yudum okuyorum.
MakalatŞems-i Tebrizî · Ataç Yayınları · 2014623 okunma
Puan vermedi
Merakla almış olmama rağmen dilini sevemedim. Konular çok dağınık alınmış. Hemen okuyup bitirme hevesim kalmamış olmasına rağmen Şems ı Tebrizi hazretlerine olan muhabbetim kitabı kütüphanemde tutabilmek icin yeterli bir neden . Çok beklenti ile başlamayın
MakalatŞems-i Tebrizî · Ataç Yayınları · 2014623 okunma
10/10
·496 syf.··
Beğendi
·
2015 23. kitabı
Mevlana Hazretlerininde dediği gibi ''Yanmayı göze alıyorsan aşk yoluna gir'' sözündeki aşk yolunda nelerin olduğunu anlatan müthiş bir kitap...:)
Din
MakalatŞems-i Tebrizî · Ataç Yayınları · 2014623 okunma

Yazar Hakkında

Şems-i TebrizîYazar · 14 kitap
Şems-i Tebrizî ya da Şems ed-Dîn Muhammad (Farsi: شمس تبریزی) (d: 1185 - ö:1248), İslam alimi ve mutasavvıf. Mevlânâ Celâleddîn Rûmî'nin gönül dünyasında büyük değişikliklere sebep olan ve Mevlânâ tarafından yazılan ilâhî aşk şiirlerinden oluşan "Dîvân-ı Şems-î Tebrîzî" adındaki nazım eser sayesinde tanınan çok kuvvetli bir din âlimidir. Kimliği Şems-i Tebrizi künyesinden de anlaşılacağı üzere, günümüzde İran'ın Doğu Azerbaycan Eyaleti’nin yönetim merkezi olan Tebriz şehrinde m. 1185 yılında. Melik Dad oğlu Ali adında bir zatın oğludur ve Şemseddin yani dinin güneşi lâkabıyla anılmıştır. Daha küçük yaşlarda, mânevî ilimleri tahsilde gösterdiği kabiliyetle dikkat çeken Şems, din ilimleri tahsilden sonra, genç yaşlarında Tebrizli Ebubekir Sellaf'a mürid olmuş, ününü duyduğu bütün meşhur şeyhlerden feyz almaya çalışmış ve bu sebeple diyar diyar dolaşmıştır. Bu gezginliğinden dolayı kendisine "Şemseddin Perende" (uçan Şemseddin) denilmiş, ayrıca Tebriz’de tarikat pîrleri ve hakikat arifleri ona "Kâmil-i Tebrizî" adını vermişlerdir. Hayâtı ve şâhsiyeti Daha sonraları Sacaslı Şeyh Rukneddin, Tebrizli Selahaddin Mahmut ile mutasavvıf Necmüddin Kübra’nın halifelerinden Centli Baba Kemal’e intisap ederek onlardan feyz almıştır. Muhammed’in ahlakını örnek alan Şemseddin-i Tebrizî, devamlı bir arayış içerisinde olmuş, manevî bir işaret üzerine de Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’yi arayıp bulmuştur. Dünyaya, kılık ve kıyafete önem vermeyen Şems, Mevlânâ ile üç-üçbuçuk yıl süren beraberliği neticesinde onun hayatında yeni ufukların açılmasına vesile olmuş, onu ilahî aşkın potasında eriterek, kâmil bir Hak aşığı yapmaya muvaffak olmuştur. Şems-i Tebrizî Şam’a döndüğünde, Mevlânâ Celâleddîn Rûmî için onun yokluğu dayanılmazdır. Şems’in varlığını kabullenememiş kimseler, Mevlânâ’ya ileri geri laflar etmişlerdir. Celâleddîn Rûmî’nin bu kimselerden birine verdiği cevap şöyledir: "Onun ışığı vurmazdan önce ölü bir nakıştım sadece taş duvarlarınızda. O, elindeki yay ile vurmazdan önce tellerime; hep aynı nameyi çalıp söyleyen, kendi sesine yabancı bir kuru rebaptım. Ben onun avucunda bağlar, bahçeler ağaçlar görür; deryalar gibi geniş, deryalar kadar berrak sular görürüm. Onun avucunda çıkan ağaçların gölgesinde dinlenirim. Lâkin siz bunların hiçbirini göremezsiniz." Bir süre sonra Şems, Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’in oğlu Sultan Veled’in çağrısı üzere Konya’ya geri gelir. Mevlânâ bir daha şehirden ayrılmasın diye, onu bir kızla evlenmeye iknâ eder; bu kız Celâleddîn Rûmî’nin evinde evlâtlık olan Kimyâ Hâtun’dur. Kimya Hatun’a gizliden aşık olan, Mevlânâ’nın küçük oğlu Âlâeddin, bu durumu hazmedemez ve Şems aleyhtarlarının yanında yer almaya başlar. Ölümü hakkındaki rivâyetler Şems hicri 645, miladi 1247 tarihinde Mevlânâ'da meydana gelen büyük değişikliği hazmedemeyenler tarafından mı öldürüldü, yoksa geldiği gibi kimseye haber vermeden Konya’yı terk mi ettiği bilinmemektedir. Bu gün Konya’da Şems makamı olarak bilinen, halk ve bilhassa Mevlevîlerce türbesinden önce ziyaret edilen bu mescit-türbe de mevcut sanduka, boş bir sanduka mı, yoksa Mehmet Önder Bey'in bir hatırasında anlatıldığı gibi, Şems gerçekten burada mı gömülüdür, bu da bilinmez. Lâkin bu konuda en kuvvetli tezlerden birisi Sipehsalar'a veya eflakiye göre şöyledir: Şems-i Tebrizî'nin dedesi Haşhaşiler tarikâtında mürittir. Daha sonra tarikâttan aile kurmak üzere ayrılmak ister ve ayrılır. Ailesini kurar ama tarikat yönetimi değişir ve torun Şems'in tarikâta bağışlanmasını ister. Dedesi de vermek istemez. Zaten Şems eğitim için Şam'a gider ve Şems'i takip bu aşamada başlar. İlk önce bulurlar lakin kaybederler Şems'i ama Şems Mevlânâ'dan ayrılıp Şam'a gittiği vakit tarikattan bir mürit Şems'i fark eder çünkü Şems Şam sokaklarında yine bir dervişi tâbir yerindeyse rezil etmiştir. Bunun üzerine Şems'i takip Konya'ya kadar sürer ve daha sonra Şems bir dergâha çağrılır, tam yedi derviş gelmiştir Şems'i öldürmek üzere, Şems Celâleddîn Rûmî'dan ayrılmak üzere izin ister ve tam da bir vedalaşma hissi vermeden kendi eliyle ölüme gitmiştir. Hatta ölüme giderken "Rabbim şu kuyu mezarım olsun" diye dua etmiştir. Dergâha gittiği zaman yedi derviş onu beklemektedir artık.O her bir dervişle odalarda ayrı ayrı görüşerek hepsini konuşmalarıyla bayıltmıştır. En son derviş en iri cüsseli ve bilgili olandır. Şems dervişlerden namaz kılarken öldürülmesini istemiştir. Ve namaz kılarken zammı sure olarak Şems suresini okumuştur. Ayrıca İslam aleminde Osman'dan sonra gece kılınan ikinci cenaze namazı Şems hazretlerine aittir. Şems hazretleri Mevlânâ'ya bir mendil gönderir ölmeden önce mendilde şu yazmaktadır: "Ölümümün gözlerinin önünde olmasını isterdim gör bakalım aşk için ölmek ne demekmiş", yazmıştır. Mevlânâ'da bayılmıştır. Ayrıca Şems'in Konya dan ayrılıp kaybolması zayıf ihtimaldir çünkü yüce Allah ona rüyasında kendisine istediğinin verilmesi karşısında ne verebileceğini sormuş Şems de: "Canlara kanlara boyanacak başımı" diyerek aşk yolunda başını vermiştir. Şems-i Tebrizî Camii ve Türbesi Niğde’deki Kesikbaş Türbesi de Şems’e izafe edilir. Bunlardan ayrı olarak Tebriz şehrinde "Geçil" denilen mezarlıkta, aynı bölgede Hoy’da, Pakistan’ın Multon şehrinde Şems türbeleri veya makamları vardır. Bunlar çeşitli rivayetlerle süslenmiştir. Pakistanlıların söylediklerine göre de Şems, Konya'dan bir gece yarısı gizlice ayrılmış, Hoy şehrine hareket etmiş ve orada yerleşmiştir. Rivayete göre Şems-i Tebrizi Hoy’da vefat eder ve orada gömülür. Mezarı, Unesco Dünya Kültür Mirası'na aday gösterilir. Bir rivayete göre, Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’nin küçük oğlu Âlâeddin de, Şems'i öldürenler arasındadır. Şems’in Konya'daki türbesi küçük, mütevazı, adeta saklanmış bir yerdir. Mevlânâ’nın o ihtişamlı türbesinin yanında -ki Mevlânâ -"En güzel türbe gökkubedir" der- sadedir.