Adı:
Makalat
Baskı tarihi:
Mayıs 2014
Sayfa sayısı:
496
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756205198
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ataç Yayınları
Baskılar:
Makalat
Makalat
Makalat
Makâlât kitabı, Şems-i Tebrizî'nin bazı meclislerdeki sohbetleri sırasında Mevlânâ ile konuşurken aralarında geçen bahislerin, müridler ve inkarcılar tarafından sorulan sorulara verdiği cevapların derlemesiyle oluşmuştur. Eser aynı zamanda Mevlânâ'nın özel yaşantısını, onun hayat hikâyesini kapsayan birçok gizli hatıraları da bizim istifademize sunmaktadır.

Mevlânâ'nın Şems-i Tebrizî ile nasıl buluştuğunu anlatan ve o buluşmanın efsaneleşmiş yönlerini, iyi bilinmeyen, sebepleri anlaşılmayan taraflarını aydınlatmak gayreti gösteren çok sayıda eski ve yeni menâkıb yazarları bu hikâyeleri ancak romantik bir kılıkta uzun uzadıya nakletmeye özenmişlerdir. Makâlât kitabı, bu gizli kalmış konular üzerindeki perdeyi kaldırdığı gibi Mevlânâ'nın Şems'e nasıl tabi olduğuna da bir dereceye kadar ışık tutmakta ve açıklık getirmektedir.

Kitap, herkesçe bilinen halin aksine olarak Şems-i Tebrizî'nin çok kesin görüşlü bir bilgin ve bir hakikat aşığı, mürşidlik mertebesine ermiş arif bir yol gösterici olduğunu öğretmektedir. İşte sadece bu nokta bile eserin önemini belirtmeye yeter.
496 syf.
·4 günde·10/10
İnsan…

Şeytanın karşısında yapayalnız kalmış bir garip yaratık… Yaratılışın özünü ve mevcudiyetinin sebebini hep aradı durdu. Kimileri madde de aradı bunu, kimileri yüreklerde… Hepsi tek başına daima zayıf düştü, kimileri kalkmayı beceremedi, düştükçe düştü. Kimileri şehveti Aşk sandı, kimileri hakiki Aşk’ın ateşinde kavruldu.

Bilemedi insanoğlu, “Dünya hayatının geçimliliği ve menfaatlerinin zerre kadar değeri olmadığı bir yaşamda, bu insi ve cinni iblislerle nasıl mücadele edeceğini bilemedi…
“Şahsiyetini nasıl tahkim edecek ki nefsin tuzaklarına düşmeyecek?”
“İç dünyasını nasıl aydınlatacak ki, karanlık emeller peşinde koşmayacak?”
“Kalbini nasıl temizleyecek ki, şehvani arzular peşinde koşmayacak?”

“Aşk” ile…

Hakiki Aşık olmaktır ki, kimileri bu Aşk’a “Mecazi Aşk” ile ulaşır. Tıpkı Leyla’sı için dağları deviren, çöllere düşen Mecnun gibi… Ve sonunda Leyla ile bir araya geldiğinde, “Hayır! Leyla sen değilsin. Sen yürü Leyla ki ben Mevla’yı buldum.” diyerek kendisindeki mecazî aşkın, gerçek aşka inkılap ettiğini göstermemiş midir?

Tehânevî, Aşk’ı “Vuslat ve yakınlık makamlarının sonu” olarak ifade eder. “Aşk, kalbde vücud bulan bir ateş olup, mahbubtan başka her şeyi yakar; o, yakmak ve öldürmektir, ondan sonrası ise Allah’ın ikramı olan sonsuz bir hayattır. O, akıl binasını yıkan ilâhi bir cinnettir.” Tehânevî’ye göre… Akıl, Aşk ve ahvali karşısında çaresiz ve biçaredir.

İnsanoğlu yaradılıştan bu yana hep Aşk’a muhabbet besledi. Çünkü Aşk’ın evveli de muhabbettir, ahiri de… Hakiki Aşk, ruhun Allah’a olan özlemidir vesselam. Ateş ancak yanan bir nesneye temas edince renk kazanır. Yoksa hararetin renginden bahsedebilir misin? İşte Aşk ta öyledir. Ancak bir vücutla ilgisi olduktan sonra belirginleşir.

Hz. Mevlana’ya “Aşıklık nedir?” diye sorulduğunda, “Benim gibi ol da gör!” demiştir. Aşkın rengini görmek için Mevlana gibi hakiki aşık olmak elzemdir elbet. Aşık olanın aciz olduğu görülmüş müdür hiç? Toprak tohuma aşık olmasaydı, yetişir miydi çiçekler? Aşk muhabbeti doğurmasaydı, muhabbet doğurabilir miydi Muhammed’i? Ruh, Ölüm Meleği’ne aşık olmasaydı, hiç gider miydi O’nunla?

Kul olmayı becerebilmek için, kül olmayı becerebilmektir gayemiz. Kül olacaksın ki, naz ve niyaz makamında bir kul olabilesin…

Bu eserde Şems, Aşık olabilmenin huzurunu anlatıyor. Aşk’ı bulabilmenin ebedi huzurunu. Aşk ateşinde kavrula kavrula yeniden doğduğunuzu hissettirecek size.

Rabbim kül olmayı becerebilenlerden eylesin…


Saygılarımla…
511 syf.
Her nasip, Kader-i Mutlak'ın semeresini, niyetin göğe açılmış ellerinde, bir emânet gibi taşır ve vakti geldiğinde, ilk kez tadılan bir lütuf yahut hüzün şeklinde zuhur eder.Biz Gülbeşeker'im ile namı diğer özlem 'le aylar evvelinden Makalat'ı birlikte okumaya karar verdik. Heyecanla vaktinin gelmesini bekledik.Bir yolculuğun hazırlık aşamasındaymışız gibi, elimizde ki bütün kitapları bitirip bekledik, heybemize, bu uzun yolculukta azık olabilecek okumaları ve hasbihâlleri, susuzluğumuzu dindirecek, rehavetimizi alacak neşideleri korunaklı kılıflarıyla indiren Rabbim'e hamdolsun.

Biz esere başlamadan birkaç gün evvel bir seyehat esnasında Konya'ya uğradım ve Hz.Mevlâna'nın ve Şems-i Tebrizi'nin türbelerini ziyaret etmek nasip oldu. İlk dakikalarda dâhi öyle bir hakikatle yüzyüze geldim ki, bunu ziyaret eden herkes muhakkak tefekkür etmiştir. Mevlâna Hazretleri'nin türbesi ne kadar merkezde, ne kadar büyük ve belirgin bir yere kurulu ise, Şems Hazretlerinin türbesi de o kadar mütevazi, görülmesi zor, tenha bir mahale konumlandırılmış. Âdeta Şems türbesiyle bile o saklı ve derin hâkikâti, Mevlâna da seyre dalıyor.Yaşadığınız tevazu öyle kavi ki, size hayat boyu unutamayacağınız bir nasihât veriyor...

"Bana velî diyorlar Dedim ki haydi öyle olsun, bana bundan ne kıvanç olabilir? Belki ben bununla öğünürsem çok çirkin düşer, ancak Mevlânâ, Kuran ve hadiste yazılı vasıflardan anlaşıldığına göre velî'dir Ben de velinin velisi, dostun dostuyum." {Sayfa:34}

Nefsi bir çırpıda ruhun üzerinden silkelemek...Bu cümleler tevazunun en güçlü tanımlarından biridir.

'Makalat', Makaleler {Söz ve yazılar, bahisler.} mânâsında, Osmanlıca bir kelime. Eser makalelerden, rubailerden, şiirlerden müteşekkil bir hazine... Şems-i Tebrizi Hazretleri'nin sohbetlerinde kaleme alınan konuşmaların derlemesidir.

ŞEMS-İ TEBRİZİ KİMDİR?

1185 yılında, Tebriz'de doğdu.Asıl adı Şemsettin Muhammet'tir.Daha çok küçük yaşlarda ibadetine ve taatine dikkat ediyor, yılın her gününü oruçlu geçiriyordu. Babası ve annesi bu durumdan endişe etmeye başladı, O ise daha o yıllarda bir alimin teslimiyeti ile sebat ediyor, annesinin çantasına koyduğu azıkları gördüğü çocuklara dağıtıyor, oruçlarına devam ediyordu.Dönemin ilim tahsil eden, mühim zatlarına danışan babası, Oğlunu Şeyh Ebu Bekir Selebaf'ın yanına ilim tahsili için emânet etti.Hocasına 'Melekut Alemi' ile ilgili vakalara şahit olduğunu söyleyen Şems-i Tebriz-i, Hocasının büyük feragâtiyle, 'senin daha büyük zatların yanında bulunman gerekiyor' telkinleriyle, ruhunun halâskarını ve istirahatgâhını aramaya devam etti.

Şems Hazretlerinin bu arayışı beni günlerce düşünmeye mecbur etti, Meleklerin dünyasında seyrüsefer eden bir nefsin dâhi aynasını bulana dek bu ızdırabı benim için çok sarsıcıydı.Zira derinliğin keşfi, bir müttâkiye yetmiyor o derinlerde ki Allah sesini başka bir kalbin zikrine yaslama ihtiyacıyla doluyordu... Şems'in mazhar olduğu hallerin, düşüncenin kâlbini sıvazladığını onu bambaşka bir buutun sınırlarına getirdiğini okudukça hayretle izliyor insan.Şems bana göre hissiyatı insani ölçüleri aşmış, aklıyla, kati ve sarsılmaz tenkitleriyle, duruşuyla, bizim kavrayışımızın çok üstünde bir mertebenin sahibidir.

HZ.MEVLANA İLE İLK KAVUŞMA

Şems-i Tebrizi Hazretleri ile Mevlâna Celalettin Rumi Hazretlerinin kavuşması çok manidar.Aralarında geçen o kısa sohbet, onları lâyezal bir vuslata eriştiriyor.Çok mânidar zira Şems -Mevlâna muhabbeti tevazunun ve haddini bilmenin abidesidir... Edebin, nefsi tevbe kapısının önünde diz üstü çöktüren bir ilim halvetinin kökleri, o sonsuz gövdeden yükselen sonsuzluk bahçesidir...

Hz.Şems Rum diyârında (Konya'da) Mevlâna hazretlerini görmeye gitti.Karşılaştıklarında, Hz Mevlâna 'ya şu soruyu sordu;

- Hz.Muhammed mi büyük, yoksa Beyazıt-ı Bestami mi?
Hz. Mevlâna çok şaşırdı.
-Elbette Hz.Muhammed büyüktür, bu nasıl sorudur. dedi.
- Ama Hz.Muhammed (s.a.s) " Ya Rabbi biz Sen'i lâyık olduğun şekilde bilemedik." derken. Beyazıt-ı Bestami " Kendimi noksan sıfatlardan tenzih ederim. Şanım ne yücedir." diyor.
Hz.Mevlana şöyle cevap verdi.
- Beyazıt-ı Bestami, daha ilk makamda, kabı dar geldi ve taştı, haddini aştı.Ama Resulullah (s.a.s)'ın kabı öylesine genişti ki, mertebeler aştıkça, makamdan makama geçtikçe tevbe kapısına daha sıkı sarıldı."
Bu cevap üzerine, Hz.Şems heyecandan bayıldı ve iki umman kavuştu.

KERRA HANIM'A HEDİYE EDİLEN ŞİFALI GÜLLER

Hz.Mevlâna ve Hz.Şems uzun bir halvetle bir hücreye hasbihale çekilir.Bu hâl uzun sürünce Kerra Hatun, (Hz.Mevlâna 'nın eşi) merak edip onları izlemek ister ve görür ki bir duvardan 5-6 insan geliyor, ellerinde de güller var. İnanamaz bu hale ve Hz.Mevlana'ya sormak için halvetin nihayete ermesini bekler. Çıktıklarında Hz.Mevlana 'nın elinde güller vardır ve bu gülleri Kerra Hanım'a hediye eder.Kerra Hanım gülleri görünce çok şaşırır zira böyle gülleri ilk kez görmektedir.Bir aktara gönderir ve bu güllerin Hindistan'da yetişen bir gül çeşidi olduğunu öğrenir.Hz.Mevlâna o güllerin gözleri iyileştiren şifalı güller olduklarını söyler Kerra Hanım'a.

AYNA BAHSİ ÜZERİNE...

Veli kullarda Allah-u Tealâ tecelli eder, sakın o aynada gördüğün çirkinlikleri aynaya isnad etme, şüphesiz onlar senin nefsindendir.O'da gördüğün zarafette, kirde sendendir.Sakın o aynayı yere atıp kırma, çünkü o senin kendine çeki düzen verebilmen için bir rabıtadır, fırsattır. Kalbinde ki kırılmış, zedelenmiş ne varsa sana âşikâr eder.Burada zikredilen Hadis-i Kutsi, o kadar manidar ki!..
"Ben kalbi kırıklarla beraberim." buyuruyor Mevlâ... Bundan daha özge bir sahipleniş, bir merhamet, bir ümit var mı?

UNUTMANIN HÂKİKÂTİ ÜZERİNE...

Hz.Şems, unutmak üç kısımdır diyor;

Unutmaların ilki, ahireti unutmaktır, ki bu insanlar dünyevi heva ve heveslerini öyle hat safhada yaşar ve önemser ki, onlar için üzüntünün de, sevincin de, neharı, tek kaynağı budur.

" Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır. Büyük mükafat ise Allah'ın yanındadır."

Tegabun Sûresi, 15. Ayet-i Kerime'de belirtilen bu hususiyetin muhataplarıdır onlar.

Unutmaların ikincisi, Dünya'yı unutmaktır.Kul o kadar Cennet ve Cehennemle meşguldür ki, dünya ile ilgili herşeyi bir yana bırakmış, sadece hayati ihtiyaçlarını sürdürecek kadar dünyaya ehemmiyet vermiş, kalan bütün vaktini ibadetle ve zikirle geçirmektedir.
Hz.Şems bu konuda da yine seneler geçse dahi unutmayacağım bir kıssa anlatıyor.
Bir Allah Dostu, o kadar çok oruç tutuyor ki, sonunda açlıktan hastalanıyor ve yataklara düşüyor, doktor yardımını da,reddediyor ve en nihayetinde vefat ediyor.O dönemin alimlerinden bir zat rüyasında bu zahit kişinin mezarını görüyor ve bir duman geldiğini,orada yüzü toprağa dönük vaziyette ve siyah renkte görüyor bu zatı.Bu vaka Allah için ölmenin hayattan el çekmek demek olmadığını bize âdeta yaşatıyor...

Unutanlardan üçüncüsü ise Aşıkların halidir Şems Hazretlerine göre, ne dünyayı, ne de ahireti hatırlar bu müttakiler, her ikisini de unuturlar. Yalnız Rabblerini hatırlarlar, düşünürler, duyarlar... O'nun kokusunu aldıkları için, sermest olurlar... Yalnız O'nun güzelliğiyle görürler, O'nun ışığıyla serfiraz olurlar...

Kainatın Serveri (s.a.v) birgün yönünü Yemen tarafına doğru dönerek, ashabına şöyle buyurdular; “Ben Rahman'ın kokusunu Yemen tarafından alıyorum. Yemen'den bana Allah aşkının kokusu geliyor..."

Elbette bu koku, Yemen ellerinde ömrü nihayete eren Veysel Karani'nin Allah'a duyduğu muhabbetin kokusuydu.

İşte Hz.Mevlâna ile Hz.Şemsi de Aşık ve Maşuk mertebesine eriştiren de bu kokuydu Sevgili Dostlar, Hz.Şems'de zuhur eden Rahmani soluğun Aşığı, Hz.Mevlâna ve okuduğum her satırda fevkini defaatle idrak ettiğim Hz. Şems'in duyduğu derin hayranlık.Bakın bu konuşmalardan sonra,yâni bahsedilen unutkanlıklardan sonra, Hz.Şems şöyle diyor, "Mevlâna Üçüncü unutkanlığı yaşadı,ben değil..." Bu cümle bile Hz.Şemsin ruhunu seyrettiği aynanın, nasıl bir zerresini kendine vuran nura şükür vesilesi kıldığını izah ediyor bizlere...

Gazneli Mahmut ve Ayaz'ın hikayesi... Ayaz, teslimiyet... Mesnevi de başka bir cihetle anlatılsa da özde aynı fikre mihmandarlık ediyor.
Gazneli Mahmut, hazinesinden çok daha üstün olduğunu söylediği mücevheri vezirlerine kırmalarını emrediyor ve tebaasında bulunan hiçkimse bu cesareti gösteremiyor, sonra hizmetkârı Ayaz'ı huzura çağırıyor ve Ayaz bir an dahi tereddüt etmeden o mücevheri paramparça ediyor.Bu hikayecikte öyle çok mânâ gizlidir ki, bunlardan en mühimi, teslimiyettir.Teslim olma, emre itâat ve ihlas...Nefsani putlarsa önümüzde yükseliyor, tereddüt etmek yahut vazgeçmek, o putları yaşatan pek çok şeyin bizim can damarımızdan beslendiğini unutmak...Rahman basiret lutfeylesin...

Şems-i Tebrizi Hazretleri'nin Makalat'ında sohbet dinler gibi bir seyir var ve keskin uslubuyla asla hatırınızdan çıkmayacak misaller ve gafletinizi dindirecek çok mühim mevzular yer alıyor.Onlardan birisi de; 'Benim kalbim mütmain artık, Rabbimi biliyorum ve O'nu çok seviyorum artık namaz kılmaya gerek yok.' anlayışını yerle bir eden tespitleri.
Hz.Şems diyor ki 'Ben veliyim' diyen nefsdir.Çünkü ben, aşırılığın ta kendisidir.Eğer bir mertebeye erişildiğinde ibadete gerek kalmasaydı, kâinatın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı Peygamber Efendimiz(s.a.s) son nefesine dek secde etmezdi.Demek ki kılmadığımız her vakit namazda hatırımıza Resulullah(s.a.s) gelmeli ve hicab etmeliyiz!..

Kuran-ı Kerim'i okuma ve dinleme hususunda da Hz.Şems'in nasihatleri çok mühim.Bizler nezaket kuralları gereğince bir ortamda birisi konuştuğunda susarız ve dinleriz, Kur'an-ı Kerim okunduğunda ise konuşan Allah-u Teâlâ'dır. Kalbin titreyerek mukabele de bulunması gerekirken konuşmak yahut özenle dinlememek ondan neşet edecek büyük bereketi ve füyuzatı yerle bir eder.

Kuran- ı Kerim'i anlamak hususunda da çok sahih bir noktaya değiniyor.Bizler anlamadığımız bir Ayet-i Kerime olduğunda hemen cüzi iradenin buhranlarına düşer Allah muhafaza tenkit yoluna gideriz, oysa anlaşılmayan yerde kişi kendi eksik izanını ve ilmini ve dâhi kalbini rehabilite etmeli, gözden geçirmeli diyor.

Bu Eser ciltlerce şerh ile anlatılsa hakkı verilemez. Zihninizde bir bulanıklık doğurduysa cümlelerim affedin beni...

Son olarak yine Onun cümleleriyle...

"Dünyâ müminin zindanıdır."

Feyizli Okumalar...
496 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Şems-i Tebrizi- Makâlât

Seneye Amak-ı Hayal ile başlayınca Tasavvuf edebiyatı ile devam etmek için uzun zamandır elimde okunmayı bekleyen Makalat'ı seçtim.
Çoğu Mevlana ile olan konuşmalardan oluşuyor kitap. Klasik Tasavvuf kitaplarında olduğu gibi bunda da kıssadan hisse şeklinde ders niteliğinde öğütler var. Sıradan bir şeyh olan Mevlana'nın Şems ile tanıştıktan sonra nasıl büyük bir filozofa dönüştüğünü daha iyi anlıyor insan bu kitaptan sonra.
Bazı cümleler bir kaç kez okunmayla anlaşılabiyor.Bunun nedeni orjinal farsça metinden çevirinin anlam kaybına uğramadan Şems'in mesajını edebi değerin de korunarak verilebilmesi diye düşündüm.
496 syf.
·Beğendi·10/10
Mevlana Hazretlerininde dediği gibi ''Yanmayı göze alıyorsan aşk yoluna gir'' sözündeki aşk yolunda nelerin olduğunu anlatan müthiş bir kitap...:)
496 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Mevlâna'nın pir'i Şems-i Tebrizi'nin meclislerde yaptığı konuşmaları derlenmiş bu eserde...Mevlânâ Celâleddin'ln karanlıkta kalmış olan bazı yönlerini aydınlatması bakımından da bir hazine değerindedir... Israr edilerek, üzerinde düşünerek tekrar tekrar okunması gereken muhteşem bir eser Makalat. 
Merakla almış olmama rağmen dilini sevemedim. Konular çok dağınık alınmış. Hemen okuyup bitirme hevesim kalmamış olmasına rağmen Şems ı Tebrizi hazretlerine olan muhabbetim kitabı kütüphanemde tutabilmek icin yeterli bir neden . Çok beklenti ile başlamayın
511 syf.
·1 günde·5/10
Bu kitabı okumak isteyenin başladığı kitabı bitirmek ve kitabı kitap olduğu için okumak gibi bir huyu olmalı. Aksi takdirde kitabın daha yarıda bırakırsınız. Çok fazla dikkat ve sessizlik ister. Çünkü çok karmaşık bir kitaptır. Bir paragrafta birbirinden farklı konular arasında geçiş yapabiliyor. Genelde iki kişinin konuşması sırasında birinin dediklerini alıp diğerinin dediklerini almamak gibi bir uslubu var. Ben bu kitabı çok uzun bir sürede bitirebildim. Onun dışında güzel bir kitap. Akıcılığı, sürükleyiciliği ve bağlayıcılığı olmasa da okuyucusuna bir şeyler katacak bir kitap...
523 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Makalat kitabı Mevlananın Şemsi Tebrizi ile meclislerdeki sohbetlerinin derlenmesiyle kaleme alınmış kıymetli bir eser.

Kitap hem yoğun ve kapalı anlatımı hem de konular arası geçişin fazla ve hızlı olması yönüyle okunması kolay bir eser değil fakat gerek yer yer geçen kıssalarla manevi hayatımıza anlam kazandıracak yol gösterici nasihatları barındırması gerek Şemsi Tebrizi gibi önemli bir veli zatın dilinden dökülmüş olması gerek de üzerine düşünülmesi gereken samimiyet ve yaşanmışlık yüklü sözleri içermesiyle hayatı surette değil manada arayanlar için keyifle okunabilecek bir eser.

Okumadan önce sakin bir ortam temiz bir zihin dipnotunu da ekleyeyim
Makalat
496 syf.
·Beğendi·10/10
Mevlânâ’nın Şems-i Tebrizî ile nasıl buluştuğunu anlatan ve o buluşmanın efsaneleşmiş yönlerini, iyi bilinmeyen, sebepleri anlaşılmayan taraflarını aydınlatmak gayreti gösteren çok sayıda eski ve yeni menâkıb yazarları bu hikâyeleri ancak romantik bir kılıkta uzun uzadıya nakletmeye özenmişlerdir. Makâlât kitabı, bu gizli kalmış konular üzerindeki perdeyi kaldırdığı gibi Mevlânâ’nın Şems’e nasıl tabi olduğuna da bir dereceye kadar ışık tutmakta ve açıklık getirmektedir.
430 syf.
·Puan vermedi
Mevlânâ'nın, Şemseddin Tebrizî ile nasıl buluştuğunu anlatan ve o buluşmanın efsaneleşmiş yönlerini, iyi bilinemeyen, sebepleri anlaşılamayan taraflarını aydınlatmak gayreti gösteren birçok eski ve yeni menakıb yazarları, bu hikâyeleri ancak romantik bir kılıkta uzun uzadıya nakletmeye özenmişlerdir, işte Makalât kitabı bu gizli kalmış konular üzerindeki perdeyi kaldırdığı gibi, Mevlânâ'nın, Şems'e nasıl kapıldığına da bir dereceye kadar ışı tutmakta ve açıklık getirmektedir. Kitap, herkesçe bilinen halin aksine olarak Şemseddin-i Tebrizî'nin çok keskin görüşlü bir bilgin ve bir hakikat âşığı, mürşitlik mertebesine ermiş arif bir yol gösterici olduğunu öğretmektedir. İşte sadece bu nokta bile eserin önemini belirtmeye yeter. Kitabın tarihî değerinden başka ayrıca, Şemseddin'le görüşmesinden sonra Mevlânâ'da yeni bir hayatın başladığım gösteren açık işaretler vardır.Şems'in getirdiği yeni fikirler, prensipler ve öğretim sistemi konusunda araştırma yapmak isteyenler, aradıklarını Makalât kitabında
bulacaklardır.
Mal, bir çok kimsenin kıblesidir.
Yolcular onu feda ettiler.
Dünyaya tapanlara göre bir pul, tatlı canlarından daha değerlidir.
Sanırsın onların canı yoktur.
Eğer canları olsaydı nazarlarında mal canlarından daha değerli olmazdı.
Dedim ki: Şimdi tekrar hayretle görüyorum ki, zevk sahibi olan kimseye zevk yüz gösterince sözü bağlamak istemez, şüphe yok ki söz sırası bende kaldı. Çabuk kalktım, ben de bir başkasını buldum ki hiç bir şeyden anlamaz. Onunla çok konuştum. Şaşırdı, bocaladı. Simdi dost ile, sevgili ile birlikte iken nasıl sabredebilirim, yabancılarla birlikte olmaya nasıl sabredebilirim? Önce sana karşı çok sevgim vardı. Ancak görüyordum ki, o vakit sözün başlangıcında bu işaretlerden anlayacak olgunlukta değildim. Bunları o zaman söyleseydim anlamaya güç yetiremezdim! O zaman ve bu saatte ağzımızı kapamıştık. Çünkü o sıralarda sende bu hal yoktu ki, bunları söyleyebileyim.
«Şimdi sen oku o kitabı ki, ben dinliyeyim.» Gelen adamcağız titreye titreye kitabın her yerinden birşeyler okudu, «O halde o kitabın başına şimdi sana inşad edeceğim şu beyti yaz» dedi.

Beyit:

Zahire neme lâzım, kitabı nideyim ben, Yârın dudağı varken, şarabı nideyim ben.
Şems ile Mevlânâ biri birini tamamlayan, biri birinden renk ve ışık alan iki irfan hazinesidir. Her ikisi de aşk ve hakikatla dolu; madde ve mânâ âleminin sırlarına ermiş üstün vasıflı birer Allah velîsidir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Makalat
Baskı tarihi:
Mayıs 2014
Sayfa sayısı:
496
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756205198
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ataç Yayınları
Baskılar:
Makalat
Makalat
Makalat
Makâlât kitabı, Şems-i Tebrizî'nin bazı meclislerdeki sohbetleri sırasında Mevlânâ ile konuşurken aralarında geçen bahislerin, müridler ve inkarcılar tarafından sorulan sorulara verdiği cevapların derlemesiyle oluşmuştur. Eser aynı zamanda Mevlânâ'nın özel yaşantısını, onun hayat hikâyesini kapsayan birçok gizli hatıraları da bizim istifademize sunmaktadır.

Mevlânâ'nın Şems-i Tebrizî ile nasıl buluştuğunu anlatan ve o buluşmanın efsaneleşmiş yönlerini, iyi bilinmeyen, sebepleri anlaşılmayan taraflarını aydınlatmak gayreti gösteren çok sayıda eski ve yeni menâkıb yazarları bu hikâyeleri ancak romantik bir kılıkta uzun uzadıya nakletmeye özenmişlerdir. Makâlât kitabı, bu gizli kalmış konular üzerindeki perdeyi kaldırdığı gibi Mevlânâ'nın Şems'e nasıl tabi olduğuna da bir dereceye kadar ışık tutmakta ve açıklık getirmektedir.

Kitap, herkesçe bilinen halin aksine olarak Şems-i Tebrizî'nin çok kesin görüşlü bir bilgin ve bir hakikat aşığı, mürşidlik mertebesine ermiş arif bir yol gösterici olduğunu öğretmektedir. İşte sadece bu nokta bile eserin önemini belirtmeye yeter.

Kitabı okuyanlar 137 okur

  • Belkıs işler
  • Gamze
  • Ahmet Fota
  • Muhammed Metehan Yüksel
  • Aysegul turkyilmaz
  • Prometheus*
  • °Hüner°
  • deniz
  • S.....
  • Engin Demirci

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.5
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%19.4
25-34 Yaş
%45.2
35-44 Yaş
%19.4
45-54 Yaş
%6.5
55-64 Yaş
%3.2
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%50.9
Erkek
%49.1

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (32)
9
%10.9 (7)
8
%10.9 (7)
7
%4.7 (3)
6
%4.7 (3)
5
%1.6 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0