Kitap güzel işlenmiş, olayların gelişim süreci merak uyandırıcıydı. Yaklaşık 70.sayfadan sonra açıldığını düşünüyorum. Parfümün yapılma süreci ve hassasiyeti olayın içerisinde çok güzel anlatılmıştı, bu alanda belli başlı bir ilgim olmamasına rağmen büyük bir keyifle okudum, tabiki bazı noktalar fazla detaylıydı ama sonuç olarak keyif aldığım gerçeğini değiştirmedi. Ve ilginç bir ana karakter vardı karşımda, bu karakter doğumuyla birlikte tüm kitap boyunca normal olmamasıyla vurgulanıyor, içinde bolca pislik ve sevgisizlik duyguları barınıyor karakterin, özellikle cinayet kısımları bir insanın kabul edebileceği türden şeyler değil. Bu sebepten dolayı da yazar karşımıza kendisinin de dediği gibi “şeytanımsı bir varlık” çıkartıyor. Karakterin düşünce yapısını ve algılayış biçimini kitap boyunca iyice pekiştiriyoruz, bunun yanında işlediği cinayetlerin de farklı bir amaç uğruna değil, yalnızca “koku” uğruna işlemiş olduğunu net bir şekilde anlıyoruz. Karakterin iç dünyasını ne kadar anlamaya çalışsak da onun şeytanı tasvir ettiğini göz ardı edemeyiz. Bundan dolayı da kitabın sonlarında insanlığa dair büyük bir eleştiri gördüm.
“Sözde” adaleti gözeten, ahlak bekçiliği yapan bir toplum nasıl oluyor da şeytani bir varlığa tapmaya başlıyor? Bu şeytan yalnızca bir kokuyla nasıl melek görünümüne bürünebiliyor? Tek sebebi büyüleyici bir koku mu? Yoksa insanlar yoldan çıkmaya dünden mi hazırdı? Veyahut da yapılan onca pisliği hep beraber örtmek için unutmuş taklidi yapıp, gerçekten de hemen unuturlar mıydı?
İnsanlar, şeytanı haklamaya çalışırken hep kendileri mi oltaya gelirdi? Koku insanı kendinden alıp götürmeye yeter mi? Koku mu bu kadar etkili yoksa insanların iradeleri mi bu kadar zayıf? Belki de yalnızca şeytanın işidir…
Yazarın kitaptaki “insanlığı” eleştirdiği yöntemi