Ölüm mü, sanırım yaşadıysan o kadar da korkunç değil.
Bu sebeple diyorum ki yaşamayı başarmış olanın -kesinlikle İvan, yaşamayı tam anlamıyla bir başarı olarak gören bir çocuktu- ölmekten de kaçmasına gerek yoktur. Yaşadıysan, çocuk olduysan, hasta olmayı başarabildiysen, mutluluk yalnızca birilerini değil kendini de ifade ediyorsa tamam, o zaman gideceğimiz yer senin tarafından kazanılmış demektir.
Sevgili, çok sevgili, pek bir en sevgili İvan İlyiç için yaşamak öyle bir prosedürdü ki, yaşamamanın ne olduğunu hiçbir zaman düşünemedi. O yüzden ölüme kucak açamadı, onu reddetti. Annesini reddeden bir çocuk gibi davrandı; sen benim hiç kimsemsin, dedi.
Ölüm ona her şeyi olduğunu gösterdi.
Yalnızken, yalnızı oldu. Herkesken, herkesi olmak için çırpındı ve günün sonunda acıdan ölümü unuturken unuttuğu olmaktan da çekinmedi.
Nitekim ölüm ona ölmeyi değil hiçbir zaman tam anlamıyla başaramamış olduğu yaşamayı öğretmek için var oldu.
Ne kadar herkes de olsa, İvan İlyiç günün sonunda bir kimse olarak hayata veda etti.