19. Yüzyıl Siyasi Tarihi İncelemesi
9/10
·775 syf.··
Beğendi
·
2025 8. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 24 Mart 2025 12:32
19. Yüzyıl Siyasi Tarihi bu dönemle ilgili okunabilecek en objektif en detaylı kaynak. En azından benim okuduklarım arasında bu şekilde kategorize edebilirim. Fransız İhtilali ile başlıyor incelenen dönem, I. Dünya Savaşı ile de bitiyor. Fransız İhtilali net olarak 19. Yüzyıl’daki tüm değişimlerin kaynağını oluşturmuştur. Napolyon diğer Avrupa devletlerini ordusundan önce ihtilalin yaydığı fikirlerle işgal etmiş daha sonra da ordularını o ülkelere sokmuştur. Özellikle Avusturya, Osmanlı ve Rusya gibi monarşi ile yönetilen ülkeler için bir bekaa sorunu oluşturmuştur Fransız İhtilali. Liberalizmin ve peşinden milliyetçiliğin yayılması monarşilerin dağılmasını epey hızlandırmıştır. Ancak 19. Yüzyıl sadece bir dağılma çağı değildir, aynı zaman birleşenlerin de çağıdır. Almanya, İtalya bu çağda birleşip devletleşmişlerdir. 19.Yüzyılın en önemli figürleri denince akla ilk olarak Napolyon gelir. Bu doğru bir tespittir ancak en az Napolyon kadar Avrupa ve Dünya tarihine yön veren başka biri daha vardır. O da Almanya’yı birleştirmeyi başaran Şansölye Bismarck’dır. Tüm Avrupayı bir satranç tahtası gibi, Avrupa devletlerini ise birer satranç taşı gibi görüp doğru hamlelerle Almanya’yı birleştirip bir güç odağı haline getirmeyi başarmıştır. Gerçekten kolay bir iş değildir Almanya’yı birleştirmek. Zira Protestanlık- Katoliklik arasında bölünmüş durumdadırlar. Katolik Almanlar adeta Fransızların güdümündedir. Bir de Avusturya vardır ki onlar da kendilerini tüm Almanların hamisi olarak görmektedir. İşte böyle bir ortamda ordu gücünü çok dengeli bir şekilde kullanarak önce Avusturya’yı saf dışı bırakıp ardından da Fransızların gururunu kırarcasına bir yenilgiye uğratmayı başarmıştır. Ama Bismarck’ın asıl başarısı kazandığı savaşlar değildir. Onun başarısı kurduğu ittifaklarda yatmaktadır. Zira düşman olarak gördüğü ülkeyi o ülkeye rakip ülkelerle yaptığı ittifaklarla yalnızlaştırıp modern ve dinamik ordusu ile de silindir gibi geçmektedir. Ancak hiçbir zaman da zafer sarhoşu olmamıştır. Duracağı yeri bilmiştir hep. Misal Avusturya’yı yenip Viyana yolu açılsa dahi Viyana’yı işgal etmeyip ordusunu geri çekmiştir. Çünkü biliyordur ki Viyana’yı işgal ederse Avustuya’lılar bunu guru meseleri yapar ve asla unutmaz. Oysa Almanya’nın daha çok düşmanı vardır ve Avusturya ile ilerde ittifak yapma ihtimali olabilir. Oysa gururu kırılan Avustuya asla Almanya ile bir ittifaka yanaşmaz. Napolyon’dan farkı da budur Bismarck’ın. Yarını düşünüp plan yapar. Napolyon ise düşmanını yenmekle kalmaz rezil etmeye de çalışır. Onur gurur ne varsa ayaklar altına alır. Bu da onun sonunu getirir. Zira kurulan üçlü-dörtlü ittifaklara karşı duramaz Fransa. Bismarck konusunda bu sene içinde daha fazla okuma yapacağım. Zira kendisi dünya tarihinin gördüğü en ender siyaset adamlarından biri. 19.yüzyıl sanayileşme ile birlikte artan hammade ihtiyaçlarını karşılanması için sömürgeciliğin en çok yaygınlaştığı zaman dilimidir. Bu bağlamda Afrika, Güney Amerika, Uzak Doğu bir sömürgecilik yarışına şahit olmuştur. Donanma gücü sebebiyle İngiltere bu yarışın lideri olmuştur. Fransa, İspanya, Hollanda bu yarışta İngiltere’yi takip etmişlerdir. Almanya’da Bismarck ise bir sömürgecilik karşıtı olmakla birlikte mdeyim yerindeyse bazı Afrika ülkelerini sömürmeye mecbur kalmıştır. ABD ise tüm bu gelişmelerde uzak Monroe Doktrini çerçevesinde gelişmesini sürdürmektedir. Henüz bir dünya devi olmaya çok uzaktır ancak müthiş kaynaklara sahiptir. Zamanı gelince yarışa o da katılacaktır ancak önceliği Avrupa devletlerine karşı kendi topraklarını korumaya almaktır. Bu çağın kaybedeni ise Osmanlı Devletidir. Aslına bakarsanız Osmanlı Devleti 20.yüzyıla kalmayıp bu çağda da yok olabilirdir. Onu ayakta tutan Avrupa devletlerinin kendi arasındaki rekabettir. Zira hangi Avrupa devleri Osmanlı topraklarını alırsa yeni süper güç o olacaktı. Başta İngiltere olmak üzere diğer Avrupa devletlerinin koruması olmasaydı Rusya bunu çoktan gerçekleştirmiş olacaktı. Çünkü bırakın Rusya gibi bir gücü bir kenara, kendi valisi (Kavalalı Mehmet Ali Paşa) bile Osmanlı topraklarını kolayca işgal edebilmiştir. Kavalalı’yı bertaraf edebilmek için dış güçlerin desteğine muhtaç durumdadır koskoca Osmanlı. Ancak bu günlerin geleceği bellidir. Zira Osmanlı yeniliğe, gelişime kapalıdır. III.Selim gibi yenilikçi padişahların ise sonu ölüm olmuştur. Osmanlı’da modernleşme ancak Yeniçeri Ocağının kaldırılması sonucu mümkün olmuştur ancak iş işten çoktan geçmiştir. 19.Yüzyıl Avrupa devletlerini kategorize edecek olursak: İngiltere: Dönemin süper gücü. Üzerinde güneş batmayan imparatorluk. Tüm dünya etki alanı içinde. Ancak artık yorulmaya da başlamış. Tüm coğrafyalar üzerinde etkili olmaya çalışmak her devleti yorar. Fransa: İhtilal ile rüzgarı arkasına alıp tüm Avrupa’yı işgal hareketine girişmiş. Ancak o da yorgun düşmüştür. Tüm Avrupa ile savaşmak Fransa’daki hem parayı hem de insan kaynağını tüketmiştir. Ancak halen daha hatırı sayılı bir gücü ve etkisi vardır Avrupa siyasetinde. Rusya: Önemli bir insan kaynağına sahip olsa da yapısal olarak oldukça sıkıntılı bir ülke. Kendi iç sorunlarını hazır altı edip süper güç olmaya çalışırken kendi kalesinde golü gören bir monarşi. Avusturya: Fransız İhtilali ile birlikte sıkıntıya giren büyük bir imparatorluktur. Bugünkü toprakları haricinde, Kuzey İtalya, Çekya, Bohemya, Galiçya, Macaristan toprakları arasındadır. Ancak ihtilal sonrası özellikle Macaristanda çıkan isyanlar epey gücünü tüketmiştir bu imparatorluğun. Onlar da Osmanlı gibi I.Dünya Savaşı sonrası bitme noktasına gelmişlerdir. Ancak belirtmeden geçmeyelim. 19. yüzyıl boyunca diplomatik olarak Osmanlı’ya en çok destek veren ülkelerden biridir. Almanya: Geç de olsa birleşip Avrupa’nın önemli bir gücü olmayı başarmış bir devlet. Bu hızlı kalkınma bir takım hazımsızlık sorunlarına da sebep olmuş kuşkusuz. Kendilerini Avrupa’nın tüm halklarında üstün görme eğilimine sebep olmuş, bu da iki dünya savaşına sebep olmuştur. İtalya: Almanya gibi geç birleşen bir ülke. Ancak hiçbir zaman Almanya gibi bir güce sahip olamamıştır. Özellikle askeri alanda sürekli dayak yiyen konumundadır. İspanya: Avrupa’dan çok Latin Amerika’ya odaklanmış durumdadır. Ancak Fransa tarafından sürekli müdehalede bulunulan bir ülkedir. Fransa tarafından işgallere uğramış, kralları sürekli değiştirilmiştir. Bu kitap sadece Avrupa tarihini anlatmamakta. Birleşik Devletler, Latin Amerika, Çin, Japonya tarhi de mercek altına alınmış. Fahir Armaoğlu kitabı boyunca objektifliğini hiç kaybetmiyor. Tarihin akışı nasılsa onu olduğu gibi aktarmış. Hiçbir siyasi görüşün tesiri almadan kitabını kaleme almış. Kuşkusuz bu kitaptan sonra devam niteliği taşıyan 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi ’ni de okuyacağım. Ancak biraz ara vereceğim. Zira bu kitabı bitirmem yaklaşık 20 günümü aldı. Okuma tempomu bir nebze düşürdü. Araya başka kitaplar sıkıştırıp daha sonra 20. Yüzyıl ile seriye devam edeceğim.
Tarih
19. Yüzyıl Siyasi TarihiFahir Armaoğlu · Kronik Kitap · 2019598 okunma
·
58 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.