Gönderi

Hastaneler, Asıl Ruh Hastalarının Delirttikleriyle Dolu!
8/10
·293 syf.··
Beğendi
·
2025 20. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 24 Mart 2025 22:50
Herkese selamlar 1K ailesi! Bugün yazarıyla bütünleşmiş, mücadelenin, azmin hikayesi olan Sana Gül Bahçesi Vadetmedim kitabını inceleyeceğim. Öncelikle şunu belirterek başlamak istiyorum ki kitap yarı otobiyografik bir kitap; hatta yarıdan fazla, neredeyse sadece isimler ve bazı ufak detaylar farklı yazarın hayatından. Dolayısıyla incelemem boyunca anlattığım her şeyin yazar tarafından yaşandığını düşünerek okuyun lütfen, çünkü ben kitabı bu şekilde okudum ve çok etkilendim. Hazırsanız başlayalım.. Joanne Greenberg Yahudi asıllı Amerikalı bir yazardır. Çocukluğunda kendisine şizofreni teşhisi konmuştur ve 16 yaşında bir akıl hastanesine yatılırıp tedavi görmüştür. Psikoterapi ile şizofreniyi yenen ilk insandır. İşte incelemesini yaptığım bu kitapta yazarımız akıl hastanesinde geçirdiği günleri ana karakterimiz Deborah üzerinden anlatıyor. Okurken yazılanların altında gerçek bir yaşanmışlık olması bazı yerlerde tüylerinizi ürpertiyor, bazı yerlerde gözlerinizi yaşartıyor… Deborah, bir intihar girişimden sonra yatırıldığı hastanede hayatını değiştirecek birisiyle tanışır ve hikayemiz burada başlar… Dr. Frieda Fromm Reichmann … (kitapta Dr. Fried diye geçiyor) Burada doktorumuza bir parantez açmak istiyorum çünkü hikayesi çok ilgimi çekti. Dr. Frieda, Sigmund Freud ‘un çağdaşıdır ve Freud’un psikianalitik konusundaki makalelerinin çalışmalarının izinden giden bir isimdir. Erich Fromm ile de bir evlilik yaşamıştır. Şizofreni ile ilgili çalışmaları da vardır ve şizofreninin psikoterapi ile iyileşebileceğine inanır. Bu inancı ve bu çalışmaları psikiyatri dünyasında gülünç karşılanır çünkü şizofreninin tıbben kesin bir tedavisi yoktur. Bir düşünün, ilaçlarla bile kesin tedavi edilemeyen bir hastalığı psikoterapi ile iyileştirme iddiasının nasıl yankı uyandıracağını. Üstelik bu iddianın sahibi bir kadındır; hem de 2. Dünya savaşı zamanlarında, hem de Yahudi bir kadın… Deborah’nın hikayesini okurken, verdiği savaşa şahit olurken ben bir yandan doktora da hayran kaldım.. İki kadının verdiği savaştan el ele çıkması şahsen benim bir kadın olarak ayrıca hoşuma gitti. :)) Deborah ile Dr. Fried seanslara başladığı andan itibaren bir bağ kurmaya başlarlar. Dr. Fried, Deborah’ın kimseye anlatmadığı bir şeyler olduğunu sezer ve yavaş yavaş güvenini kazanarak onu konuşturur ve öğreniriz ki Deborah aslında bambaşka bir dünyada yaşıyormuş! Yr Krallığı adında bir dünya.. Zaman algısı farklı, dili farklı, kendi tanrıları var.. vs. vs… Bunların hepsi Deborah’ın beyninde ürettiği şeyler… Gerçek dünya ile Yr krallığı arasında kalmış Deborah. Hangisi gerçek bilemiyor. Beyninde sürekli kendisini eleştiren tanrıların, koroların sesi, dışarda doktorlar, hemşireler, diğer akıl hastaları… Gerçek ne yalan ne..? Bütün sanrıların, korkuların arasındaki boğucu havada okumakta biraz zorlandığınız kısımlar da olabilir kitap boyunca. O yüzden bi çırpıda değil de zamana yayarak okumanızı tavsiye ederim.. Peki nasıl bu hale gelmiş Deborah? Doğuştan mı böyleymiş yoksa tabiri caizse dünya mı delirtmiş onu? Tabii ki ikinci seçenek! Aslında Deborah üstün zekalı, müthiş bir resim yeteneği olan bir kız. Fakat 5 yaşında geçirdiği ciddi sağlık problemleri sırasında ebeveynlerinin ve sağlık çalışanlarının davranışları travma yaratmış minik beyninde.. Sonrasında okulda ve sosyal çevresinde Yahudi olmasından dolayı dışlanmış, akran zorbalığına maruz kalmış, anlaşılamamış.. Yavaş yavaş garipleşmeye başladıkça da bu zorbalıkların, dışlamaların da dozu artmış ve Deborah kendi içinde bir dünya yaratıp kabuğuna çekilmiş.. Sizin dünyanızı istemiyorum, kendi kendime yeterim demiş adeta… Ama bir süre sonra kendi yarattığı Yr Krallığı bile onu zorbalamaya, dışlamaya eleştirmeye başlıyor. “Yr bir güzellik ve koruyuculuk kaynağından bir korku ve acı kaynağına dönüşmüştü.” diyor sayfa 61.’de.. Nereye kaçacağını bilemiyor Deborah beynindeki bu seslerden, bu yerden… İki dünya arasında arafta kalıyor adeta.. Burada durup şöyle bir düşündüm; kendisiyle ilgili eleştirileri nasıl içselleştirdiyse, kendi yarattığı karakterler bile kendisini eleştirip dışlıyor. Bu aslında Deborah’ın kendisini sevilmeye değer bulmamasından, kendisini beğenmemesinden kaynaklanıyor. Zaten insanı en acımasız şekilde eleştiren yine kendisi değil midir? Birçoğumuz beynimizin içindeki o acımasız sesi susturamadığımız için mutsuz, huzursuz değil miyiz? Hepimiz biraz Deborah’ız aslında, sadece henüz tam anlamıyla delirmedik! Dr. Fried ile birlikte çok ciddi bir mücadele içine giriyor Deborah. Belki de ilk defa kendisini birisinin anladığını hissediyor ve doktorun elinden tutmasına, ruhunun derinliklerine inmesine izin veriyor. Savaşı hiç de kolay olmuyor. İnişler, çıkışlar, krizler, tecrit odaları, vazgeçiş eşikleri vs.. Her eşikte Dr. Fried ona umut oluyor, elinden tutup çıkartıyor onu içindeki cehennemden.. Böyle böyle uzun bir mücadelenin sonunda yavaş yavaş hayata karışmaya başlıyor Deborah fakat çok korkuyor çünkü dışardaki insanlara göre o bir akıl hastası.. Tamamen iyileştiğinde bile bu etiketi ömrünün sonuna kadar taşımak zorunda kalacak olmak onu çok korkutuyor… Burda yine bir toplumsal eleştiri görüyoruz. İnsanoğlu önyargılarından, kendi gibi olmayanı dışlamaktan, etiketlemekten hiç vazgeçmeyecek sanırım. Üstelik bunun milleti de yok, Türkiye, Amerika, Fransa ya da Nijerya fark etmiyor. İnsanın olduğu her yerde bu sürüp gitmiş ve böyle devam edecek gibi duruyor maalesef… Kitabı okumayı düşünüyorsanız edebi dil ile ilgili çok da bir beklentiniz olmasın. Yazar bence hikayesini yazmak için kağıdı kalemi eline almış, dolayısıyla üslup, edebi derinlik gibi noktalar baya eksikti. Ama tabii hikaye çok güzel olduğu için tolere edilebilir diye düşünüyorum. Okurken kendimi akıl hastanelerindeki ortamı hayal ederken bulduğum, bol bol empati yaptığım, bir şizofrenin gözünden dünyaya baktığım değişik bir deneyim oldu benim için. Bence okunmaya değer bir eser. Kitap ile kalın dostlar.. Keyifli okumalar diliyorum herkese…
Edebiyat
Sana Gül Bahçesi VadetmedimJoanne Greenberg · Metis Yayınları · 202119,3bin okunma
·
4.111 Gösterim
5 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Çok güzel özetlemişsiniz, emeğinize sağlık ☺️
Emine İnen
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ediyorum 🙏🍀
Sana gül bahçesi vadetmedim ben. Hiçbir zaman kusursuz bir adalet vadetmedim. Ve hiçbir zaman huzur ya da mutluluk da vadetmedim.Sana ancak bütün bunlarla savaşma özgürlüğünde yardımcı olabilirim. Sana sunduğum tek gerçeklik savaşım.
Emine İnen
Gönderi Sahibi
Mükemmel paragraftı..🫶🏻🤍
Kankam merak ettirici bir kitapmış bir sizofrenin iyileşmesi bir ara ne merak ederdim şu insanları . Ben Sefilleri okurken başka kitap okumamam lazımmış onu öğrendim hiç bir kitap güzel gelmiyor çünkü Sefiller bambaşka daha dün 15 dakika falan ağladım çünkü kitaba aşık olmuşum dhcsjvsjg Eline,zihnine sağlık kankacım inceleme için ,ileride bende okurum dediğin gibi zamana yayıp 😀
Emine İnen
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim kankacım 🙏😇Senin şu Sefiller aşkını napcaz böyle, kara sevdaya döndü 😂 Oku bu kitabı da ilk fırsatta, şizofrenliğe merakın varsa seversin kesin 🙏🌼
Bu kadar zor bir hastalığı geçiren doktoru tebrik ediyorum ben bir depresyon için 4 doktor değiştim üstüne yine de iyileşme kaydedemedim .
Emine İnen
Gönderi Sahibi
Kesinlikle katılıyorum. İncelememde de belirttiğim gibi doktor da hastasına yaklaşımı ile, inancı ve mücadelesi ile en az Deborah kadar takdiri hak ediyor..