Egalité
Bu roman, her sayfada ortalama bir veya iki paragraftan oluşan, diyalogların az olduğu, daha çok içe bakış yöntemiyle yazılmış olan, orman betimlemelerin bol olduğu, bütün bu nedenlerle okuması ağır tempo gerektiren bir yapıt. İlk yarısı bana sıkıcı geldiği için bu kitabı okumayı yarıda bırakmıştım, sonra bu kitaba yönelik motivasyonu yeniden bulunca kalan yarısını ilk yarısına nispeten hızla okuyup bitirdim.
İçeriğinden söz etmenin bir mahsuru yok, çünkü basit ve arka kapaktaki kitap tanıtımında yazılı. Başkahraman asteğmen, savaştan uzak kalmak ve basit küçük bir mekânları ev kabul edip ormanda keyfine bakmakta. Yani, kendisinin de dediği gibi "kaçak güreşme"kmekte. İki tane yardımcı askeri çatışmada ölünce, kalan diğeriyle ormanın derinliklerine kaçar ama yaralandığını fark eder, artık ilerleyemez, askerine sen git der o da tereddüt etse de gider, kendisi de görevi sırasında bulduğu genç kızın evine zorla gidebilip - kızı savaş riski konusunda uyarıp evi terk etmesini sağlamıştır - orada uyur, böylece huzurlu bir şekilde ölümüne doğru ilerler.
Romanda kayda değer bir anlam bulamadım. Arka kapakta da zaten "yuvaya dönmeye çalışanların yaşama, yeni güne ve bir ormana inanabilme ihtimali üzerine" bir roman olduğu söyleniyor. Dolayısıyla, ne vatanseverlerin duyguları gibi vatan savunması ne de çok sevdiğim Remarque romanlarındaki gibi topyekün savaş karşıtlığı ve insan sevgisi gibi üzerinde durmaya değer anlamlar yok.