Eminim ki hepiniz Alice Harikalar Diyarı’nı biliyorsunuzdur, hatta birçoğunuz filmini de izlemiştir. Şimdi o sihirli evreni alın ve onu tuhaf, gotik ve aşırı çılgın düşüncelerle harmanlayarak ortaya çıkan tabloya yeniden bakın. İşte bu hikâyeden beklemeniz gereken şey tam olarak da bu.
Hikâyemiz, Alice’in torunu olan Alyssa’nın etrafında dönüyor. Küçük Alice, Harikalar Diyarı’ndaki macerasından döndükten sonra büyüyüp evlenmiş ve çoluk çocuğa karışmış ama onlarınki pek de normal bir aile değil tabii. Liddell ailesinin kadınları delidir; daha doğrusu hepsinin bitki ve böceklerle konuşabilme gibi bir gücü var, Harikalar Diyarı’na karşı engellenemez bir çekim duyuyorlar ve bir noktada gerçekten de kafayı tırlatıyorlar. Alyssa’nın annesi Allison da şu an akıl hastanesinde kalıyor hatta.
Şimdi bizim kız da normal değil hani. Bitki ve böceklerin sesini duyabilmeye başladıktan sonra susmak bilmez gürültüleri tarafından delirtilmemek ve olur da yanlışlıkla onlara cevap verirse çevresindekiler tarafından acayip muameleler görmemek için gerçekten çok çabalıyor ama Alyssa’nın bu durumla başa çıkma yöntemi epey bir garip. Yani sırf böcekleri susturmak için onları yakalıyor, öldürüyor ve iğneyle tablolara tutturarak sanatsal çalışmalar yapıyor; bir de bunlardan ödül bile almış, o derece ciddi.
Kızımızın babası Thomas Gardner çok tatlış ve karısının yokluğunda bile aileyi bir arada tutmaya çalışan, çocuğuna karşı ilgili, sorumluluk sahibi bir insan. Alyssa iki ebeveynini de çok seviyor aslında ama annesiyle aralarındaki ilişki biraz karmaşık. Bunun en büyük nedeni ise Allison’un delirip kendini gerçek Alice zannederek onun gibi davranması. Yine de Alyssa, annesini elektrikli zihin tedavisi yüzünden iyice kötü duruma düşmekten kurtarmak için Harikalar Diyarı’na bir yolculuğa çıkıyor.
Alyssa, hayatı boyunca her zaman Harikalar Diyarı ve onunla ilgili olan her şeyden olabildiğince kaçınmaya çalıştı ama ailesinin kadınları üzerindeki laneti kaldırmak, annesini kurtarmak ve orayla bağlarını tamamen koparabilmek için sonuçta yine de Harikalar Diyarı’na gitmek zorunda kalıyor. Ve ona bu macerada eşlik eden kişi ise platonik olarak sevdiği çocukluk arkadaşı ve yan komşusu olan Jebediah Holt. Birlikte Alice’in ayak izlerini takip edip Harikalar Diyarı’nda sebep olduğu sorunları çözerek onun yüzünden edindikleri laneti tersine çevirmeye çalışıyorlar.
Aslında Alyssa, büyükannesi Alice’in yaşadıklarına inanmıyordu ve tüm bu laneti, ailesinin geçmişini ve Harikalar Diyarı’nın gerçek oluşunu sonradan Morpheus isimli gizemli bir kişi sayesinde öğreniyor; aynı şekilde ne yapması gerektiğini de. Çünkü annesi onun bu işe dâhil olmasını asla istemedi.
Biraz da Harikalar Diyarı evreninden bahsetmek isterim çünkü gerçekten de üzerinde durulması gereken bir konu. Öncelikle orası kesinlikle Lewis Carroll’un orijinal hikâyesinde gördüğümüz gibi tatlı bir yer değil; aynı şekilde sakinleri de öyle. Bu kesinlikle küçük bir çocuk olan Alice’in her şeyi iyi olarak görmesinden, daha doğrusu oradaki şeyleri gerçekten anlayamamış olmasından kaynaklanıyor; yani en azından burada o şekilde olmuş. Mekânlar çok acayip ve Harikalar Diyarı’nda yaşayan yeraltı sakinleri de nasıl desem çok daha karanlık, tuhaf, vahşi, barbar ve hatta çoğunlukla iğrenç yaratıklar olarak karşımıza çıkıyor. Perileri bile bir değişik buranın ama sanırım en iyi görünüşlü olanlar yine de onlar.
Şimdi bu kitapta romantizm var mı diyenleri duyar gibiyim; evet var. Hatta Alyssa için mücadele eden iki tane yakışıklı adamımız mevcut. Bunlardan biri, tahmin edeceğiniz üzere, yukarıda da bahsi geçen yan komşu Jebediah (Jeb). Peki öteki kim? Filminde bunun için en olası kişi Çılgın Şapkacı’ydı; yani en azından ben öyle olmasını istedim hep ama burada yazar çok ilginç birini seçmiş. Yani kim o nargileci tırtılın Alice ile romantizm yaşayacağını düşünürdü ki?
Merak etmeyin, tırtılımız Morpheus burada çoktan kelebek olmuş; öteki türlü bir çekiciliği olmazdı zaten. Ha, bu arada belirtmeliyim ki Morpheus her ne kadar yalancı, entrikacı ve çılgın olursa olsun benim gönlümün sahibi o. Şimdi Jeb’le bir sorunum var mı? Hayır, yok; aksine onu da çok severim ama karşısında Morpheus gibi biri dururken onu seçmek akıl kârı olmazdı. Buradan da Alyssa’ya en yakın zamanda aklını başına devşirmesini tavsiye ediyorum. Hayır, arada kalacak ne var yahu, seç kelebeği işte.
Ve neden bilmiyorum ama ben ana karakteri pek sevemedim; ona ısınmama engel olan birtakım şeyler oldu hep ama Morpheus candır, sırf onun için bile okunur bu kitaplar.
Hikâyenin kötüsüne de ucundan biraz dokunduralım; davul sesi lütfen: drum-drum-drum-tıss… Evet, Kraliçe Kızıl. Nasıl ama, tahmin edemediniz değil mi? Dalgayı bırakmak gerekirse bu evren için en olası kötü karakter o zaten. Bu konuda yazardan yaratıcılık beklesem bile alabileceğim en iyi şey kötü Kraliçe olur. Şimdi nasıl veya neden kısmını es geçeceğim; bazı şeyler sürprizken daha güzel. Ama o Daşvan Beyaz neydi öyle ya, gece görsem öteki tarafı boylarım.
Daha anlatılacak çok şey var ama spoiler vermeyeceğim diye canım çıktı; o yüzden kalanı da size bırakıyorum artık. Bir zahmet Kraliçe 'yi okuyun ve kendiniz öğrenin. Ama güzel seri, tavsiye ederim. Küçüklüğünde Alice Harikalar Diyarı’nı sevmiş ve şimdi daha karanlık şeylere ilgi duyuyorsanız, kesinlikle bir göz atın.