8/10
·160 syf.··
2025 16. kitabı
# Sisifos Söyleni - Albert Camus Başlıklar: Uyumsuz bir uslamlama: - Uyumsuz ve intihar ( Kişinin düşünce ve tavırlarının örtüşmesi gerektiği notu ile başlıyor ve hayatı anlamsız veya absürt bulmanın intiharı gerektirir gerektirmediği sorusu ile bitiriyor) - Uyumsuz duvarlar ( Uyanış duygusu ile mücadele etmeye ve yabancılaşmaya değiniyor. Heidegger’ın, Jaspers’ın, Chestov'un, Husserl'in görüşlerini birlikte yer vermiş. Çelişkilere değiniyor: kalbin anlam çığlıkları karşısında her şeyin hiçbir şey vermemesi.) - Felsefece intihar - Uyumsuz özgürlük --- Uyumsuz insan 73 - Don Juan’cılık - Oyun - Fetih Uyumsuz yaratım 99 - Felsefe ve roman - Kirilov - Yarınsız yaratım --- Sisifos Söyleni 124 --- Franz Kafka’nın yapıtında umut ve uyumsuz 131 --- *Kavramlar: ° Absürt °Uyumsuz °Yabancılaşma Gerçekten önemli olan bir tek felsere sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusun-da bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir. 15 Çelişkin bir biçimde, kendileri için bir yaşama nedeni olan (yaşama nedeni denilen şey, aynı zamanda çok gü zel bir ölme nedenidir de) düşünceler ya da düşler uğrunda ölüme giden başka insanlar görüyorum 15'16 Ama aklın hangi dakikada, hangi davranışla ölümü seçtiğini saptamak güç olsa bile, eylemin kendisinden, bu eylemin gerektirdiği sonuçları çıkarmak o kadar güç değil. Kendini öldürmek, bir anlamda, melodramlarda olduğu gibi içindekini söylemektir. Yaşamın bizi aştığını ya da yaşamı anlamadıgımızı söylemektir. Gene de örneklemeleri fazla ileri götürmeyelim de bilinen sözcüklere dönelim. Yalnızca "çabalamaya değmez" demektir kendini öldürmek. Yaşamak, hiçbir zaman kolay değildir kuşkusuz. Birçok nedenlerden dolayı yaşamın buyurduklarını yapar dururuz, bu nedenlerin birincisi de alışkanlıktır. İsteyerek ölmek, bu alışkanlığın gülünçlüğünün, yaşamak için hiçbir derin neden bulunmadığının, her gün yinelenen bu çırpınmanın anlamsızlığının, acı çekmenin yararsızlığının içgüdüyle de olsa benimsenmiş olmasını gerektirir. 17 Buna karşılık, intihar eden kişilerin ya-şamın anlamından kuşku duymadıkları da çok olur. Bu çelişkiler süreklidir. Hatta mantık özleminin en çok du-yulduğu bu noktada, görülmedik ölçüde canlı oldukları bile söylenebilir. 18 yaşamanın bir anlamı bulunduğunu yadsıyan düşünürlerden hiçbirinin, mantıklarını yaşamayı da yadsımaya kadar götürmediğini söylemek gerek. 19(evet ben) (Yaşamanın Anlamsız olması yaşanmaması gerektiği anlamına gelmez. Hiçbir şeyin anlamı yok o yüzden yaşayalım gitsin - hedonist-VS hiçbir şeyin anlamı yoksa neden acı çekip yaşamaya devam edelim-akılcı. Burada bile durum başımıza gelen değil bakış açılarımız. Sorgulayan kişi bu iki uçta gidip gelebilir akışkandır. Gerçekte yaşamın Anlamsızlığı saçmalığı ile yaşamaya devam etmek veya ölmek arasında bir zorunlu anlamlılık neden sonuç ilişkisi yok) Derin duygular da büyük yapıtlar gibi bilinçli olarak söylediklerinden daha fazla anlam taır her zaman. Bir ruhta bir devinimin ya da bir tiksintinin sürekliliği yapmaya ya da düşünme alışkan­lıklarında da görülür, ruhun kendisinin bile bilmediği sonuçlarda sürer gider. Büyük duygular evrenlerini ken­ dileriyle birlikte dola§tırırlar, görkemli ya da dü§kün. · İçinde kendi iklimlerine kavuştukları, yalnız kendileri­ ne özgü bir dünyayı tutkularıyla aydınlatırlar. Bir kıs­ kançlık, bir hırs, bir bencillik ya da bir cömertlik evre­ ni vardır. Bir evren, yani bir metafizik ve tinsel bir tutum. Önceden belirlenmiş duygular için doğru olan §ey, temellerinde bize güzelin verdiği ya da uyumsuzun uyandırdığı coşkunluklar kadar belirsiz, aynı zamanda hem o kadar karışık, hem o kadar 'kesin', hem o kadar uzak, hem de o kadar 'hazır' olan coşkunluklar için da­ ha da doğru olacaktır. 22 (özne nesneye anlamlar verir ve onu olduğu gibi göremez. Ne zaman kendi bakış açısından çıkıp onu olduğu gibi görmeye başlasa insan ona yabancılaşır. Bildiği bir şey değildir o, kendi başına bir şeydir. İnsanları olduğu gibi görmek onları tanımanın özüdür. Ama biz kendi alanımızdan bakarak bakış açımızı daraltarak veya inatla oradan bakmayı sürdürerek onları tanımayı, görmeyi, bilmeyi reddederiz, yadsırız. Bir insan senin düşündüğünden daha başkadır. Bir insanı asla tanıyamayacağımız gerçeği nettir.) Bir insanın içten eğilimleri kadar oyunlarıyla da ta­ nımlandığını öğretir. 23 Duygular için de böyle biraz, kişi­nin gönlündeyken kavrayamayız bu duyguları, ama yol açtıkları eylemler, gerektirdikleri düşünce tutumları, bir ölçüde açığa vurur bunları. 23 Ya her şey bana açıklansın istiyorum ya da hiç. Ama yüreğin bu çığlığı karşısında us güçsüzdür. Ruh bu gereksinimle arıyor, çelişkilerden, saçmalamalardan başka bir şey bulamıyor. Anlamadığımın dayandığı bir şey yok. Dünya bu usa-aykırılarla dolu. Anlamını kavrayamadığım bu dünya, gerçekte uçsuz bucaksız bir usa-aykırılıktan başka bir şey değil. Bir kez olsun, 'işte bu açık' diyebilsek, her şey kurtulmuş olur. Ama bu insanlar birbirleriyle yarışırcasına hiçbir şeyin açık olmadığını, her şeyin ka­os olduğunu, insanın ancak kendisini çevreleyen duvar­lar konusunda açık görüşlülüğü ve kesin bilgisi bulun­ duğunu söylüyorlar. Tüm bu deneyimler birbirine uyuyor, bir noktada kesişiyor. En son sınırlarına ulaşmış dü§ünce bir yargi vermeli, sonuçlarını seçmelidir. İntihar ve yanıt burada yer alır. Ama ben araştırma sırasını tersine çevirmek ve günlük ediıniere gelmek üzere bilgi serüveninden yola çıkmak istiyorum. Burada anılan deneyimler, hiç bırakılımaması gereken çölde doğmuşlardır. Hiç değilse nereye kadar vardıklarını bilmek gerekir. Çabasının bu noktasında, kendini usdışının karşısında bulur insan. Mutluluk ve us isteğini duyar içinde. Uyumsuz, insanın çağrısıyla dünyanın usa uymaz susuşu arasındaki bu karşılaştırmadan doğar. İşte bunu unutmamalı. İşte bu­na dört elle sarılmalı, çünkü bir yaşamın bütün sonucu bundan doğabilir. Usdışı, insanın özlemi ve bunların baş başa verişinden doğan uyumsuz, işte zorunlu olarak bir ya§amın eri§ebileceği tüm mantıkla sonuçlanması ge­ reken dramın üç kahramanı. 36 Uyumsuz evlenmeler vardır, uyumsuz meydan okumalar, kinler, susuşlar, savaşlar, hatta barışlar vardır. Bunların hepsin­de de uyumsuzluk bir karşılaştırmadan doğar. Öyleyse, uyumsuzluk duygusunun bir olay ya da bir izlenirmin basit incelemesinden doğmadığını, bir durumla belirli bir gerçek arasındaki, bir eylemle onu aşan dünya ara­sındaki karşılaştırmadan fışkırdığını söyleyebilirim. Uyumsuz her şeyden önce bir kopuşttır. Karşılaştırılan öğelerin ne birinde, ne de öbüründedir. Karşılaştırılma­larından doğar. 38 (Birisine intihar etmemesi için kesin nedenler sunamam, dünya sunamaz bunu. Bu uyumsuzdur absürttür. Bunu kabul edip aşabilmeli insan. İntihara meyilli olan değildir uyumsuz . Hiçbir şey değildir belki uyumsuz olan sadece bakış açısıdır. Hayatın bende net bir anlamı yok ve bunu kabul edip yaşayabiliyorum. Ama bazı kişiler bunu kabul edemezler ya da kabulleri intihar ile son bulur. Sisifos’un taşıdığı yük hayatın anlamsızlığı absürtlüğüdür. Bu yükü taşıyıp devam etmek ve taşımayı reddedip altında ezilmek de bize bağlı. Kesinlikle sadece bize bağlı başka kişilere değil. Lütfen diğer kişilere sorumluluk , suç atmayın.) Bu uyumsuz mantığı sonuna kadar götürerek bu çarpışmanın tam bir umut yokluğunu (bunun umutsuzlukla hiçbir ilgisi yok), sürekli yadsımayı (bunu vazgeçişle karıştırmamalı) ve bilinçli yetinmezliği (gençlik kaygısına benzetilemez bu) gerektirdiğini onaylamak zorundayım. Bu gereklilikleri yıkan, ortadan kaldıran ya da yücelten her şey (hepsinden önce de kopmayı yıkan boyun eğiş) uyumsuzu yıkar, o zaman önerilebilecek tutumu değerden düşürür. Uyumsuz ancak kendisine boyun eğilmediği ölçüde bir anlam taşır. 39 Böylece Chestov'a dönüyorum. Bir yorumcu onun ilgiye değer bir sözünü anlatır "Tek çıkar yol, insan yargısı için bir çıkış yolu bulunmayan yerdedir," der. Böyle olmasa, tanrıyı ne yapacaktık? Kişi ancak olanaksızı elde etmek için tanrıya yönelir. Olabilene gelince, insanlar yeter onu bulmaya." Bir Chestov felsefesi varsa, bu felsefenin tümüyle burada özetlendiğini söyleyebilirim. Çünkü Chestov, tutkulu çözümlerinin sonunda, her türlü yaşamın temel uyumsuzluğunu bulduğu zaman, "işte uyumsuz" demez hiç. "İşte tanrı: ona bağlanmak gerekir, bizim ussal ulamlarımızın hiçbirine uymasa bile," der. 41’42 Uyumsuz insansa, tam tersine, her şeyi bir düzeye getirmekten uzaktır. Savaşı tanır, usu bütün bütün küçümsemez ve usdışını benimser. Böylece bakışları deneyimin bütün verilerini kapsar, bilmeden önce sıçramaya da fazla eğilim göstermez. Ama iyi bilir ki, bu dikkatli bilinçte artık umuda yer yoktur. 44(sıçrama : inan sıçraması, insanın anlamını tanrı, din gibi dışta değilde kendinde bulması gerekir.) Düşünmek birleştirmek, görünüşü büyük bir ilke çehresi altında bildik kılmak değildir. Düşünmek görmeyi yeniden öğrenmektir; bilinci yönetmek, her görüntüyü ayrıcalıklı bir yer durumuna getirmektir. Başka bir deyişle, görüngübilim dünyayı açıklamaya yanaşmaz, yaşanmışın bir betimi olmak ister yalnız. 49 Çağımızın düşünce-sinin aynı zamanda hem dünyanın anlamsızlığı felsefesi-ne en yatkın olanlardan, hem de sonuçlarında en parça-lanmışlardan biri olması çok anlamlı. Gerçeğin sonuna kadar ussallaştırılmasıyla sonuna kadar usdışılaştırılma-sı arasında gidip gelmesi bir türlü bitmiyor, birinci du-rumda örnek mantıklara bölüyor onu, ikinci durumda tanrılaştırıyor. Ama bu kopma yalnızca görünüşte. Sorun uzlaşmak, her iki durumda da sıçrama buna yetiyor. Yan-lış olarak us kavramının tek yönlü olduğu sanılıyor hep. Gerçekte, hırsında ne kadar güçlü olursa olsun, bu du-rum bu kavramın ötekilerden daha az oynak olmasını ge-rektirmez. Us tümüyle insansı bir yüz taşır, ama tanrısa-la yönelmesini de bilir. 53 Şimdi işin başlıcası yapıldı. Ayrılamayacağım birkaç kesin gerçek var elimde. Bildiğim, kesin olan, yadsıya mayacağım, atamayacağım, işte önemli olan bu. Benliği-min belirsiz özlemlerle yaşayan bu bölümünden, bu bir-lik isteğinden başka, bu çözme isteğinden başka, bu ay. dınlık ve uygunluk gereksiniminden başka her şeyi yad-sıyabilirim. Beni çevreleyen, bana çarpan ya da beni gö-türen bu dünyada, bu kaostan, bu her şeyin başı rastlan-tıdan başka, kargaşadan doğan bu tanrısal denklikten başka her şeyi çürütebilirim. (Bu dünyanın kendisini aşan bir anlamı var mı, bilmiyorum. Ama bu anlamı bil-mediğimi, öğrenmenin de benim için şimdilik olanaksız olduğunu biliyorum. Kendi kosulumun dışında olan bir anlamın benim için anlamı ne? Ben ancak insan ölçüle-riyle anlayabilirim. Dokunduğum şey, bana karşı direnen şey, işte budur berním anlamadığım. Bu iki kesinlik, sal-tıklık ve birlik isteğimle bu dünyanın usa ve mantığa uy-gun bir ilkeye indirgenmezliği, bunları uzlaştıramayaca-Ağımı da biliyorum. Yalana başvurmadıkça, benim olma-yan, benim kendi koşulumun sınırları içinde hiçbir an lam taşımayan bir umudu araya sokmadıkça, bundan başka hangi gerçeği tanıyabilirim? 56 intihar başkaldırının mantıksal sonucu değildir İçerdiği razı oluş dolayısıyla, onun tam tersidir. İntihar, sıçrama gibi, en son noktasına götürülmüş kabullenmedir. 59 dürüstlüğün kurallara gereksinimi olmadığını da her gün görüyorum. 71 Tüm ahlaklar bir edimin kendini haklı ya da geçersiz kılan sonuçları bulunduğu görüşü üzerine kurulmuştur. 72 Bilinçleri birse, postadaki bir memur adayıyla bir fatih eşittir. Bu bakımdan, tüm deneyimler farksızdır. İnsana yararlı olanları vardır, zararlı olanları vardır. Bilinçliyse, yararlı olurlar. Yoksa bunun hiçbir önemi yoktur: bir insanın yenilgileri koşulları değil, o insanın kendisini yargılar. 73 Uyumsuz dünyada, bir kavramın ya da bir yaşamın değe ri kısırlığıyla ölçülür. 73(nicelik ile yani, 70 yıl yaşayan yazar da 70 yıl yaşayan pastacı da aynı değer) Ruhunu sevindirmesini bilmemek de onu satmaktır. 75 Kimileri yaşamak için yaratılmıştır, kimleri de sevmek için. 77 Şunu da o kadar iyi bilir: büyük bir aşkın etkisiyle her türlü kişisel yaşama sırt çevirenler belki de zenginleşirler, ama aşklarının seçtiği kimseleri hiç kuşkusuz yoksullaştırırlar. Bir annenin, tutkulu bir kadının yüreği kurudur ister istemez, çünkü dünyaya sırt çevirmiştir. Bir tek duygu, bir tek varlık, bir tek yüz, ama bir şey kemirilmiştir. 77 Ama deha söylenip geçilir; ben usu yeğ tutarım. O zaman usun çok güzel olabileceğini söylemek gerek. Bu çölü aydınlatır onu boyun eğdirtir. Tutsaklıklarını bilir, onları gösterir: Bu bedenle aynı zamanda ölecektir ama bunu bilmek, işte onun özgürlüğü. 92 Ölümün saygı gördüğünü sandığı yerleri öylesine korkunçlaştırmış olmak da batıya özgü cesaretin bir belirtisi. Başkaldırmış kişinin evreninde, ölüm, adaletsizliği aşka getirir. Son haksızlıktır. 92 Yaratmak ya da yaratmamak hiçbir şeyi değiştirmez bu. 101 Kimi insanlarda kendilerini yiyip bitiren ölümsüzlük ateşi kendilerini çevreleyenlerin de yüreklerini yakmalarına yol açacak kadar büyüktür. 135 Gene de eninde sonun-da, bir gün olur, bu ellerin dokunabileceği gerçekleri dü-şünce yadsır. Bir an gelir ki yaratım artık "trajik" gibi görülmez; yalnızca önemsenir. O zaman insan umutla uğra-şır. Ama ona düşen bu değildir. Ona düşen kaçamağa sırt çevirmektir. Kafka'nın tüm evrene açtığı amansız dava-nın sonunda da bunu buluyorum. Kafka'nın inanılmaz kararı köstebeklerin bile umut etmeye kalktıkları bu çirkin ve altüst edici dünyayı temize çıkarır.¹ 140 (Anlamı dinde veya tanrıda aramanın tek umut yolu olduğunu düşünmüyorum. Anlamsız da yaşar insan tabiki ama illa bir anlama sahip olmak istiyorsa dış kaynaklara yönelmekten ziyade yeterince yaratıcı ise bunu kendi içinde de gerçekleştirebilir. Sürekli olarak Tanrı inancının(veya kendini dine adamanın) ; ölüm, yaşam ve anlam kavramlarının açıklığa kavuşturan temel nokta olarak ele alınması eksik geliyor bana. Camus varlık felsefesi ine fazla odaklanmış. Evet okay ama tek amaç ve anlam veren o mu? Onu savunuyor demiyorum, hatta eleştiriyor. Zaten adam az çok absürt kavramı ile biliniyor. Ben farklı yollar göstermeli ve hatta onları da haksız çıkarmalı diyorum sadece. Belki diğer yazınlarında vardır. Ben takıntılı bir şekilde anlam arayan biri değilim çünkü anlam olmadan mutlu bir şekilde yaşayabiliyorum. Ama anlama sahip olmadan yaşayacak kadar güçlü insanların da olmadığını biliyorum. Ve bu insanların da mutlu olmasını istiyorum. Bu yüzden diyorum acaba varlık konusu dışında da insanlara iyi gelecek anlam var mı diye merak ediyorum. Bir arkadaş tanımıştım ve anlama takıntılıydı. Ve ben dünya anlamsız diyen ve inançsız biri olarak ona yardım edemiyordum. Hayatın anlamı aşk değil, para değil, din değil, öğrenmek değil, zevk almak değil, sevilmek değil, sevgi değil; en azından benim için. Ama tabiki bunlardan birini amaç haline getirip kendinizi iyi hissetmek de iyi bir tercihtir eğer mutluysanız. Ve sevdiğim biri bunlar ile mutluysa onun adına kendi yolundan gittiği için ben de mutlu olurum. Tek bir doğru cevap olduğunu düşünmüyorum bu konuda. Her kişi özeldir ve kendi yolunu kendi seçmeli. Tamam, Tanrı inancının insanın varoluşunu sancısız hale getiren en basit, kolay ve en çok tercih edilen durum olduğunu zaten herkes biliyor. Açıkçası büyük resme baktığım zaman insanların neden dinleri tanrıları yarattığını, buna psikolojik olarak ne kadar çok ihtiyaç duyduklarını, kolektif yaşama ne kadar çok katkı ve zarar sağladığını ve bazı insanların hem akıl sağlığı hem de mutlulukları için ne kadar gerekli olduğunu görebiliyorum. Ama işte tüm bunları görebildiğim için her dine eşit uzaklıktayım. Albert camus ile çeliştiğimiz ve uyuştuğumuz pek çok nokta var. Çeliştiklerimiz noktalardan aklımda kalan ve bende iz bırakan ölümün özgürlüğün engeli olması.. Ben kendimi bildim bileli insanların sonsuz yaşam arzusu kafamda mantıklı bir yere oturmuyor. Ölümden neden korkar insan bilinmezlikten mi yani cehennem korkusundan mı e bunu ahiret inancı getiriyor ama ahiret inancı sayesinde sonsuz yaşam arzusunu dile getiriyor aynı zamanda... Hmm. İnsan sayfanın sonuna geldiğine inanmak da inanmamak da korkuya sebep oluyor. Aa hayır bazı insan da dünyadan kopmaktan korkuyor. Dünyada mutlu olan eşi dostu çoluk çocuğu olan biri sonuçta. Ben ölümden korkuyor muyum korktuğumu net hatırlamıyorum yine de uzun ve sağlıklı yaşamak istiyorum. Sonra toprak olurum besin olurum. Sonsuza kadar yaşamak ister miydim? Güzel ve mutlu olduğum bir dünya da olabilir. Ama hep tatil gibi olan elimin altında her şeyin olduğu bir cennette hmm pek istemezdim doğrusu. Schopenhauer aklıma gelip duruyor bunları yazarken. Karanlığı çok hoşuma gitmese de onunla mutluluk ve amaçlılık konusunda kesişiyoruz. Sonsuz zamana sahip olmak da korkutucu değil mi ama lan. Yoksa bu düşünce intihar düşüncesini yenemeyen bir uyumsuz olduğu anlamına mı geliyor. Boom bom bum. Bilinçakışı bum bom bımm. Budizmdeki düşünce sistemi per inançlı olsaydım bana uyardı. Ne güzel tekrar tekrar nirvanaya kadar yeniden doğup farklı yaşamlar deneyimliyorsun. Neyse ben iyiyim ya ölüm de o kadar üstüne düşülmesi gereken felsefenin en önemli konularından değil bence Camus bey. Zaman da öyle. Madem sahibiz yaşamak düşer bize de. Çünkü ben ilerideki beni merak ediyorum, dünyayı merak ediyorum. Her gün kendini ve dünyayı yeniden tanımak var mı daha güzeli. )
Felsefe
Sisifos SöyleniAlbert Camus · Can Yayınları · 201511,3bin okunma
·
386 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.