"Dans etmek bir çığlığı susturmak mı?"
Ne kadar aç kalabilir insanlar?
Şehirdeki "kedi-köpekleri" yiyecek kadar?
Yenilmedik "fare" bırakmayacak kadar?
Ölülerini yiyecek kadar...
Yeni doğmuş bebeklerini? O kadar değil! O kadar olmamalı!
Bir "annenin" bebeğini ırmağa atmasıyla başlıyor eser, ona verecek sütü yok, ona verecek hiçbir şeyi yok: "Hem sonra, başkalarının yaptığı gibi onu yemekten iyidir böylesi." "Karı kocanın evinde karın doyuracak hiçbir şey yok artık. Kızlarını yiyip bitirdiler." Kanım dondu okurken... "Ruhum hayattan tiksindi," der Nazan Bekiroğlu, "Ruhum sizi kusuyor."
"Şu yerdeki dans etmiyor artık. İyileşti mi?" "Hayır öldü."
Birden dans etmeye başlar Enneline, -bebeği doğuran-
-evlat katili-
-oğlunu suya fırlatan kadın-
Pıt pıt pıt pıt...
"Ayağında tahta pabuçlarıyla, sanki bale pabuçları varmışçasına, bir bacağını arkaya uzatıyor, başını geriye atıp yüzünü göğe çeviriyor." Onunla başlıyor dans... Ve sonra birer birer artıyor sokaklarda dans eden insanlar! Bir salgın mı bu? Bir veba mı? José Saramago'nun Körlük romanındaki birden görme yetisini kaybetme, Sıcak Kafa'daki abuklama salgını... Hayır, çok daha ötesi! Durup dinlenmek bilmeden dans!
"Cehennem burada. Öbür taraftaki beni o kadar korkutmuyor."
Gerçek bir salgın bu!
"1518 yılının temmuz ayında, bugün Fransa sınırları içindeki Strasbourg kasabasında, tüm zamanların en ilginç salgın vakalarından biri yaşandı.
Frau Troffea isimli bir kadın, şehrin sokaklarında dans etmeye başladı. Yere düşüp bayılana kadar dans etti." bilimoloji.com/gizemli-dans-sa...
Ve art arda ona katılarak dans eden insanlar. Peki neden yaşandı bu gizemli dans salgını? Bir hastalık mı, uyuşturucu bir madde mi, stres kaynaklı psikoz mu? Yoksa bir başkaldırı mı? "Istıraba gömülmüş bir şehrin dayanılmaz gerçekliğinden kaçmanın, hele de yoksul düşmüş halk için, tek yolu dans."
"... ama sevgilim, gözlerinde gökyüzü kalmış hâlâ."
Bir tarafta yoksul, yiyecek, içecek su bulamayan halk, diğer tarafta zengin din adamları, rahipler... "Öyleyse neden Strasbourg'un rahipleri bu kadar zengin oluyor? Bunca bolluk içinde olmak çok hayırlı olsaydı İsa yoksul yaşamayı seçmezdi." Bedensel bir tepki belki de dans, elinde bedeninden başka tepki verecek hiçbir şey kalmayan bir halk için! Belki bilinçli belki bilinçsiz, belki soylu belki de "şeytandan çıkma", her şey kötüye gidiyorken ve daha da gidecek gibiyken yapılacak başka hiçbir şey kalmamıştı belki de. Gözlerde hâlâ gökyüzü varsa umutlar bitmiş olamaz değil mi? Tam o esnada psikoposun evinin duvarına çivilenen bir bildiri, karanlık bir keşişten, Martin Luther: Doksan beş tez. "... biri doğmakta diğeri de ölmekte olan iki dünyanın eşiğindeyiz."
Umudunu kaybeden bir halkın hikayesi!
"Sevinçleri küçücük ama acıları uçsuz bucaksız," bir halkın...
Dans etmek bir çığlığı susturmak mı, yoksa yıllarca susmuş bir bedenin çığlığının dışavurumu mu?
Kaybedecek neleri kalmıştı ki kendi bedenlerinden başka?
Bir kıvılcım oldu dans,
Delirmek ya da psikoz nasıl adlandırılırsa adlandırılsın, bir şeylerin değişmesi için yanan ilk ateş!
Ve umut: ... ama sevgilim, gözlerinde gökyüzü kalmış hâlâ!