Roman, yetim dört çocuğun içsel dünyalarını ve kaderin onları bir araya getirişini anlatıyor. Merkezde, annesinin yakın arkadaşı hemşire Seval tarafından yetimhaneye bırakılan Ayla yer alıyor. Ayla, yıllar boyunca annesinin bir gün kapıdan içeri girip onu alacağı umuduyla büyüyor. O hayal, yüreğini ısıtan tek şey. Ancak zaman geçip öğretmen olduğunda, bu hayal gerçeğe dönüşüyor — ama beklediği gibi değil. Annesiyle karşılaştığında, o an bir kavuşma olmaktan çok, yılların içinde birikmiş acıların gün yüzüne çıktığı bir yüzleşmeye dönüşüyor. Ayla, annesinin geçmişini öğrendikçe fark ediyor ki; bazen terk edişler sadece vazgeçiş değil, derin suskunluklar ve mecburiyetlerin sonucuymuş.
Cemal, atanamayan bir öğretmen olarak kendi çabasıyla küçük bir kafe açmış aynı zamanda kafesinde garsonluk yaparak geçimini sağlıyor. Ayla ile yolu, onun annesiyle yaşadığı duygusal yüzleşmeye tanık olmasıyla kesişiyor. Sessiz bir bağ kuruluyor aralarında. Cemal’in yakın arkadaşları, iki eski sokak çocuğu olan Ahmet ve Memo ise hayatın başka uçlarında büyümüş iki hırsız. Onların yolları Cemal sayesinde Ayla ile birleşiyor. Her biri başka bir yerden kırılmış bu dört gencin arkadaşlığa dönüşen hikâyesi, aralarında yavaş yavaş gelişen, içten ve iyileştirici bağlara dönüşüyor.
Sonuç olarak bu roman, okura şu soruyu fısıldıyor: “Kırıldığın yerden geçebilir misin, yeniden doğmak için?” Ve cevabı da yine kendi içinde saklı: Evet, ama önce o kar küresini eline alıp cesaretle sallaman gerek.