#alpbörüöç ilk kitabında bir Börü tarafından büyütülen Tulpar'ın adım adım yaman bir batur oluşunu, Hulagu'dan intikamını alışını ve hiç görmediği İzgi abasına kurtarışını ve obasına büyük bir gururla dönüşünü okumuştum. Her sayfada Tulpar'a eşlik ederken onun zorlu mücadelesinde pes etmemesine hayran kalmıştım.
İkinci kitabı #alpbörüorun da ise macera kaldığı yerden devam ediyor.Hulagu'dan intikamını alırken Börteçine ağır yaralar alır ve uçmağa(cennet) varmadan önce Tulpar'a kendine benzeyen yavrum börüyü emanet eder ve uçmağa varır.Esir olarak kurtardığı Oray yüzbaşısını da uçmağa gönderir. Bu durumdan çok bunlansa (üzülmek) da acısını içine gömen Tulpar'ın aklı Oray yüzbaşı'nın uçmağa varmadan önce kendine teslim ettiği bittiği (mektup) düşünür. Kazandığı zafere tam anlamıyla sevinemeyen Tulpar yoldaşları börüler, kurtardıkları esirler ve abasıyla Leylek obasına döner. Büyük bir toy kurulur ve kutlama yapılır.Ama Tulpar'ın aklı hala mektuptadır. İsmini her duyduğunda merakının arttığı Oğuz Kağan'a bir an önce mektubu götürmek ister ama yaralarının iyileşmesini bekler.Bir taraftan da abasının da çok sevdiği Bürçe ile yakınlaşmıstır.Çok geçmeden evdeş (eş) olmuşlardır.Ardında bırakıp gitmek istemese de mektubu Oğuz Kağan'a teslim etmesi gerekir.
Oğuz Kağan'ın ise bir hedefi vardır. Güçlü bir ordu kurup onları nizama getirip üstünde türlü oyunlar oynanan Türk halkını bir çatı altında toplamak ister.Mektubu Oğuz Kağan'a ulaştıran Tulpar'ı ise büyük bir haber bekliyordur.Oray yüzbaşının mektubu sonrası Tulpar'ı inceleyen Oğuz Kağan büyük bir görev verir tabii onun öncesi ise zorlu bir sınavdan geçmesi gerekir.Tulpar bu sınavı ne kadar zor olsa da geçer ve o kendisi için özenle seçilmiş, kendisi gibi bir çok zorlu sınava sokulmuş Börülerin başı (Binbaşı) olur.Bu kez ki görevleri Türk topraklarını göz diken Fernon'un korkulu rüyası olacaklardır.Kahramanlıklarına kahramanlık eklerken okuduklarınızla ata yurtlarımıza adım atacaksınız.Adım attığınız an bu bozkırlar için ne canlar gittigini iliklerimize kadar hissedecek, börülerin uluma seslerini duyacak ve Türk olmaktan bir kez daha gurur duyacaksınız.
Doksan bin kişilik Türk ordusu, dik duruşları ve düzenleriyle, görenleri kendilerine hayran bırakacak şekilde savaşa ilerliyorlardı.Atların toynakları Toprak zemini döverken, sanki "Bu topraklar bizim!" diyorlardı. Ve en önde sarı donlu atının üzerinde tüm ihtişamıyla ilerleyen Oğuz Kağan, iki omzumda kurt başı kabartması olan altın kaplamalı kuyağıyla, yağıya (düşman) korku saçarcasına savaşa yürüyordu.
Üçüncü kitapta görüşmek üzere...