İncelemeye, daha doğrusu kitapla ilgili bir şeyler yazmadan önce, bu kadar Tezer Özlü okumamdan endişe duyan arkadaşlarıma yaşamayı sevdiğimi söyleyerek başlamak istiyorum :)) Zira bir kısmının bu konuda endişe duyduklarını biliyorum :D
Tezer Özlü'nün bu kitabı beni yeni iki yazarla tanıştırdı Cesare Pavese ve Italo Svevo. Bunun için ayrıca teşekkür etmek istiyorum kendisine. Pavese, Svevo ve Kafka'nın yaşadığı, yaşama tutunmaya çalıştıkları, kopmaya çalıştıkları ve koptukları yerleri adım adım gezmesi çok ilginç geldi. Sanki içini rahatlatmak ister gibiydi. Pavese'nin son kaldığı otel odasına gidişi ya da tüm şehri onun yazıları ışığında gezişi bana Oğuz Atay'ı ve Turgut Özben'in Selim'in intiharının peşine düşüşünü hatırlattı. Svevo'nun kızıyla tanışması ve kızı için yaptığı tanımlamalara hayran kaldım “Seksen dört yıllık geçmişi ile eksiksiz bir geniş zaman oluşturuyor" diyor mesela. Gördüğü ya da anlatılan çoğu kadın erkek ilişkilerine bakarken kendininkikerle karşılaştırması ayrı bir bakış açısı katıyor.
O kadar özgüvenli yazmış ki, bunu her satırında her cümlesinde hissetttim. Kendinden ve kendi doğrularından o kadar emin ki.. Toplumun yapısına taban tabana zıt olduğu halde hemde. Kitabı okurken melankolik, çaresiz ya da üzgün hissetmedim. Elimde kitabı görenler böyle olduğunu düşündüğü için bunu söyleme gereği duydum. Tezer Özlü okurken kendimi evimde hissediyorum. Ve kitap bittiğinde ortada kalmış gibi oluyorum. Bu yüzden asıl kitap bitince üzülüyorum.
Konu Tezer Özlü olunca intihar olgusundan bahsetmeden de olmuyor. Kitabı 1983'te Almanca yazdığında Bir İntiharın İzinde ismiyle yayınlıyor zaten. (Türkçe'ye de yine kendisi Yaşamın Ucuna Yolculuk olarak çevirmiş aslında.) Haliyle bu kitapla Tezer Özlü'nün intihar hakkındaki düşüncelerini de öğrenmiş oluyoruz. Özellikle Pavese'nin intiharından şehri sorunlu tutması hem şaşırmama hem de daha iyi anlamı sağladı.
Bu kitabı da okurken önceki incelemede bahsettiğim sınıf arkadaşımı hatırladım sürekli. Onunla Tezer, Tezerle kendim arasındaki benzerlikleri düşündüm durdum. Ve hala arkadaşımı bulamadım..
Nedense bunu da eklemek istedim :)
youtu.be/g8E5oAU4Fso
Tükettiğimiz her kitabın ardından damağımızda bir tat kalır, Yaşamın Ucuna Yolculuk'dan sonra tat alıcı reseptörlerim 'en yoğun bitter çikolata' ve 'acı kahve' tadı uyarısını vermişti.
Benim içinde öyle. Kendimden bir parça gibi hissediyorum ya da kendimi onun parçası. Karşı olduğu bir çok şey özellikle toplumda eksiklik olarak gördüğüm konular. İncelemede de dediğim gibi evimde gibi hissediyorum Tezer Özlü okurken :)