5/10
·1062 syf.··
2025 43. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 19 Nisan 2025 15:49
Bazı kitaplar sevilmek için değil, üzerinde düşünmek ve kendini keşfetmek için okunur. Lev Tolstoy’un kaleminden çıkan her cümle, okuru içine çeken bir dünya kurar. Ama işte bazen o dünyanın içine girdiğinde, çıkmak değil de kaçmak istersin. Anna Karenina tam olarak böyle bir kitaptı benim için. Evet, kabul etmek gerekir: Tolstoy’un dili inanılmaz. 1062 sayfayı devirmeme rağmen bir an bile “okuyamıyorum” demedim. Akıcılığı, gözlem gücü, detaylarla ördüğü anlatımıyla bana sürekli “bir şey olacak” hissi verdi. Ama ne yazık ki o “olaylar” beni etkilemedi. Çünkü ortada ne sevilecek bir karakter vardı, ne de arkasında durabileceğim bir düşünce. Karakterlere gelecek olursak… Anna’nın yaşamındaki bocalamalar, duygusal çalkantıları, içinde sıkışıp kaldığı hayat... Belki bir yerinden tutunabilirdim ama olmadı. Çünkü her tercihi, her çıkışı bir başka yıkım getirdi. Ve ben onun o dramatik çöküşünde bile içten içe “ama sen de…” demekten kendimi alamadım. Anna, çoğu okuyucunun gözünde trajik bir figür olabilir; ama bana göre trajedisi, sadece içinde bulunduğu toplumla değil, kendisiyle de sürekli kavga halinde olmasıydı. Sürekli bir arayış içinde ama bu arayışın yönü belirsiz. Kimi zaman güçlü bir kadın gibi görünse de, aslında bağımlı ilişkilerin içinde kaybolmuş biri. Kendi kararlarını özgürlük zannedip, sonunda o kararların tutsağı haline geliyor. Bu yüzden onunla empati kurmakta değil, ona tahammül etmekte zorlandım. Vronskiy? Erkek egosunun ete kemiğe bürünmüş hali gibi. Sorumluluktan kaçan, duygularını yöneten değil yönlendirilen bir adam. Anna’nın gözünde büyüttüğü aşkın, aslında ne kadar sığ ve sahiplenici olduğunu okumak can sıkıcıydı. Vronskiy’in aşkı, bana hep bir gösteriş gibi geldi. Gerçek bir bağ kurmaktan çok, tutkularının peşinden koşarken neyi yıkıp geçtiğini umursamayan biri. Onun gözünden Anna, ulaşılması gereken bir zafer gibiydi. Ulaştığında da değerini yitiren bir şey gibi davranması beni fazlasıyla öfkelendirdi. Aşkın içi bu kadar boşaltılmamalıydı. Levin ve Kiti’ye gelirsek… Tolstoy belki onlara “doğru hayatı bulan çift” rolünü biçmişti ama bana oldukça itici geldiler. Levin’in iç konuşmaları, varoluşsal sorgulamaları, tarlaya gidip çift sürmeleri… Hepsi bir noktadan sonra “tamam anladık” dedirtti. Levin’deki sürekli kendini sorgulama hali, bazen derinlik değil kafa karışıklığı gibi hissettirdi. İdealist bir karakter yaratılmak istenmiş ama bu idealizmin gerçek hayatta karşılık bulmadığını görmek yorucuydu. Kiti ise kendi içindeki karmaşadan çıkarken, bir yandan da hayli yüzeysel bir karakter olarak kaldı zihnimde. Onun gelişimi de sanki hep başkalarının etkisiyle şekilleniyormuş gibi. Kendi kararları değil, etrafındaki olaylar ve kişiler onu yönlendiriyor gibiydi. Dolayısıyla, “güçlü kadın” arayışında olan biri için Kiti fazlasıyla silik kaldı. Anna’nın tren istasyonundaki o son anı, elbette romanın en çarpıcı bölümlerinden biri. Ama ben o anı okurken bile, “üzüldüm mü?” emin olamadım. Çünkü oraya kadar gelen süreçte Anna öyle yalnızlaştı, öyle yabancılaştı ki, o son tercih bile bir çözüm değil, sadece bir kaçış gibi geldi. Sanki kendini kurtarmaktan çok herkese bir mesaj bırakmak ister gibiydi. Ve o mesaj da ne yazık ki ne aşkı yüceltti, ne kadını… Sadece çaresizlikle çizilmiş bir çizgi gibi kaldı zihnimde. Büyük final olması gerekiyordu belki ama bana göre sadece iç daraltan bir sessizlikti. Anna Karenina, aşkı, evliliği, sadakati ve toplumsal rolleri sorgulayan devasa bir yapıt. Ama bu sorgulamanın içinden sağ çıkabilen bir karakter bile yok neredeyse. Tolstoy bir yandan “ahlak” üzerine düşünürken, bir yandan da insanın çelişkilerini açık açık seriyor. Kadın olmak, anne olmak, sevilmek, sevmek, ait olmak, özgür kalmak… Bunların hepsi Anna’nın hikâyesinde birer savaş alanı haline geliyor. Ve Tolstoy bu savaşın kazananı olmadığını çok net bir şekilde gösteriyor. Belki de romanın asıl gücü burada yatıyor: Karakterleri değil, onları içine hapseden sistemi sorgulatıyor sana. Velhasıl, Anna Karenina benim için “çok sevilen bir klasik” değil, “çokça öfkelendiğim bir okuma deneyimi” olarak kaldı. Ama iyi ki okudum. Çünkü bazı kitaplar sevilmek için değil, üzerinde düşünmek ve kendini keşfetmek için okunur. Anna Karenina da onlardan biriydi.
Anna KareninaLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Yayınları · 202555,6bin okunma
·
163 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.