Gönderi

Robin Hood Mu Locke Lamora Varken O Kim Oluyor Ki
10/10
·584 syf.··
Beğendi
·
2025 55. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 21 Nisan 2025 17:02
Bu kitap tek kelimeyle mükemmeldi! Değinmek istediğim o kadar çok ayrıntısı ve iyi yönü var ki baştan uyarmalıyım; bu incelemede bir tık ipin ucunu kaçırabilirim… ya da kaçırmam, neyse. Ben gene de kısa kesmeye çalışacağım; artık ne kadar başarılı olacağımı inanın kestiremiyorum. Hakkında neredeyse hiçbir kötü düşünceye sahip olmadığım ve romantizm sever biri olarak bunun yokluğunu hissetmeme rağmen rahatsız olmadığım tek kitap buydu — en azından şimdilik yani. Hatta adı var, kendisi yok Sabetha ve ona âşık olduğunu bildiğimiz Locke ile ilgili tek bir romantik sahne görmesek bile “iyi ki de yoktu” dedim hani. Ben bu kızıl karıyı tanımadan daha ona gıcık kaptım aslında; bazı haklı sebeplerim de var, malum bazı kişiler öldürülürken onun nerede sürttüğünü bilmememizle ilişkili ama neyse, oraları siz kendiniz okuyup bir yargıda bulunun. Öncelikle kendi yorumumla size kısaca konusundan bahsedeceğim, ardından duygu ve düşüncelerime dayalı bir inceleme gelecek. İnceleme kısmını da hikâyenin geçtiği dünya, karakterleri ve kurgusu olarak üç kısımda işleyeceğim. Eh, sıkılacaksanız eğer hiç devam etmeyin ama yazdıklarımın tamamını okumanız ve hatta kendi düşüncelerinizi de belirtmeniz çok hoşuma gider. 〜〜〜〜〜〜〜〜〜〜〜〜〜〜 KONUSU: Hikâyemiz Camorr isimli, irili ufaklı adalardan oluşan bir su şehrinde geçiyor. Soyluların ve halkın olduğu bir sosyal sınıf mevcut burada ve bizim karakterlerimizin alayı hırsız, düzenbaz ve yalancılardan oluşuyor; yani en alttın da en altı. Camorr, Dük Nicovante adında bir adam tarafından yönetiliyor ama bizim şehirde bulunan yüz küsur çeteyi idare eden Capa Barsavi diye bir adam da var; hâliyle diğer çeteler gibi kahramanlarımızın bulunduğu Centilmen Piçler de onun emri altında. Eh, gerçi onlar bu adamı bile ayakta uyutuyorlar ya, neyse… Peder Zincir’in öğrencilerinden daha azını bekleyemezsiniz. Hırsızlar ve soylular arasında Gizli Barış diye bir anlaşma bulunuyor. Buna göre hırsızlarımız yerli soylular dışında gelen geçen herkesi soyup soğana çevirebilirler; kendi işlerine baktıkları sürece de şehrin polisleri onlara çok dokunmuyor. Aksi takdirde zaten alayı öteki tarafı boylayacak, o yüzden kimse bu anlaşmayı bozmamalı. Ha, küçük bir not: Bizim Locke daha bir veletken bu anlaşmayı bozmuştu. Gerçi henüz 5 yaşında ve hiçbir haltı bilmiyor diye, parayla falan bundan sorumlu olan adam çocuğun kellesini bir şekilde kurtardı ama yıllar sonra hâlâ aynı şeyi bu sefer çetesiyle birlikte daha planlı, daha alengirli yapmaya devam edince aklının başına gelmemiş olduğunu çok rahat anlayabilirsiniz. Gerçi böylesi daha keyifli; kurallara uyan biri olsaydı tadı olmazdı zaten. Yani anlayacağınız hikâye, bizim Centilmen Piçler’in sadece saf yardım etme isteğiyle soyluların paralarını, onların yükünü hafifletme amacıyla almaları üzerine kurulu. Tabii ki de güle oynaya olmuyor bunlar; maşallah bizim okuduğumuz sonuncu büyük vurgunları esnasında Camorr’un tüm belaları el ele vererek Locke ve çetesine engel oluyorlar. Üstelik çoğunun asıl amacı bu bile değilken. 〜〜〜〜〜〜〜〜〜〜〜〜〜〜 İNCELEME KISMI: Şimdi gelelim benim bu hikâyeyi neden bu kadar çok sevdiğime; çünkü başta da söylediğim gibi ilk defa bir kitapta hoşuma gitmeyen tek bir unsur bile yoktu. Ha, belki mini minnacık bir şey var ama bu tamamen kişisel bir görüş ve sevmemekten ziyade sadece sıkılmama sebep oldu, o kadar. Hani soylular arasındaki o süslü, saygılı ve dolambaçlı konuşma şekli vardır ya; bizim çete de onları hasat ettiği için hâliyle pek çoğuyla muhatap olmak zorunda kalıyor. Ha işte, ben o uzun uzadıya süren cümleleri okurken bir tık sıkılmış olabilirim ama Locke’un yaptığı tüm o cambazlıklar durumu iyi kurtarıyor. --- • Hikâyenin Geçtiği Dünya; Fasulyenin faydaları diyorduk değil mi? Hadi konumuza geri dönelim, nerede kalmıştık… Evet, ben Locke Lamora'nın Yalanları ’nı neden bu kadar çok beğendim? İlk olarak kitabın geçtiği dünya en ufak ayrıntısına kadar düşünülmüş ve var olan tüm kuralları düzgün bir şekilde belirlenmiş. Bir hikâyede olayların yaşandığı yer çok önemlidir çünkü dünya hem olayları hem de karakterleri fazlasıyla etkiler; bu sebeple de iyi tasarlanmalıdır. Yoksa kitap çok yavan kalır. Ha, burada öyle bir sıkıntımız yoktu çok şükür; aksine Camorr’da geçen maceraları okumak aşırı derecede keyifliydi. Bilirsiniz, bunun gibi kurgu evrenlerde genelde o dünyanın bir haritası ilk sayfalarda bir yerde çizilmiş olur ama çoğu zaman oradaki yerlerin yarısını bile görmeyiz; öyle süs niyetine dururlar. Karakterlerin gittikleri yerlerin de pek bir özelliği yoktur ve hemen hemen her yer birbirine benzer ya da bize adam gibi bir ayrıntı vermezler. Bakın, bu kitap bahsettiğim konuyu çok güzel çözmüş. Yazarın hakkını yemeyelim; adam çok uğraşmış. O yüzden siz de onun emeğine saygıdan ötürü gidip kitabı okuyun; sırf romanın dünyası için bile bir göz atmaya değer. Scott Lynch (nam-ı diğer yazar bey) tutup da önümüze kocaman bir dünya ve ilk kitapta alakamızın olmayacağı ülkelerle dolu bir harita sermiyor; onun yerine tüm hikâyenin geçtiği Camorr’u gösteren gayet mütevazı ama aynı zamanda fiyakalı bir haritayla karşılaşıyoruz. Şimdi küçük bir yer olmasının avantajı olarak karakterler hikâye boyunca neredeyse her yere şöyle bir uğruyorlar ya da yanından yöresinden geçiyorlar ama bu bile bizim o bölgelerle ilgili çeşitli bilgiler almamıza yetiyor. Dediğim gibi Camorr, çeşitli adacıklardan oluşan ve büyük kısmı sularla çevrili bir şehir. Bana Venedik’i anımsattı biraz ama onun daha güzel bir versiyonu tabii. Oldukça özgün bir yer anlayacağınız; ben bu yönüne bayıldım. Hatta içinde çok ilginç yapılar ve mekânlar da var: Atacam Kalıntıları, Beş Kule, Oynak Cümbüş, Perelandro Evi ve diğer tapınaklar, Ahşap Çöplük gibi gibi… Aslında tonla yer var da şimdi hangisini sayayım. --- • Kitabın Karakterleri; Şimdi de karakterlere geçiyorum. Locke Lamora'nın Yalanları ’nda belki de en güzel kısım karakterleriydi; öyle ki o şahane dünyasını bile geride bırakıyor hepsi. * Baş kahramanımız Locke zaten bir efsane. Robin Hood onu görse şapka çıkarır ve tövbe ederek emekliliğini elden teslim eder. Tam böyle zeki, manipülatif, düzenbaz ve oyunculukla kılık değiştirme konusunda usta bir hırsız; her hikâyeye lazım olan cinsten biri yani. * Sonra Sanza kardeşler var. Bilirsiniz, böyle birbirinin cümlelerini tamamlayan ürkütücü ikizler olur ya; ha işte bunlar o dediğimden. Bayağı playboylar, bunlar da düzenbaz tabii. Ayrıca çok kafa dengi insanlardır; asla onların yanında sıkılmazsınız. Ha, bir de çok iyi yemek yaparlar. * Jean Tannen’e geldik şimdi de. Biraz dombili bir arkadaşımız o; hem yufka yürekli hem de çabuk öfkelenir. Grubun koçbaşısı olur kendisi, savaş gücünü neredeyse tek başına sağlıyor. Ayrıca eski tüccar; hesap kitap işlerini iyi bilir. Hobi olarak da romantizm hikâyeleri okuyup terzilik yapıyor. * Bir de Böcek var; bizim çetenin çırağı. Henüz 12 yaşlarında, bayağı da genç yani. Tatlı çocuk; bizimkilere faydası da oluyor. * Aslında bu ekip Sabetha adında bir üyeye daha sahip; üstelik kadın. Hatta ben bu mesleği icra eden bir kardeşimi göreceğim diye çok heyecanlanmıştım falan ama gelin görün ki koca kitabın tamamı boyunca onunla hiç karşılaşamadık. Sadece bir iki kere adı geçti, o kadar. Zaten hikâyenin ilerleyen kısımlarında düşman bizim Piçler’i darmadağın ettikten sonra bile hanımefendi hâlâ ortaya çıkmayınca “Tamam ya, hiç zahmet etmesin; nerede ne bok yiyorsa aynen öyle devam etsin.” demeye başladım ben zaten. Hayır, gelmemek için nasıl bir bahanesi var bilmiyorum ama zerre de umursamıyorum. Tek temennim Locke’un bir başkasına âşık olması; tercihen bir Bağlıbüyücü olsun ki ekibe az yararlı biri gelsin, zaten şu an eksideler. * Ha, bir de kesinlikle bahsetmem gereken bir diğer kişi de bizim bu çetenin babası olan ve onları bir araya getirip adam eden kişi; yani Rahip Zincir. Kesinlikle adamın dibidir, aksini iddia edeni bıçaklarım. Centilmen Piçler onun sayesinde var oldu. Bu amcamızın eli altındaki kaynaklar, zekâsı, sahip olduğu sınırsız bilgi birikimi, ileri görüşlülüğü, liderlik yeteneği ve tabii ki de engin düzenbazlık becerisi… Tüm bunlar sayesinde bizim sucuklar büyüdü, hepsi de harika birer hırsız oldu çıktı ve hem Gizli Barış’ı bozup hem de Capa’nın arkasından iş çevirecek kadar yetenekli oldular. Keşke şu Gri Puşt (Gri Kral) da hiç ortaya çıkmasaydı; o zaman böyle kayıplar yaşamazdık. --- • Hikâyenin Kurgusu ve Yaşanan Olaylar; Kitabımız geçmiş zaman ve günümüz olarak iki farklı zaman diliminde geçiyor. Yani ana karakterlerin nasıl tanıştığını, hangi aşamalardan geçerek bugünlere geldiğini, ne badireler atlattıklarını ve hem birbirleriyle hem de akıl hocalarıyla geçirdikleri güzel günleri bu vesileyle okumuş olduk. Ha, şimdiki zamanda da iyi günleri oldu ama çoğu acılı ve olaylıydı. Yazar kitap boyunca bize bol bol Camorr bölgelerini ve dünyanın işleyişini anlattı ki bunlar hiç sıkıcı ya da aşırı değildi; hepsi de hikâyenin içine güzelce yedirilmiş hâlde bize sunulduğu için ben şahsen herhangi bir rahatsızlık duymadım. Hatta okuduklarım çok da hoşuma gitti. (Buradan sonrası SPOİLER. Olayları fazla üstü kapalı şekilde olsa da baştan sona yazdığım için henüz kitabı okumamış olanlar bu kısmı okumasa daha iyi olur. Hayır, çok bir şey anlayacağınızdan değil de yine de spoiler yemeyin işte.) Bizimkiler başta bayağı zengin bir soylu çifte büyük bir vurgun düzenleme planıyla yola çıktılar; onların bu girişimini ve kurbanlarını nasıl kafaladıklarını gördük. Tabii daha bu vurgun nihayete ermeden hikâyenin kötüsü harekete geçti ki o da Gri Kral’dı. Gri Kral önce Capa Barsavi’nin önemli adamlarını öldürmeye başladı, sonra onu daha da çıldırtacak büyük bir hamlede bulundu. Gitti, Centilmen Piçler’e musallat oldu; zaten ana karakterlere dokunmadan geçse şaşardım. Bizimkiler iyice zor duruma düştü; hem üyelerinin bazılarını hem de elde avuçta ne varsa kaybettiler, intikam isteğiyle dolup taştılar. Gri Kral darbe yaptı, hırsızların başına geçti ve yetmiyormuş gibi bir de soylulara bulaştı. Bizim sağlar da işte ne yapsın; intikam mı alsın, soyluların pahalı kıçlarını mı kurtarsın falan derken iyi kötü bir şeyleri sonlandırmayı başardılar. (SPOİLER IS OVER) Kısaca kitap bu şekildeydi; yani fevkalade. Ciddiyim, gidin okuyun. O kadar güzel, özgün, iyi düşünülmüş ve mükemmel yazılmış bir kitaptı ki eğer okumazsanız çok şey kaybedersiniz. O yüzden ya kendi rızanızla Locke Lamora'nın Yalanları ’na başlayın ya da salarım Locke’u üstünüze; varınızı yoğunuzu bizzat sizin izinleriniz eşliğinde alıp aklınızı başınıza getirir, sonra arkasından bakakalırsınız öyle. Hadi eyvallah. __________________________________________ * Centilmen Piç Serisi Kitapları İncelemelerim: 1) Locke Lamora'nın Yalanları#271625065 2) Kızıl Gökler Altında Kızıl Denizler#273627939 3) Hırsızlar Cumhuriyeti#294407239
1000Kitap
Locke Lamora'nın YalanlarıScott Lynch · İthaki Yayınları · 20201,360 okunma
··
371 Gösterim
3 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
İncelemeni okuyunca benimde aşırı ilgimi çektiii hemen gidip alıncaklar listeme ekliyorum^^(çok güzell yorumlamışsın bu arada 🤍)
Firefly
Gönderi Sahibi
Ceylin ben de kendime benzeyen birini bulduğuma sevindim 🫶🏼
Seride yaş sınırı gerktirecek bir şey var mı acabası?👀 Bir yerde +18 olarak görmüştüm de sanki
Firefly
Gönderi Sahibi
Liz Puckle rica ederim ❤️
Firefly
Gönderi Sahibi