Büyük hayal kırıklıklarıyla beslenen ve kitap bitince bu hayal kırıklıklarının, mideni karıştırarak, bütün kötü düşüncelerini kusarak dışarıya atması. Abartıldığı kadar iyi mi? Kesinlikle. Yüzyıllık Yalnızlık isminin hakkını veriyor. Sırtlarında yılların yüklemiş olduğu, büyük ve acı bir yalnızlıkla örülmüş olan hayatlar…Ağırlığımızı hafifletecek çözümlerin;gözümüzün önünde, burnumuzun dibinde olması, ama bizim onu görebilecek donanımda ve farkındalıkta olmamamız.Yazgıyı değiştirebilir misin? Hikayenin sonunda uğrayacağın şey felaket mi yoksa büyük umutlar durağımı, bilemiyor insan. Her yaşantı kendi sonuna gebe. Bazı doğumların sonu sancılı ve ölümlü oluyor, bazı doğumlar hayatı yeşertebiliyor. Hangisinin olacağını kestirmekse elimizde olan bir şey değil.
Romanın ne anlattığından, karakterlerden vesaire bahsetmeyeceğim. Çünkü bunları anlatmaya kelimeler çok fayda sağlamaz. Önemli olan sonunda ne alacağımız. Her kitap bizi başka yaşamlara konuk eder, onları dışardan izleyip kendimizi çoğu zaman kahramanların veya romandaki karakterlerin yerine koyarız. Ve bir mukayese yaparız. Öyle bir roman ki bu mukayeselere sık sık maruz kalacak, ve belki de kendi yalnızlığınızı sorgulayacaksınız.
Başlangıçta kitabı bir bezginlikle okuduysam da,sonradan kitapla ilgili kötü düşüncelerimi bir mide bulantısı ve beyin kusmasıyla dışarıya attım.
Kitabın sonunda Gabriel Garcia Marquez beni soğuk bir kurşunla beynimden vurdu. Yaşıyor muyum? Hayır.