Hayatımın kitabı
10/10
·824 syf.··
2025 15. kitabı
Keşke 10 üzerinden 100 verme şansım olsaydı… Yorumum çok uzun olacak, şimdiden uyarmak istedim. Hayatımın kitabı Bronz Atlı’dır ve bu kitaba hak ettiği övgüyü ne kadar yazsam da veremem. Bu kitabı ilk okuduğumda 14 yaşındaydım, o zamandan beri yüzlerce kitap okudum ama hiçbiri bu kitabın yerini almadı alamaz. Hayatımın sonuna kadar bu kitaptan daha iyisini okumayacağıma adım kadar eminim. Her sene bir kez bitiririm koca seriyi. Kalbimdeki yeri çok ayrı. Bana çok dokunmuş ve iz bırakmış bir kitap. Şunu söylemeliyim ki seri kendi başına bir şaheser ama ilk kitap, bambaşka. Şaheserden öte bir kelime bulunursa bu Bronz Atlı’ya ait olur. Övmeden duramıyorum!! Tatyana Metanova, senin kalbin o kadar temiz ve kocaman ki tüm dünyaya yetecek kadar merhamet taşıyorsun içinde. İyilik, fedakarlık, merhamet, saf ve duruluk… Her kelime Tatyana’ya birebir uyuyor. O kadar temiz kalpli yazılmış bir karekter ki okurken şaşırıyorsunuz nasıl hâlâ böyle insanların olabildiğine. Ve bir o kadar da cesur, gözü kara. İlk kitaptaki Alexander zaten hepimizin baş tacıdır. Genç yaşında edindiği başarılar, sevdiği kadına olan büyük aşkı ve bunu korkmadan paylaşması, cesurluğu, fedakarlığı ve gözü karalığı… Alexander ilk kitapta benim için tam bir green flag olmuştu. Konusuna gelelim. 2. Dünya Savaşı’nın Sovyet Rusya’sında geçiyor kitap, Leningrad şehri yani şimdiki adıyla St. Petersburg. Almanya’nın Sovyet Rusya’yı işgalinin ilk gününden başlıyor kitapımız. Sene 1941. Resmen yıllar öncesi. Tatyana, henüz 17 yaşında gencecik bir kızdır. Narin, masum, oldukça neşeli bir ruhu olan genç kızımız aynı zamanda çok da güzeldir. Savaşın ilk günü diğer tüm aileler gibi Metanova ailesi de ailenin tek erkek çocuğu olan Paşa’yı şehirden gönderir. Paşa ve Tatyana ise ikiz kardeşler ve birbirine oldukça bağlılar. Tatyana savaş için erzak bulmaya şehre gittiğinde tüm marketlerin çoktan boşaldığını fark eder, yorgunlukla kendine bir dondurma alıp otobüs durağında otururken karşısında onu izleyen bir askeri fark eder… O kim mi dersiniz? Alexander Belov. Yani namı diğer Anthony Alexander Barrington. Çiftimiz ilk görüşte birbirlerinden hemen etkilenirler. İlk görüşte aşk diyebiliriz yani. Normale ilk görüşte aşka inanmam ama bu ikisi bambaşka. Sırf bu ikili yüzünden inanmaya başladım artık. Alexander ve Tatyana’nın tanışması bu vesileyle gerçekleşir. İkili harika bir gün geçirir beraber, bir an savaşın varlığı zihinlerinde kaybolur ve iki genç insanın kalbinde amansız bir heyecan oluşur. Alexander Tatyana’ya yiyecek bulma konusunda da yardımcı olur. Beraber poşetleri Tatyana’nın evine taşırken ise acı bir gerçek ortaya çıkar. Tatyana’nın ablası Daşa ile Alexander öncesinden tanışıyorlarmış ve kısa süreli bir ilişki yaşamışlar; duygusal bir ilişki değilmiş ancak Daşa’nın Alexander’a karşı hisleri olduğu için onu ilk gördüğü anda tekrar hisleri ortaya çıkar. Ve savaşın içinde kalan bu ikili, bir de ailelerinden de gizli bir aşk yaşamak zorunda kalırlar. Yorumuma geçmeden önce, Daşa ve Alexander ilişkisi yüzünden kitabı okumayan insanlara denk geldim. Siz sakın onlardan olmayın. Kitabın neredeyse önemsenmeyecek bir detayı bu ikili. Ki okurken maalesef ilişkilerinin uzun süre devam etmesinin asıl sebebinin Tatyana olduğunu anlayacaksınız. Gelelim benim yorumuma. İçinde spoiler olabilecek olaylar geçebileceği için uyarmak istedim en baştan. Okuduğum en iyi kitap, en iyi aşk romanı, en iyi çiftlerden biriydi. O kadar içime işledi ki kitap… Ve asla yalnızca bir aşk romanı değil. Bir kere yazarımız gerçekten olaylara ve yerlere çok hakim. Okurken de sizi hem bilgilendiriyor hem de bilgisi ile şaşırtıyor. Aynı zamanda kitap o kadar gerçekçi ki, siz de savaşın içindeymişsiniz gibi hissediyorsunuz. Açlığı, soğuğu, yorgunluğu, aşkı... Ya resmen ölümü bile hissediyorsunuz. Yazar o kadar gerçekçi yazmış. Bu durum kitaplara çok nadir gerçekleşir. Okurların bu kitapı çok sevme nedenlerinden birinin de bu olduğuna inanıyorum. Her şey inanılmaz gerçekçi. Karakterler, savaş, olaylar… Hani kurgu olduğunu bilmeseniz gerçek hayattan uyarlandığına inanırsınız. Kitap 3 bölümden oluşuyor. Hepsini teker teker inceleyelim: Birinci bölümde Tatyana ve Alexander birbirlerine çoktan aşık oldular ancak Tatyana, ablası Daşa'nın mutluluğu için kendi aşkını kalbine gömmeyi tercih ediyor. Ancak içindeki aşk katlanarak arttığı için de Alexander'a çekilmekten alamıyor kendini. Savaş henüz tam anlamıyla Leningrad'a sıçramamış olduğu için çiftimiz boş buldukları her an buluşma imkanına da sahip. İkili arasındaki diyaloglar çok güzel yazılmıştı gerçekten, Alexander'ın aşkına sahip çıkmak istemesi falan inanılmaz bir şeydi. Her okuduğumda yüzümde gülücükler açar. Tatyana'ya bazen kızasım geliyor ablasını tercih ettiği için çünkü kızım yani senin aşkın o kadar fazla ki... Ama Tatyana okuduğum en merhametli karakterdi. Kendini hep ikinci plana attı, önceliği sevdikleri kişiler ve inançları oldu tüm hayatı boyunca. O yüzden kızsam da onu anlıyorum ve o zamanlar çok gençti. On yedi yaşında bir kıza göre oldukça olgun olsa da yine de yaşının getirdiği bir tecrübesizliği vardı. İkinci kısım. Ah... İçim ilk bu bölümlerde parçalandı. Ama öyle böyle değil. Savaşı iliklerimize kadar hissettiğimiz bir kısımdı. Tatyana o kadar büyük bir mücadele verdi ki tüm kış boyunca. Düşünün Finlandiya sırındalar bir de, o kadar soğuk bir hava ve üstüne üstlük ısınma sistemleri dahil çalışmıyor. Herkes aç, insanlar karne ile ekmek alıyor ve ekmekler bile doğru düzgün un kullanılarak yapılmıyor. Resmi kayıtlarda da nüfusun yalnızca tek bir kış mevsiminin ardından 2 milyon azaldığı yazıyor. Tatyana aile üyelerinin her birini teker teker kaybediyor. Hepsinin ölmesini izliyor ve asıl üzücü olansa ölümün acısını bile yaşayamaması. Daşa'yı her ne kadar sevmesem de vedaları çok dokunaklıydı. Tatyana'nın kardeşi ölmüş olmasına rağmen ekmeğini ona yedirmeye çalışması... Ağlamaktan ciğerlerim helak olmuştu bu sahnede. Alexander da bulduğu her fırsatta Tatyana'ya yardım ediyordu. Hem cephede hem de kalbinde büyük bir savaş veriyordu adam. Üçüncü kısım ise benim hem içimi ısıtan hem de kitabın son 150 sayfasının her sayfasında ağlamama sebep olan sahneleri içeriyor. Şakasız son 150 sayfanın hepsinde ağlamıştım ilk okuyuşumda. Hele de kitabın sonu... Bakın düşündükçe ağlayasım geliyor. Alexander'ın vedasını okurken kalbim böyle binlerce parçaya ayrıldı. Öyle dokunmuştu ki o sahne bana... Tatyana'ya bir hoşçakal bile diyemeden çocuğu ve karısı için ölüme gitti. Ama o sayfaları okumak benim için üzerimden arabayla geçilmesi ile birdi resmen. Sadece dört cümlelik bir paragraftı işte ama içimi parçalamaya yetti yani. Alexander seni bulduğumda önce Tatyana'ya yaptığın şey için sonra da beni ağlattığın için öldüreceğim. Üçüncü kısmın başları ise çok güzeldi. Serinin tamamını okuyan okurlar bilir ki bizim için hem içimizi ısıtan ve aşkla dolup taşmamızı sağlayan hem de ileride okuduğumuzda kalbimizi sıkıştıran sayfalar oldu. Bu ikiliyi o kadar seviyorum ki... Mesela ikisi de benim favori kadın ve favori erkek karakter listemde ilk üçe giremez. Ama bıraktıkları izler sayesinde kesinlikle kalbimde en çok yeri olan karakterler onlar. Bana sevmenin güzelliğini ve acımasızlığını aynı anda öğrettiler. Resmen ikisinin ellerinden tuttum ve bir devrime tanık oldum gibi hissediyorum. Eskilerin aşkı gerçekten farklı oluyormuş, fedakarlıkları ve sevilmenin ne olduğunu; aşkı bile daha iyi anlıyorsunuz. Herkesin okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum, sadece bir aşk romanı olduğu için değil aynı zamanda tarihe de ayna tuttuğu için. Ya aşkları o kadar güzel ki vallahi anlatamıyorum. Ben kitap konusunda çok kriteri olan biriyim, zor beğenirim zor severim çok eleştiririm. Ama bana eleştirecek hiçbir şey bırakmıyor bu kitap. Her şeyiyle harika yani hayatımın kitabı budur. 80 yaşıma geldiğimde de en sevdiğim kitap sorulunca Bronz Atlı diyeceğim. Bendeki yeri bambaşka. Karakterleriyle, olay örgüsüyle, gerçekçiliği ile, yüzünüzde oluşturan gülümseme, kalbinizde bıraktığı hasar ile Bronz Atlı her şekilde okuyucuyu kucaklayan bir kitap. Alexander, Tatyana benim için her zaman çok değerli olacaklar. Okuyun ve okutturun. Ağlamak istiyorum diyenlere ilk kitap şiddetle tavsiyemdir. Gerçek bir aşka, mücadeleye, savaşa tanıklık etmeye hazır olun, Kitaplarla kalın!!!
Roman
Bronz AtlıPaullina Simons · Pegasus Yayınları · 20161,560 okunma
·
169 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.