·368 syf.··Beğendi
···Okunma: 20 Nisan 2025 15:17 KIRK YAMA
"O bahar büyüdüler Efser'le Sedef. O bahar, hem çocukluğu hem de gençliği arkalarında bıraktılar. Yaşıtlarının dert dedikleri şeyler tasa bile değildi artık onlar için. Hayatın ta kendisinin, her sabah sağlıkla uyanmanın ve hatta nefes almanın en büyük hediye olduğunu öğrendiler. Yine birlikte.
Yine el ele.
Yüreklerine dikilen yamalar bu defa aynı iplikten, aynı kumaştandı. İkisinin de aynı yerden yarılmıştı yürekleri. Öyle bir yaraydı ki o, iki yüreğe bir kocaman yama gerekti bu defa. O yamanın iplikleri bir ömür boyu birbirlerine bağlayacaktı onları. Birinin yarası kanadı mı, diğeri de kanayacaktı. Yaşam ile ölüm arasındaki o güzelim yolculuğun kıymetini çok daha iyi biliyorlardı şimdi."
Eskiden mahalle vardı, şimdi yalnızca adresler var. Mahalle sadece yaşadığımız yer değildi; bir aidiyet duygusuydu. Sokaklar tanıdıktı, kapılar ardına kadar açıktı, kimse kimseye yabancı değildi. O günlerde dostluk sadece bir kelime değil, bir yaşam biçimiydi. Sabahları karşı komşudan gelen taze simit kokusu, öğle vakti bir tabak yemeği alıp komşuya “bizde fazla pişti” diyerek uzatmak, akşamüstü ise evin önünde çekirdek çitleyip sohbet etmek ve daha nicesi… Bunlar sadece birer anı değil, aslında bir dönemin insan ilişkilerine olan bakış açısı, yaşam biçimi...
Sokakta oynardık korkusuzca güven içinde.
Mahalle maçları, sek sek, körebe, saklambaç… Oyunlar bizim oyuncağımızdı, kurallar birlikte yazılırdı. Kırılan cam için mahallece toplanılır, ceza değil çözüm aranırdı. Kimse “çocuğum dışarıda güvende mi?” diye endişelenmezdi çünkü herkes herkesin çocuğuna sahip çıkardı.
Dostluk, yıllarla değil paylaşılan anlarla ölçülürdü. Birlikte büyüyen çocuklar, kardeş gibi olurdu. Mahallede biri hasta olsa herkes üzülür, biri sevinse herkes bayram ederdi. Kimsenin telefonu yoktu ama herkes birbirini bilirdi. Bir kapı tıklamasıyla başlayan dostluklar, yıllar geçse de unutulmazdı.
Şimdi ise zaman değişti. Aynı apartmanda oturup birbirinin adını bilmeyen insanlar var. Dostluk, ekranlardan gönderilen emojilere, hatırlanmayı bekleyen doğum günlerine sıkıştı. O eski samimiyetin yerini dijital kalabalıklar aldı.
Ama yine de inanıyorum ki; biz eski mahallelerin çocukları, içimizde o sıcaklığı, o dostluk anlayışını hâlâ taşıyoruz. Belki artık aynı sokaklarda oynamıyoruz, ama hâlâ içimizde “birlikte büyümenin” anlamını biliyoruz. Mahalle değişse de, gerçek dostluk kalpten hiç çıkmıyor.
Arkadaşlık, hayatın en güzel armağanlarından biri olsa gerek. İnsan, doğduğu andan itibaren birilerinin varlığına ihtiyaç duyuyor daima. Aileden sonra gelen en özel bağdır dostluk. Çünkü dost; sadece iyi günün değil, kötü günün de paydaşıdır. Sevinçleri büyütür, acıları küçültür. Sadece dinlemez, duyar. Sadece görmez, hisseder. Bir arkadaş, bazen bir kardeş, bazen bir sırdaş, bazen ise sessizce yanında duran bir omuzdur. Gerçek dostluk, birlikte geçirilen süreden değil, birlikte atlatılan zorluklardan beslenir. Ne zaman ki biri düştüğünde elini uzatan olur, işte o zaman dostluk sınavını verir. Çocuklukta birlikte oynanan oyunlar, okul sıralarında paylaşılan hayaller, bir köşede birlikte ağlanan günler hep hatırda kalır. Çünkü dostluk, bir nevi kalbin hafızasıdır. Bu yüzden insan ne kadar büyürse büyüsün, dostluğa hep ihtiyaç duyar. Yeni tanışıklıklar olsa da, insan yüreğinde hep o gerçek dostları taşır. Ve bazen sadece bir “Nasılsın?” mesajı, günün en güzel anı olur.
Hayatın kendisi bir yama işi değil midir zaten? Her bir anı, her bir deneyim bir parça; kimi rengârenk, kimi solgun ama hepsi bir araya geldiğinde benzersiz bir bütün oluşturur. Eser tam da bu benzetmeden yola çıkarak bizleri içsel bir yolculuğa çıkarıyor. Kırk Yama", adından da anlaşılacağı gibi, farklı karakterlerin ve onların inişli çıkışlı hayatlarının bir araya gelmesiyle oluşan bir bütün.
1970'lerden 1990'lara uzanan bir zaman diliminde, Ankara'nın sıcak ve samimi bir mahallesinde geçen iç içe örülmüş hayat hikâyelerini ve özellikle de derin bir dostluğu odağına alıyor. İşte kitabımızın kahramanları Efser ve Sedef'te böyle bir mahallede büyümüş, arkadaşlığı, dostluğu âdeta mesken edinmiş iki güzel yürek. Farklı kültürlerde, farklı yaşantılarda ve farklı çevrelerde büyüyen iki kız, on yaşlarındayken tanışır ve birbirlerinin her şeyi olurlar. Biri sol görüşlü bir babanın kızı kalabalık bir ailede doğu kültürü ile büyümüş, diğeri ise anne doktor, baba mühendis modern bir ailenin tek kızıdır. Bu iki arkadaşın çocukluklarından yetişkinliklerine kadar süren sıcak ilişkilerini, hayallerini, hayal kırıklıklarını, beklentilerini, acılarını, pişmanlıklarını, mutluluklarını ve hayatlarındaki sürprizleri, birlikte büyüme süreçlerine an be an şahit oluyoruz. Dönemin Ankarası, mahalle kültürü, insanların yaşam şekilleri, siyasi ve toplumsal olaylar, aile sıcaklığı, birbirine tutkun akrabalar, komşuluk ilişkileri, kaliteli dostlukların kurulduğu ortam, ilk aşklar, yaz aşkları, ergenlik kaygıları, üniversite hayalleri, ayrılıklar, kavuşmalar, hastalıkları detaylı ve etkileyici bir şekilde betimlenmiş, sanki o dönemde yaşanmışlık hissi veriyor bizlere.
Bu dostluk, romandaki diğer ilişkiler için de bir mihenk taşı niteliğinde. Zor zamanlarda birbirine destek olan, sırlarını paylaşan ve hayatın getirdiği zorluklara birlikte göğüs geren bu iki kadının hikayesi, dostluğun ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.
Kırk Yama, ismini geleneksel bir el işi olan yama tekniğinden alıyor. Farklı desen ve dokudaki kumaş parçalarının bir araya getirilmesiyle oluşturulan bu teknik, kitapta metaforik bir anlam kazanımış. Kadınların yaşamları, mücadeleleri, sessiz kalışları ve yükselişleri bir araya geliyor ve büyük bir anlatıya dönüşüyor.
Kırk yamalı bir yorgan gibi, farklı hayatların bir araya gelerek oluşturduğu bu mozaik, insana dair pek çok duyguyu bir arada yaşatıyor.
Tıpkı bir kırk yama örtüsü gibi; her öykü bir parça, her parça bir yaşam…
Küçük hayat kesitlerinden büyük bir resim çıkaran özel bir kitap. Kadınların yaşadıkları, sustukları, başardıkları ve bazen kabullendikleri her şey bu satırlarda bir arada. Okudukça kendimizden parçalar bulabilir, hatta kendi yaralarımıza bir yama dikebiliriz ne dersiniz?
Kitapla Kalın.