Kitabı daha yeni bitirdim. Bende uyandırdığı his silikleşmeden hemen yazıya dökmek istedim. Peyami Safa'nın hangi kitabını okusam, kitap biter bitmez melankolik hava hakim olur. Hislerim yoğunlaşır, duygularım karışır. Bu kitabın ardından da aynı şeyleri hissediyorum. Ama bu kitap daha farklı.
Biz insanlar gerçekten farklıyız. Hepimiz farklıyız ama aynıyız da. Aynı duygulara sahibiz, aynı ihtiyaçlara sahibiz belki ama aynı derecede değil. Aynı isteklerimiz, arzularımız var ama aynı değiliz. Farklıyız ama aynıyız.
Kitabı okurken özellikle Necati'yi kendime çok yakın hissettim. Ana karakter Orhan olsa da ona pek alışamadım, nitekim Vedia'da öyle. İkisinin de samimiyeti geçmedi bana. En büyük sebebi fikirlerini çok değişken olması olabilir. Onları belirli bir kalıba sokma ihtiyacımı gideremedim belki de. Onları anlamak veya tanımak gayret isteyecekti de Necati gibi fikirleri belirli olan, aklı başında birisini tercih etmek kolayıma gelmiş olabilir. Bilemiyorum. Zaten hikayenin kendisinden çok fikirleri işleyişi benim hoşuma gidiyor. Peyami Safa'nın romanlarında kurduğu hikaye genelde aynı alt yapıya sahip oluyor zaten. Tabi bunu romanların tamamına teşmil edebiliriz. İki kişinin aşkı. Bu tema beni gerçekten boğuyor, ama o olmadan da hayatın bir anlamı yokmuş gibi anlatılıyor.
Bir kadın ve erkeğin birbirine duydukları aşk gerçekten gerçeklikle uyuşuyor mu? Ben hiç görmedim "aşk"ı. Siz gördünüz mü? Aşk bana hiç samimi gelmiyor. Hayatın içinden, doğanın içinden bir parça gibi gelmiyor. Sevgi doğal olan, saygı doğal olan, samimiyet doğal olan ama "aşk" sunî gibi geliyor. Bu yüzden aşk temalı kitapları her zaman çok romantik, gerçek dışı, hayalperest bulmuşumdur. Ama insanın içinde yaşadığı duygu selini aktarabilmek için en müsait konu da "aşk" sanırım.
Peyami Safa dendiği zaman aklıma fikirlerin romanlaştırılması geliyor. Gerçekten de Süleyman ve Necati'nin fikri münakaşası, Orhan ile müdürün konuşması çok yoğun fikrî tezeyyüc içeriyor, adeta fikirlerin coşkulu bir dansını izliyorsunuz. Bu da Peyami Safa'nın sadece edebi bir kimlik değil çok yönlü bir entelektüel kimliğe sahip olduğunu gösteriyor. Kapitalizmi anlatması, ülkelerin bulunduğu durumu tasvir etmesi, tarihi serüveni açıklaması ve fikirlerin tartışmasına uzun bir yer vermesi kitabın en zevkli kısımlarıydı benim için. Gerçekten böylesine tartışmaların günümüzde de olabilmesini isterdim. İki arkadaşın sadece fikirleriyle tartışmasını, duyguların askıya alınıp bir an için sadece akıl varlığı olduğumuzu varsayarak hareket etmemizi isterdim. Fakat ne mümkün hem de günümüzde.
Özellikle de bulunduğu devri çok iyi anlamış olması bende hayranlık uyandırıyor. Arada kalmış insanları, kendini burjuva, aydın sanan insanlarla halkın içinden gelenlerin farkını çok güzel anlatıyor. Halkın geçiş döneminde yaşadığı fikrî ve ictimâî buhranı çok güzel yazıya döküyor. Bu kadar iyi anlamış olması gerçekten muazzam.
Ama şunu da eklemeliyim: Bu benim okuduğum beşinci Peyami Safa kitabı ve artık daha net görüyorum ki, aslında fikrî olarak oldukça tutarlı. Hemen her kitabında maneviyatı ön plana çıkarıyor, materyalist bakış açısını sorguluyor, ecnebîleşmeyi tenkit ediyor ve millî bir duruş sergiliyor. Bunu bazen açık bazen örtülü şekilde yapsa da fikrî omurgası belli. Fakat sorun şu ki; bu fikirler sanki üzerine inşa edilmemiş bir yapının temeli gibi duruyor. Yani fikir var, ama bu fikirler Peyami Safa’nın hayatında yeterince yankı bulmamış gibi. Duruşuyla değil, sadece zihniyle var olmuş gibi. Bu da bende bir mesafe duygusu oluşturuyor. Anlattığına inandığım kadar yaşadığına inanamıyorum. Bu sebeple ona hak verirken bile temkinli yaklaşıyorum. Tabi bu yorumum onun kitaplarından ve hayatından bildiklerim kadar, hakikati Allah bilir. Sanki bu kitapta Peyami Safa Orhan ve Necati gibi olmak istiyor. Ama olamıyor gibi hissediyorum.
"Biz insanlar" hoş bir kitaptı. Kitaptaki bir taş metaforu gibi sizin hayatınıza ne kadar etkisi olur bilmem ama ilk kısmı fikrî olarak yoğun olan, daha sonrası biraz daha duygusallıkla yoğrulmuş fikir kümelerinden müteşekkil veciz bir eser. (Sizde de böyle kitaplar okuyunca, edebi konuşma payesi peydâ oluyor mu? :)) Benim gibiyseniz çok zorlamaya gerek yok sanırım.)