Kendime Düşünceler

Kendime Düşünceler
@benimruyam
Bir kaptanın mahareti engin denizlerde belli olur.
12 okur puanı
Nisan 2022 tarihinde katıldı
İnsan neden yalnızlıktan utanır? Yalnız olduğunu, tek başına bir yerde oturduğunu, bir şeyler yiyip içebildiğini yalnız başına vakit geçirdiğini söylemekten ne diye utanır?
1000Kitap
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Bu platformda gördüğüm en net gerçek şu: Okumak ile düşünmek arasında derin ve hayal kırıklığı yaratan bir uçurum var. Kitaplara adanmış bir toplulukta, fikirlerin havada uçuşmasını beklersiniz. Oysa gördüğümüz şey, çoğunlukla sloganların ve ezberlenmiş "doğruların" yankılanması. İnsanlar, okudukları kitapları birer madalya gibi göğüslerinde taşıyorlar. Ancak iş, o kitapların metodolojisini kendi düşünce süreçlerine uygulamaya geldiğinde, büyük bir başarısızlık başlıyor. Kant okumuş olmak, Kant'ın eleştirel yöntemini içselleştirmeyi gerektirir. İlmi mantık bilmek, bir tartışmada kendi safsatalarını fark edip durabilmeyi gerektirir. Oysa biz, okuduğumuz devasa düşünürlerin isimlerini, en temelsiz argümanlarımıza kalkan olarak kullanıyoruz. Bu durum, "kendini zeki sananların" trajedisidir. Kitap okuyarak "hiç" olduklarını unutanların ve her şeyi bildiklerini varsayanların düştüğü bir tuzaktır bu. Bu entelektüel sefaletin birincil suçlusunu küçük yerlerde aramaya gerek yok. Baş suçlu, bir devletin geleceği olan eğitim sisteminin ta kendisidir. Bireylere "nasıl düşünülmesi gerektiğini" değil, "hangi sloganı atması gerektiğini" öğreten bir sistem, sadece "okuyan" ama "düşünemeyen" kitleler yaratır. Bu yüzden, bu platformda bir fikir beyan edildiğinde, beklentim o fikrin arkasındaki argümantasyonun gücünü görmektir. Bizi kaç kitap okuduğunuzu değil, o kitapların düşünce dünyanıza ne kattığını gösterin. Çünkü okumak, düşünmenin yerini tutmaz; sadece ona malzeme sağlar. Malzemeyi nasıl işlediğiniz, sizin kim olduğunuzu belirler.
Duygu ve Düşünce
İnsanlığın geldiği nokta... Gerçeklerle yüzleşmek, savaş açmak, mücadele etmek yerine kendi "sanal" gerçekliğine kaçan müsveddeyiz. Başka bir şey değil. Gerçekleri görmezden gelerek yaptığımız tek şey, ne tarafından yok edileceğimizi bilemeden ölmek olacak. Arkamıza bile bakmadan kaçtığımız hakikatler, elbet bir gün yolumu kesecek. İşte o zaman kovalayanı göreceğiz. Göreceğiz görmesine de iş işten geçmiş olacak. Tek derdim malum acımasız, adaletsiz ve haysiyetsiz savaş değil. Maddi savaşın da ötesinde manevi savaşımız. Bugün herkesin gözü önünde katliam yapılırken bile insanlar sessiz kalabiliyor. Bundan daha fazlası kimsenin haberi olmadan yapılıyor. Medya, eğitim, sağlık, tarım, gıda ... Her tarafımızdan kuşatılmış durumdayız. Ve ne yazık ki her söylenene gözlerimizi kısıp "Pehh" demekten başka bir şey yapmıyoruz. Hiçbir değeri olmayan şeyleri izliyor, okuyor, dinliyor, yiyor, içiyor ve seviyoruz. Günün sonunda kaybeden biz, kazanan şirketler oluyor. Öyle ki onlara karşı savaşımız bile onların platformundan oluyor. Onlara karşı duruşumuzu göstermek için bile onlara sarılmamız gerekiyor.
Sensiz bir an geçerse Saymam onu ömrümden Çünkü ben farksızım sensiz Yaşayan bir ölüden
Şiir
Gerçekliğin, duyularımıza konu, yani algılanır olması hâline 'olay diyoruz. Belli bir 'olay'ın, onu başkalarından ayıran belirgince çizilmiş sınırlar içinde, anlamı açık seçik dil ile mantık -kavramlar- birimleri aracılığıyla tanıtılmasıysa, bilgidir. Şu var ki, gerçekliği henüz zamana, mekâna, sana, bana, ona göre değişmez bir esâsa oturtamadığımız görülüyor. O hâlde gerçeklikten türetilen bilgi de, sağlam ve güvenilir cinsten olmayacak. Gündelik yaşama düzleminde bile sağlam, güvenilir bilgilerden yoksunsak, gerek birey gerekse toplum seviyesinde yolumuzu yordamımızı nasıl bulacağız? İşte Eflatun'dan beri felsefenin çözmeğe çalıştığı en temel sorun bu
Sayfa 58
Felsefe