"Ben kimim? Nereye gidiyorum?"
Adını bile hatırlamayan bir yolcunun sırtında bir at, elinde bir kılıç, kalbinde ise cevapsız sorularla dolu bir boşluk…
İşte Luthien'in hikayesi tam da burada başlıyor!
Karanlık bir orman,
Parlayan gizemli bir taş,
Yabancı yaratıklar,
Hafızasını kaybetmiş bir kadın ve
Sadık bir yol arkadaşı: Kabus.
Kitabı okurken bir haritanın içinde kaybolmuş gibi hissettim! Her sayfa yeni bir durak, her karakter başka bir sır gibiydi.
Luthien’in geçmişi gibi biz de olaylara yabancı başlıyoruz ama rüyalar, karşılaşılan kişiler ve sembollerle parça parça anlam buluyoruz.
Ve en güzeli de ne biliyor musunuz?
Bu sadece bir başlangıç!
Seri ilerledikçe hem Luthien'in hem de Srinya'nın karanlıkları aydınlanıyor.
Ejderhalar, gargoyle kuşları, gölgeler, büyüler...
Beni bu kadar içine çeken nadir fantastik kitaplardan biri oldu.
Hayal gücünüzü ateşleyecek,
Merak duygunuzu son sayfaya kadar canlı tutacak bir kitap arıyorsanız…
Yolculuk sizi bekliyor!
Okuyun, çünkü bazı yolculuklar sadece haritalarda değil, satırlarda başlar…