Herkes Herkesle Dostmuş Gibi’yi okuyup bitirdiğimde, frontal lobumda bir yanma hissettim. Hikâyeler başlıyor, ilerliyor, ama birbirine bağlanmadan devam ediyordu ve yarım kalıyordu. Merakım yükselirken onlarca kahraman Ankara sokaklarına dağılmış, kafam karmakarışık olmuştu.
Bütün bu kahramanların başka kitapların kahramanları olduğunu öğrenince, azıcık beynimin soğumasını bekledikten sonra Baharda Yine Geliriz'e başladım.
Beklememe gerek yokmuş; okumaya başlar başlamaz ön lobuma bahar geldi. (İmbat esti galiba — imbat, Ege’de denizden karaya doğru esen serin ve hafif bir rüzgardır. Yazar kafanızı karıştırmak isteyebilir dikkatli olun.)
En çok Her Şey Gün Gibi Ortada adlı öyküye vuruldum. On defa okumuş olabilirim, hatta duygularımı paylaşacağımı düşündüğüm birkaç kişiye de okudum ya da okuttum.
Barış Bıçakçı’nın dilinin özel bir tarafı var gibi geliyor bana. Sanki onun dilini kavrayınca, yazarın dünyasına açılan kapının anahtarını buluyorsun. Giriyorsun o dünyaya; azıcık veriyle onun gözünden bakıyorsun — ve gözlerine inanamıyorsun.
Tanış oldukların, yeni tanıştıkların hepsi bir bütün hâlinde ayaklarının dibine seriliyor.
Neyse ki yazar yazmaya devam ediyormuş; geçen yıl yayınlanmış bir kitabı varmış. Çok sevindim. Hemen sipariş verdim.