Ya da nam-ı diğer Şairin Ütopyası, kitap yaklaşık on beş yıllık bir hazırlanmanın ve birikimin sonucu; fakat yer verilen hikaye ile ortaya çıkan bütün her şey Murathan Mungan'ın tüm hayatı boyunca karşılaştığı, özümsediği, not aldığı, yaşattığı, yaşadığı; aşka, hayata, yaşama, insana dair her ne varsa onların bir yekünü gibi karşınıza çıkıyor.
Bir dünya düşünün her şeyi şiir, her şeyi şiirsel ve şiirin egemenliğinde öyle ki savaşı bile: (i: “Eski zamanlarda şair kavimleri içinde birbirine düşman birçok kavim bulunurdu. Birbirlerinin kelimelerini öldürürlerdi. Birbirlerini kelimelerle öldürürlerdi.”) tadında bir dünya.
Şairin romanı böyle bir dünya; ama elbette mevcut dünyanın tüm metaforları, yaşanmışlıkları, simgeleri, ağırlığı büyük oranda yansıtılmış oraya. Ortaya çıkan ise insanoğlunun şiirini yazma çabasından hareketle şiirleşmiş bir roman. Kitap, üslup açısından şiirsel olmasa da olaylar tamamen şiir ekseninde ilerliyor. Bu da ister istemez şiir kokan bir hava yaratıyor her yerinde eserin. Konu, yer, zaman, kişiler özellikle de eserin finali tamamen şiirin adaletine uygun, ona has. Özellikle de zaman kavramı üzerinde kitabın sona doğru ele verdiği akıl oyunu “Sin City”i çağrıştırıyor. Bunun yanında “Yüzüklerin Efendisi'nin bazı felsefik yanlarından da örnekler bulabiliyorsunuz.
Eser 582 sayfadan vücuda gelmesine rağmen bu sayfa sayısını neredeyse ikiye katlayacak yoğunlukta ve deliler gibi altı çizilecek birçok söze, imgeye, aforizmaya, tespite sahip. Ben de kitabı okurken alabildiğine beni cezbeden kısımlarını belirledim. Bu bazen bir kavram, bazen bir kelime, bazen de tüm bir paragrafta anlatılanlar olsa da tüm bunları burada paylaşacağım. Murathan Mungan'ın kendi hayatını süzerek meydana getirdiği eserden benim naçizane süzdüklerimdir. Hem öyle ya: “Bir kafes kuş aramaya çıkmış.” ise bunda kuşun ne suçu var ki.
Dikkat bu eser yoğun emek içerir!