Ahmet Mithat Efendi'nin romancılığını çok öznel bir noktadan seviyorum; normalde romancılık açısından durup okuyucu ile yazarın temasa geçmesi çok kabul edilebilir bir yöntem olmasa da Ahmet Mithat Efendi çokça yapar ve ben oradaki sohbetlerimizden ciddi keyif alıyorum.
Ahmet Mithat Efendi sahne olarak İstanbul'u çok mahir kullanmıştır bu eserinde de. Eserinden İstanbul'u 1900 yıllarında sosyolojik hali ile çok iyi tespit edebiliyoruz. Galatası, Beyoğlusu, Bağlarbaşı ve yalıları birer mekan olarak geçiyorlar belki; ama her birinin etrafında Çerkezlerin, Rumların, Arapların, Mısırlıların, zenginlerin, külhanbeylerinin, ,işçilerin oluşturduğu toplumsal yapıları ve arada sırada birbirleriyle girdikleri etkileşimler vasıtasıyla etnik grupların farklılıklarına da şahit oluyoruz.
Ahmet Mithat Efendi bu romanında biraz zorlayıcı unsurlara da kitabında yer vermiştir. Maalesef şunu düşünmeden edemedik ki; şimdi yazsa acaba sınırları biraz daha zorlayarak modern dijital platformlardan birine mi satmaya çalışırdı bu eseri!
Geçişlerin hızlı ve çokça olduğu bu kitapta kendi kronolojimizde kısa bir özet yapalım.
Mısırlı Ulviye hanım İstanbul yalılarından birinde annesi ve hizmetçisi ile yaşayan zengin dul bir kadındır. Hayatı kendine eğlenceli kılmak için komşu yalıdaki genç kız Dürdane'yi takip etmeye ve onu dinlemeye karar verir.
Bunun neticesinde Dürdane Hanım'ın aşığı tarafından hamile bırakıldığını ve Dürdane'nin bundan utanç duyarak bir çözüm aradığını fark eder. Aşığı Mergub evliliğe yanaşmaz. Bunu neticesinde Ulviye o kadar hemhal olur ki meseleye artık Dürdane için intikam almak istemektedir.
Ulviye Hanım bu planını gerçekleştirmeden biraz öncesinde bir erkekten çok daha güçlü olduğunu ufak denemeler sonrasında tespit eder ve ancak romanlarda olabilecek şekilde kimselere farkettirmeden bazı işlerini erkek kılığında Acemli Ali Bey olarak yürütür. Dolayısıyla kitap boyunca ara ara Ulviye hanım'ı ara ara da Ali bey'i görürüz. Acemli Ali bey olarak, bir sandalcı Sohbet Ağa ile birlikte güçlerini birleştirirler. Bu vesile ile o bölgenin başarılı ebelerinden biri olan Ayşe nine ile Dürdane'nin çocuğunu gizlice doğurturlar ve onu evlatlık alır. Ya da Mergub'a oyunlar oynar.
Kitabın son çeyreğinde Sohbet Ağa ağzından kitabı biraz daha ahlak felsefesine yaklaştırır Ahmet Mithat Efendi. İntikam nedir, alınmalı mıdır, nasıl yaklaşılmalıdır, usulü ne olmalıdır, hakikat gördüğümüz müdür gibi pek çok şey tartışılır. Netice olarak Dürdane kendisi intikam almak istemektedir (nedenini anlamamakla birlikte Ulviye'de bu intikamı almak ister, bunu gerçekleştiren olmak ister ,hatta açık konuşmak gerekirse Mergub'un öldürülmesini direkt olarak istemektedir) Kendi yalılarına getirtir Mergub'u ve kendisine aşık olduğunu belki ilk gördüğü andan daha çok aşık olduğunu söyler, kucağına bebeklerini verir ve gözleri önünde kendisini öldürür. Yani acı çektirmeyi Maşuk'u öldürerek gerçekleştirmiştir Dürdane.
Kitabın sonunda Sohbet Ağa'da Dürdane ile evlenir. Mergub sonraki evliliğinde eşinin eski sevgilisi tarafından öldürülür. Yani Ahmet Mithat Efendi herkesi mutlu edecek birer cümle ile kitaba son vermiştir.