Gönderi

Işıklar ki güneşin veletleri
Ortalığı kasıp kavurduktan sonra Yorgun düşünce akşamla Adalar üzerinde denize, Düştüler birbirlerine Kırdılar birbirlerini ... Kırıldı, kırıldı ışıklar Çok Bi Çocuk, S.35 Meral Uğurlu / Ömrün Şu Biten Neşvesi Tam Olsun Erenler youtu.be/ndb6f5-yz_M?si=...
Şiir
·
4.265 Gösterim
6 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Yahya Saygan
Gönderi Sahibi
Şarkının sözleri.. Divan şiirinin en lirik ve öne çıkan nazım şekli olan gazel tarzında yazılmış bu şiir Yahya Kemal'e aittir. Bu gazellerin her biri mısra mısra güzelliği aksettiren bir ses ve söz aynasıdır. Bu şiirler içinde öne çıkanlardan biri de Veda Gazeli’dir. Yahya Kemal, bu şiirde ölüm karşısında rindane ve âşıkane bir duyuş, adeta bir derviş tevekkülü ve coşkusu taşımaktadır. Şiirin başlığındaki vedanın şiirin içeriğine baktığımızda bu dünyaya veda olduğunu anlarız ama şair bu vedaya büyük bir şevk ile hazırlanır. Daha ilk beyitte ömrün son neşvesini coşku ile yaşamaya davet vardır: Ömrün şu biten neşvesi tam olsun erenler Son meclisi câm üstüne câm olsun erenler (Ömrün şu biten sevinci tam olsun, erenler! Son meclisi de kadeh üstüne kadeh olsun, erenler!) Şair, şiir boyunca gazeline redif olarak seçtiği “erenler”e seslenmektedir. “Eren”, tasavvufi bir kavramdır ve: “eren, ulaşan; vâsıl, ehl-i vüsûl, vuslatı gerçekleştiren, veli, ermiş, kâmil insan” anlamına gelmektedir. “Erenler” ifadesi de “dervişler arasında bir hitap ve selam sözü olarak kullanılır” Yahya Kemal, burada doğrudan bir sufi zümresine seslenmese de dervişler arasındaki bu hitap cümlesi ile aslında gönül ehli olan, kendisi gibi “ehl-i dil” olarak gördüğü aşk ve gönül erbabına seslenir. “Serâzâd” başlıklı rubaisindeki “her sâhib-i hâl kendi zevkinde yaşar” sözüne uygun olarak hâl sahibi, bu şiirin de muhatabı olan “erenler”; geçmişten bugüne ve geleceğe her devirde kalbinde aşkı ve güzelliği yaşatan, gönül dilinden anlayan kimselerdir. Şair, şiiri boyunca böyle olan ve buna talip kimselere hitap eder. Bunlara divan şiirindeki gönlü irfanla dolu “rind”ler olarak da bakabiliriz. Bu şiirin ilk beyti de Yahya Kemal’in “Rindlerin Akşamı” şiirinin son mısralarını hatırlatır: Gurûba karşı bu son bahçelerde keyfince Ya şevk içinde harâb ol, ya aşk içinde gönül! Ya lâle açmalıdır göğsümüzde yâhud gül. Ömrün “şu biten” zamanında şair erenlere, kendisi gibi gönül erbabına seslenerek ömrün son neşesinin tam olmasını ve son mecliste de aşk kadehinin gönüllerde daima parlamasını istemekte, bu kadehten üst üste yudumlamayı arzulamaktadır. Bu da “guruba karşı, son bahçelerde, ya aşk içinde ya şevk içinde harâb oluş”la örtüşür. Gazelin devamında da aynı duyuş ve tavır devam ederken geriye kalanlara ve bu meclise sonradan geleceklere de aynı şevk vasiyet olarak bırakılır: Şükranla vedâ ettiğimiz câm-ı fenâya Son pendimiz ahlâfa devâm olsun erenler [Ey erenler! Gelecek nesillere son öğüdümüz şükran ile veda ettiğimiz bu yokluk (fenâ) kadehine devam etmek olsun.] Biz bu yokluk kadehini şükür ve minnettarlıkla içtik, sonra gelecekler de bu kadehi doldurmaya ve ondan içmeye devam etsinler. Şairin bu ifadelerinde yokluk kadehi anlamındaki cam-ı fenâ’yı kullanması da beyte ayrı bir derinlik katar. Fenâ, bir tasavvuf terimidir ve fenâfillah’ı, yani kulun Hak’ta yok olmasını belirtir. Bu yokluk aslında ruhun hakiki varlığına kavuşması ve Allah ile sonsuz olmasıdır. Damlanın kaybolması, deryaya karışması ve bir derya olmasıdır: “Ey Niyâzî katremiz deryâya saldık biz bugün Katre nice anlasın ummân olan anlar bizi” (Niyâzî-i Mısrî 2008: s.380, 178/8). Yokluk kadehi ile elbette bir yandan da dünya hayatının bitişine işaret vardır. Dünya hayatı bitince tam manasıyla vuslat gerçekleşecek ve Hakk’a varılacak, yürünecektir. “Eren”lik de “eriş” de böylece tamamlanmış olacaktır. Ancak bu erme için aşkla yoğrulmuş bir gönül gerekir. İşte sonradan gelecekler de bu yokluk kadehinde hakiki varlığa erişebilmek için bu aşk şarabına devam etmelidir. Bu artık fani dünyaya veda eden aşığın geride kalanlara son vasiyetidir. Bu aşk şarabı dünyada onu içen gönülleri şad etmiştir. Artık ahiret seferine çıkacak âşık, onu diğer tarafta çok daha güzeliyle yudumlamayı beklemektedir: Dünyada bu iksîr ile mes‘ûd olan ervâh Ukbâda da sermest-i müdâm olsun erenler (Dünyada bu iksir ile mesut olan ruhlar, ahirette de daima mest olsun, erenler!) Beyitteki müdâm kelimesi hem “devamlı” hem “şarap” anlamına gelen bir kelimedir ve burada da tevriyeli kullanılmıştır. Ömrün neşvesi biterken gönül ehli ârifi mesut eden, burada tatmış olduğu ve onu kendinden geçiren aşk şarabının çok daha güzelini içmek için ebedî âleme gidiyor olmasıdır. Böyle güzel bir aşk meclisi, gönülde duyulan aşk tadı bu kadar kısa olamaz, bunun devamı da elbet olacaktır. İşte şairin arzusu ilahi aşk meyhanesinde daima mest olmaktır ki hemen devamındaki beyitte yine buna dikkat çeker. Câizse harâbât-ı ilâhîde de her şeb Yârân yine rindân-ı kirâm olsun erenler (Ey erenler! Eğer caizse ilahi meyhanede de her gece dostlar, yine şerefli rindler olsun.) Burada bahsedilen yârân (dostlar) ile şiirin redifindeki erenler aynı kimselerdir. Onlar, -bir önceki beyitte ifade edildiği üzere- bu dünyada aşk iksiri ile mesut olan ruhlardır. Eğer onların yine böyle aşkla kendinden geçmeleri, aşk şarabını içmeleri orada da caiz ise yine böyle olsun. Şairin beyitte “câizse” demesi ayrı bir anlam inceliği taşır. Çünkü harâbât, meyhane demektir ve meyhanede de mey yani şarap içilir. İslamiyet’te de şarap haramdır. Ancak şiir boyunca işaret edilen şarap, haram şarabın tam aksine gönülleri coşturan aşk şarabıdır. Aşk şarabı ilahi tecellileri netice veren, Allah’ın nuru ile gönüllerin parlatan bir iksirdir. Dolayısıyla üzüm şarabı haram iken bu aşk şarabı tam aksine helal olmanın da ötesinde elzemdir ve insanın daha Elest meclisinde verdiği sözün gereğidir: “Mest olup mestâne geldim tâ ezelden tâ ebed İçmişem aşkın şarâbın âb-ı engûr olmadan” (Şemseddin-i Sivâsî). Şair, elbette aşk şarabının caizliğini bilmekte ama arifane bir tecahülle bilmezden gelmektedir. Meyhane ve caizlik de şiire ayrı bir zıtlık katar. Aşkın hâlleri zahirî bir gözle görülemez, dıştan anlaşılamaz. Tasavvufi şiirlerde dinen haram olan şarabın tamamen helal ve kişiyi insan-ı kâmil olmaya götüren ilahi aşk sahasına taşınarak kullanılması, şiire bu zıtlığın ufkunda aşkın akıl sır ermez hâllerinin coşku ile terennüm edilmesi imkânını sağlar. Bâkî, şarabın zahiri değil bâtını, yani “dış”ı değil “iç”i anlatan niteliğini bir gazelinde şöyle ifade eder: “Meyden safâ-yı bâtın-ı humdur garaz hemân Erbâb-ı zâhir anlayamazlar murâdumuz” (G. 192/5). İşte gönüllerinde aşkın safâsını yaşamış, ilahi aşk meyhanesinde aşk şarabıyla kendinden geçmiş erenler, bu dostlar, bu dünyada olduğu gibi Hak katında da aşkı bu kez tam bir vuslatla yaşasınlar ve yine mest olsunlar. Şiirin bu kadarcık kelimesinde nesrin anlatmaktan âciz kalacağı bu ve buna benzer pek çok hâl saklıdır. Yahya Kemal, bu nefis gazelinin en güzel beytini de sona saklamış ve bu bitirişle vedasını zirvede tamamlamıştır. Ancak bu veda hiç bitmeyecek güzel bir başlangıçtır ve o asıl diyara verilmiş bir randevudur: Tekrâr mülâkî oluruz bezm-i ezelde Evvel giden ahbâba selâm olsun erenler (Ezel meclisinde tekrar kavuşuruz. Evvel giden dostlara selam olsun, erenler!) Bezm-i ezel yahut bezm-i Elest; Allah’ın ruhları yarattıktan sonra: “Elestü birabbiküm” (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?) diye sorduğu ruhların da “belâ” diyerek bunu kabul ettikleri ve ilahi kelama ilk kez muhatap olunan, kul ile Allah arasında mu-habbetin başladığı meclis olarak şiir geleneğimizde kendine yer bulur. Esasen Allah’ın insanlara “Elestü birabbiküm” sorusunu sorması Kur‘ân-ı Kerîm’de A‘râf Suresi 172. ayetinde yer alır. İşte bu meclis, “bezm-i ezel” ve “bezm-i Elest” gibi adlarla şiirlerde çokça anılır. Burada şairin bezm-i ezel deyişi aslında hem o ilk konuşmaya bir telmih hem de nereden geldi isek oraya döneceğimize de bir işarettir. İnsan tekrar Allah’a dönecek, O’na döndürülecektir. İşte aşk ile yaşamış gönül erbabı, tekrar orada bir araya gelecek, toplanacaktır. Hadis-i şerifte de: “Kişi sevdiği ile beraberdir” buyurulur. Yahya Kemal de bütün bu iman iklimine telmihle şiir boyunca muhabbetle seslendiği erenlere son bir selam ile hitap etmektedir. Ancak bu son selam, bir veda görünümünde olsa da tekrar buluşmak için bir sözleşmedir. Tekrar, Hak katında, ezel meclisinde, “harâbât-ı ilâhî”de buluşulacaktır. Şair son mısrada önceden gidenlere, önceden yaşamış olan gönül erbabına tekrar buluşmak üzere bir selam göndermektedir. Bu selam, hem şairin (veya şiiri hissedecek olan okurun, herhangi bir kişinin) hayattayken görüştüğü ama şimdi dünyaya veda edip ebedî âleme dönmüş bir dostu olabileceği gibi asırlar önce yaşamış ve ebediyete göç etmiş ancak bıraktığı güzel iş, yansıma ve eserleriyle kendisiyle hemhal olduğumuz bir kimse de olabilir. Şair görmek, görüşmek istediği ancak şu an bunun mümkün olmadığı kişilerle randevusunu öbür tarafa bırakmakta ve oraya gitme konusunda da ayrı bir heyecan yaşamaktadır. Bu yüzden bu veda hüzünden ziyade şevk doludur. Veda, zahiren hüzünlü bir bahistir. Bu temayı ele alan şiirde hüzün duygusunun hâkim olması beklenir. Ancak Yahya Kemal’in Veda Gazeli’nde konu edilen vedanın bir vuslat içerdiği de apaçık sezilir. Dolayısıyla bu veda artık bir şevke dönüşmüş ve “ömrün biten neşvesi” olmuştur. Bu son meclis “câm üstüne câm” olacaktır. Evvel giden ahbaba gönderilmiş bir selamdır. Vedanın âşıklara hüzün değil şevk vermesi Şeyh Gâlib’in: Âşıkda keder n’eyler gam halk-ı cihânındır Koyma kadehi elden söz pîr-i mugânındır (1994: s. 192) beytindeki gibi aşk erbabının aşkın coşkusu ve mestliği içinde kederden eser duymadığı bir hâlin terennümüdür. Yahya Kemal’in bu şahane Veda Gazeli de böyle bir hâlin söze bürünmesidir. Evvel giden Yahya Kemal’e, güzide şairlerimize, bütün gönül ehline, “erenler”e selam ve muhabbetle… Vuslat, vedada gizli. Hû… (Alıntı)
Yahya Saygan
Gönderi Sahibi
Gül Dane Çok teşekkür ederim 🙏🪻 Keyifle dinleyiniz.. Sahanın tüm "En" leri bu musikide toplanmış.. İçeriğe de Hz. Mevlana Sözleri eklenince, büs bütün tamamlanmış. Bir rafine zevk örneği. İCRA : MERAL UĞURLU GÜFTE : YAHYÂ KEMÂL BEYATLI BESTE :NEYZEN SÜLEYMAN ERGUNER
Yahya Saygan
Gönderi Sahibi
Senâ☼ 👌Hicranın acı deniz suyundan, Vuslatın tatlı pınar suyuna taşıyan bir gemi oldu bu katkınız.✨️ Çok teşekkür ederim🙏💐
Bu musiki çok güzelmiş 👌ikinci defa dinliyorum.. Teşekkür ederim kitap dostum 🙏🪻
Şöyle iliştireyim canım Nurullah Genç'ten, iyi gidecektir 🫴🏽 #262667360 💫😌
Reklam
Çox gözəl mənzərədir ✨
Yahya Saygan
Gönderi Sahibi
https://1000kitap.com/MirayJafarova777 İstanbul Prens Adalar🙏💐