Kitabı etkileyici kılan en önemli özellik yazarın tüm romanlarında yaptığı gibi tarihi ve felsefeyi iç içe bize sunması. Zamansal ve uzamsal sınırları yok ederek sıradan insanları anlatır bize. Dünyamızı ve dünyamızın içindeki sıradan, olağan insanları. “Gülleri ve bülbülleri göremeyip gün boyu evinde oturan adam Dünyanın kendisini hiç görebilir mi?” diye sorgulatır bize yazar. Aynı zamanda Uzun İhsan Efendi’nin hazırladığı atlasla yolunu çizer Bünyamin. Ve babasından bir öğüt alır: “Adına Dünya dediğimiz kitabı oku.” Okumakla çözülebilir miydi Dünya? Bunun da cevabını veriyor yazar kitabının sonuna doğru “Sen okuyasın diye değil, yaşayasın diye.”