Romanın tasvirleri o kadar gerçekçi ki bir ara hikaye kahramanlarının bahsettiği ölüm anındaki dışkı kokusu beni rahatsız etti. Fakat bu koku, yalnız duyu olarak değil zihnî bir farkındalığa sebep olduğu için de beni huzursuz etti. Santiago Nasar, romanın başında şık ve temiz giyimli; yakışıklı ve zengin bir delikanlı olarak tasvir edilirken, romanın sonunda, ölmeye yakın kendi bağırsağını elinde taşıdığı için etrafın ağır ve pis korkmasına sebep olarak tasvir edilmiş. Bu tezatlık, insanın halleri olarak gözümüzün önüne konulmuş. Kader denilen gerçeklikten kaçamayan insan, görüntüsüyle, duygularıyla, yaşantısıyla ne kadar değişken bir canlı.
Kitap, Kolombiya'da geçen gerçek bir hikaye üzerinden, "namus cinayeti" olayının çirkin sonuçlarını gözler önüne sermiş. Ancak kafamızda kocaman bir soru işareti ile bırakmış bizi: Santiago Nasar gerçekten Angela Vicario 'a cinsel saldırıda bulunmuş muydu yoksa bu suçlama, Vicario'nun birliktelik yaşadığı başka bir erkeği korumak için söylediği bir yalan mıydı? Deliller, her iki durumu da destekleyecek durumdaydı. Bu kitap bana yine şahitsiz zina suçlamasının kabul edilemeyeceği gerçeğini, aksi takdirde masum bir insanın yaşamına mâl olabileceği trajedisini gösterdi.
Öldürerek intikam almak, ilkel bir beyin dürtüsüdür ve bunu ancak ilkel bir insan ya da sarhoş olarak, beynin ilkel yanını baskınlaştıran insan yapabilir. Ölümü yalnız suçsuz yere öldüren hakeder! Başka türlü öldürülmeyi kimse haketmez ve öldürmek kimseye yakışmaz. Ancak toplum ezberleri, bazen medeniyetin en büyük düşmanıdır; insanın ayıbı olan halleri ona yakışan haller gibi gösterir. Zira Prudencia Contes, nişanlısı ve müstakbel kocası Pablo Vicario'ya, kardeşinin namusunu kirleten Santiago Nasar'ı öldürmediği sürece onun gerçek bir erkek olamayacağını ve onunla evlenemeyeceğini söylemiş, onu cinayete yönlendirmiştir.
Roman 1981 yılında yazılmış. Yıl 2025 ve hâlâ bu insanlık ayıbı yüzümüzü kızartmaya devam ediyor.
İlknur Yılmaz Arslan