Puan vermedi·422 syf.··
2025 253. kitabı
— Bazı İnsanlar Travmadan Kurtulur. Diğerleri Travmanın Kendisi Olur. Nihayet 3. bölüme geldik. Belki de sen, şu anda bu yazıyı okuyan sen, kurgusal bir katili, azizlere ya da "sonradan aziz olmuşlara" özgü bir titizlikle yazan bir kişinin nasıl bir karaktere sahip olduğunu merak ediyorsun. Fakat şunu bilmelisin ki, geride bıraktığı kan izleri ona ait olsa da, sahip olduğu psikolojik altyapı Joe'ya ait değil. Joe'nun zihinsel yapısının tüm parçaları senin ve benim tanıdığımız, sevdiğimiz insanlara ait. Belki de sana. Hatta özellikle sana. Dolayısıyla, bu yazı Joe’nun karakterinin kapsamlı bir psikolojik çözümlemesiyle, travma kuramı, bağlanma modelleri ve belgelenmiş sendromlar eşliğinde başlayacak. Ardından şu rahatsız edici hakikati birlikte irdeleyeceğiz: izleyici neden bu kadar grotesk bir karakterde kendini bulur? Çünkü aynadaki canavar bazen bize geri bakmakla kalmaz; bizi anlar. — Joe’nun Psikolojik Profili Joe Goldberg bir sistemdir. Travma ile inşa edilmiş, çeşitli terk edilmelerle harmanlanmış ve takıntıyla sürdürülen bir sistem. Davranışlarının her yönü (kullandığı dil, ilişkileri, şiddet ve şefkati), duygusal kaos içinde düzene ulaşmaya çalışan yaralı bir zihnin rasyonel bir biçimde dışavurumudur. Joe’yu anlamak, bu bozulmuş yapının mimarisini ortaya koymaktır. Ve bu durum kliniktir. 1. Kompleks Travma / C-PTSD Hepimizin bildiği gibi, Joe’nun çocukluğu trajik değil, yıkıcıdır. Uzun süreli ihanetlerle şekillendirilmiştir. Zihni, onu koruması gereken insanların sebep olduğu sürekli bir hasar bölgesidir. İşte bu yüzden Joe, gelişimsel psikolojide “kompleks travma” (C-PTSD) olarak bilinen bir durumu yaşar: birincil bakıcıları tarafından sürdürülen, tekrarlayan şiddet, ihmal ya da ihanet. Detaylandıralım: Babası, Joe daha küçük bir çocukken, sözde gerçekleri ortaya çıkarmak gerekçesiyle, kollarında defalarca kez sigara söndürmüştür. Annesi, kendi acısından kaçmaya çalışan, duygusal olarak dengesiz bir kadındır; Joe’ya gerçek bir güvenlik ya da en azından güvenlik hissi sunamamıştır. Başka erkeklerle birlikte olmuş, onu halka açık alanlarda defalarca kez terk etmiş ve en sonunda, Joe annesini korumak için babasını öldürdüğünde, götürüp bir yuvaya bırakmıştır onu. Cinayetin hemen ardından ise bu olayı, bir çocuğun şiddete zorlandığı bir travma olarak görmek yerine, Joe’yu “iyi çocuk” ilan etmiş, ödüllendirmiş ve ardından onu yine terk etmiştir. Bu dinamik, psikolojik açıdan "parental enmeshment" yani ebeveynsel iç içelik, spesifik olarak annesel iç içeliktir. Joe’nun annesi, onu henüz anlamlandıramayacağı yetişkin çatışmalarına dahil ederek var olan duygusal ve ahlaki sınırları bulanıklaştırmıştır; misal, Joe'ya, bir silaha sahip olduğunu göstererek bir gün babasını vurması gerektiğini ima etmiş, Joe bunu yaptığında ise ortadan kaybolmuştur. İşte bir zihin tam olarak böyle parçalanır. Joe, hayatının ilk ahlaki çizgilerini kanla çizmek zorunda kalır. Birini korumanın zarar vermek anlamına geldiğini, sadakatin cinayeti haklı kıldığını, sevginin ise onu eninde sonunda terk edeceğini öğrenir. Onun dünyasında sadece üç ilişki rolü vardır: kurtarıcı, hain ya da tehdit. Dördüncü bir ihtimal yoktur. Yuvaya yerleştirilmesi ise yine bu hasarı azaltmamış, orada da zorbalığa uğramış, ihmal edilmiş ve sevdiklerinin acı çekmesini izlemek zorunda kalmıştır. Ona nezaket gösteren tek yetişkin, hemşire, bir anda ortadan kaybolmuş, bu da Joe’nun iyi olan herkes bir gün ya kaybolur ya da ölür inancını güçlendirmiştir. En nihayetinde, hemşireyle kurduğu bu bağ onda “Beyaz Şövalye” kompleksinin temellerini atar: ne pahasına olursa olsun kadınları kurtarma arzusu. Evet, biliyorum. Joe, kendisine sahip çıkan bir baba figürü bulur: kitapçının sahibi Bay Mooney. Fakat bu bir kurtuluş değil; kurumsallaşmış istismardır. Mooney, onu cam bir kafese kilitler; cezayı disiplin adı altında aklar ve bunu “izinden gidilecek bir kural” olarak Joe'ya sunar. Der ki: “İşte aşk böyle bir şey. Baban gibi olmamak için buna katlanmalısın.” Joe da öğrenir: aşk bir yapıdır. Sert, cezalandırıcı ve karanlık. Acı bir iletişim dilidir, kontrol güvenliktir ve kafesler, kişiyi korur. Can yaksa bile. Bu durumun sonucu, C-PTSD semptomlarına örnek niteliği taşır: başkalarına karşı duyulan sürekli bir güvensizlik hissi, aşırı derecede tetikte olma hali ve duygusal dengesizlik, geçmiş olayları saplantılı biçimde yeniden yazma, derin kimlik bozukluğu ve ahlaki kafa karışıklığı, yaralı ilişkileri tekrar üretme eğilimi ve "şiddet, sevgi adına gösterilmişse, ahlakidir" inancı. Ve belki de en tehlikelisi: acıya karşı kademeli bir duyarsızlaşma. Hissetmediği için değil. Çünkü hissetme eylemi, geçmişte ya cezalandırılmış, ya göz ardı edilmiş, ya da kendisine karşı silah olarak kullanılmıştır. Babasının cesediyle baş başa bırakılan bir çocuktan, sevgilileri için kafesler inşa eden bir yetişkine dönüşene dek Joe hiç değişmez. Yalnızca ona öğretilen mantığı sürdürür. Kontrol, sevgiye cevap; fantezi, terk edilmeye ilaç; cinayet ise bir anlamlandırma biçimine dönüşür. Nihai olarak Joe'nun bu yaşadıkları, kompleks travma sonrası stres bozukluğunun (C-PTSD), gelişim koşuludur. Joe bir anın kurbanı değil, bütün bir sürecin ürünüdür. Bu çocuk ateşten koşarak kaçmamış; ateşin içerisinde yürümeyi öğrenmiştir. Hem de gözünü bile kırpmadan. 2. Korkulu Bağlanma Stili Daha önce fark etmiş olabileceğiniz üzere, Joe Goldberg, bir başkasını, stabil ve istikrarlı bir insan gibi sevmiyor. Partnerine tutunuyor, ondan korkuyor, onu takıntı haline getiriyor, romantikleştiriyor ve sonra onu yok ediyor; yakınlık istiyor fakat her seferinde kendi yalnızlığını yeniden üretiyor. Bu, ne tutarsızlık, ne de belirsizliktir. Bu korku, kaos ve ihanet tarafından şekillendirilen psikolojik bir bağlanma tarzıdır. Klinik psikolojide "korkulu bağlanma" olarak bilinen bir tarz. Tanımlayalım: Korkulu bağlanma, bir çocuğun birincil bakıcısı hem güvenlik hem de dehşet kaynağı olduğunda gelişir. Çocuk biyolojik olarak, kendisine zarar veren kişiden teselli aramak üzere yaratılmıştır. Bu da duygusal yapı üzerinde kendi kendini doğal yollarla düzeltemeyen bir kırık yaratır. Joe'nun ilk bağlanma temsilcileri istikrarla asla ama asla bağdaşmaz: babası şiddet yanlısı ve duygusal olarak bir sadistti, fiziksel istismarı bir hakikat çıkarma yöntemi olarak kullanıyordu ve sık sık ortalıktan kaybolan annesi duygusal olarak olgunlaşmamıştı. Joe'ya, yetişkinlere özgü yükler yüklüyordu. Daha sonra Bay Mooney'nin çatısı altında yaşadığında ise sevgi son derece koşulluydu ve disiplin, gerçek bir cam kafeste izole bir hapis cezası halini almıştı. Birincil ve ikincil bakıcılarının her biri Joe'nun temel gerçekliğini istikrarsızlaştırmıştır: Sevgi, korkuyu temsil etmiş; şefkat, öngörülemez bir hale gelmiş ve ilişki, sürekli olarak ceza veya kayıplarla sonuçlanmıştır. Klinik açıdan bakıldığında bu durum şu sonuçları doğurur: Bağlanma kaygısı (insanların onu terk edeceği, ona ihanet edeceği veya ortadan kaybolacağı korkusu), bağlanmadan kaçınma (yakınlığın, bir şeylere maruz kalmaya, yargılanmaya veya acıya yol açacağı korkusu), duygusal düzensizlik (güvenli bir şekilde organize edilemeyen veya ifade edilemeyen ezici duygular) ve ilişkileri aşırı derecede kontrol etme ihtiyacı (terk edilmeyi önlemek adına önceden belirlenmiş stratejiler oluşturma). Joe'nun insanları takip etmesinin, onlarla konuşmadan önce gözlem yapmasının, yakınlaşmadan önce bilgi toplamasının, aşka asla olduğu gibi güvenememesinin ve hayatta kalmak için sevgiyi "düzenlemesi" gerekmesinin nedeni budur. Onun zihninde, kişiler hayatınıza girmez, edinilir, düzeltilir ve yönetilir. Aşk gerçeğe dönüştüğünde, yani tahmin edilemez, kusurlu ve insani olduğunda, Joe paniklemeye başlar. Beck'ten Love'a ve Marienne'e kadar sahip olduğu her romantik partner eninde sonunda o eski korkuyu tetikler: Joe'yu terk edecekleri korkusu. Korku dayanılmaz hale geldiğinde ise psikolojik savunma mekanizmaları tetiklenir. Anlatır, kontrol eder, takip eder, gaslight eder, hapseder ya da öldürür. Çoğu kişinin anladığının aksine, bu sadizm değildir. Bu, güvenliği hiç öğrenmemiş bir sinir sisteminin dışavurumudur. Bu şekilde yetiştirilen çocuklar yakınlık arzular fakat aynı zamanda bundan korkarlar. Bu, bağlanmanın en düzensiz ve yıkıcı biçimidir ve genellikle yaşamın ilerleyen dönemlerinde kişilik bozuklukları ve şiddet içeren ilişki kalıplarıyla bağlantılı hale gelir. Joe'nun ilişkisel davranışı, güvenli bir sevginin nasıl bir his olduğunu hiç öğrenmemiş bir çocuğun direkt olarak yetişkinlik evresine atlamasının bir sonucudur. İnsanları incitiyor çünkü sevgiden tek beklentisi acı. Dolayısıyla, karşısındaki kişiye, her şey kontrolden çıkmadan önce belirli dozlarda acı vermeye çalışıyor. Buradaki trajedi, Joe'nun kötü bir şekilde sevmesi değil. Hiçbir zaman başka bir şeyi mümkün kılacak şekilde sevilmemiş olmasıdır. 3. Kurtarıcı Kompleksi ve Beyaz Şövalye Sendromu Joe yalnızca aşık olmaz; bir göreve, daha doğrusu bir kurtarma görevine de başlar. Her kadını kurtarması, düzeltmesi ve tamamlaması gerekir. Beck, Love, Marienne... Hepsi de Joe'nun annesine ve yuvadaki hemşireye benzeyen şekillerde incinmişlerdir. Acı çekmeleri, Joe'nun şefkatinin koşulu, iyileşmeleri ise görevidir. Her defasında yalnızca kendisinin kahraman olduğu bir kefaret arkı inşa eder. (Kefaret arkı ya da redemption arc: Öykücülükte bir karakterin işlediği bir suç ya da yaptığı bir kötülükle başlayan hikayesinin, ödediği bedellerle ilerleyen ve iyilikle sonlanan kısmıdır.) Yine de bu örüntü tesadüfi değildir. "Beyaz Şövalye Sendromu" olarak da adlandırılan Kurtarıcı Kompleksi'nin ayırt edici bir özelliğidir: bireyin kendi değerini doğrulamak, çözülmemiş travmayı tekrarlamak veya duygusal olarak savunmasız insanlar üzerinde gizli kontrol elde etmek için başkalarını “kurtarmaya” yönlendirildiği psikolojik bir modeldir. Ancak Joe'nun durumunda, bedel hiçbir zaman kendisi değildir. Duygusal kurtarış olarak başlayan şey, birini kurtardıktan sonra kurtaran kişiye sadakat, sevgi ve kalıcılık borçlu oldukları inancına dönüşür. Biraz daha detaylandıralım. Joe'nun en erken duygusal yarası, acı karşısındaki güçsüzlüğünden kaynaklanıyor. Annesini istismardan kurtaramamış, grup evindeki hemşireyi koruyamamıştı. Başkalarının zarar görmesini izlemiş, karşılığında hiçbir şey yapamamış ve yapabildiğinde ise birini öldürmüştü. Annesi tarafından teşvik edilen ve ahlaki olarak onaylanan bu eylem, Joe'nun zihninde tehlikeli bir inanç oluşturmuştur: sevgi, fedakarlık gerektirir; korumak, şiddeti haklı çıkarır; kurtuluş, kişiyi "iyi" yapar. Fakat bu olaydan hemen sonra annesinin onu terk etmesi, bu temel inancı bozmuştur. Artık Joe birini kurtardığında, onun kalmasını sağlar ve kalacağından emin olur. Ayrıca, Joe insanlara aşık olmaz. Bunun yerine, arketiplere aşık olur. Beck, sığ çevrelerde boğulan yanlış anlaşılmış bir yazardır. Joe onu görür ve şöyle düşünür: Seni tanıyorum. Kendin olmana yardım edeceğim. Aşk duygusal bir "joker"dir. Bir anne, bir ayna, bir katil olabilir. Joe onun kendisini gerçekten anlayan ilk kişi olduğuna inanır, kendisinin izni olmadan hareket edene dek. Sonrasında ise bir tehdide dönüşür. Marienne bir kurtuluş fantezisidir. Joe'nun bağımlılıktan, velayet savaşlarından ve tacizci eski kocasından kurtarabileceği hasarlı fakat güçlü bir bekar anne arketipidir. Bu kadınlar birer testtir, her biri asıl yarayı yeniden yazmak ve düzeltmek adına bilinçsiz bir girişimdir. "Onu kurtarırsam, bu sefer gitmez belki." Fakat gerçek insanlar tahmin edilemeyecek şekillerde hareket ederler. Seçimler yaparlar. Ve yaptıklarında ise Joe bunu özerklik olarak değil, ihanet olarak yorumlar. Böylece, kurtarıcı kompleksinin karanlık tarafı, "kurtarmak = sahip olmak" bilinci ortaya çıkar. Joe'nun mantığına göre: sizi koruyorsa, ona sadık olmalısınız; sizi anlıyorsa, onu sevmelisiniz; geçmişinizi kabul ediyorsa, siz de ona karşı gelmemelisiniz. Sözlerle ifade edilmemiş bu kurallar ihlal edildiğinde ise Joe hem öfkeden hem de deforme olmuş bir ahlaki yaralanma duygusundan dolayı kişiyi cezalandırır. Kendisine minnet borçlu olunduğuna ve her şeyi doğru yaptığına inanır. Acı çeken kadınlara, özellikle de annesine benzeyenlere karşı, aşırı empati duyması ilk bakışta kötü bir şey gibi görünmeyebilir fakat bu durum duyarsızlaşma ve şiddetin meşrulaştırılmasıyla birleştiğinde, bu kadınları kurtarmak adına öldürmekten korkmadığı anlamına gelir. Durumun pivot noktası tam olarak budur. Joe, anlatıyı düzeltmek üzere öldürüyor ve tutarlılık için engelleri ortadan kaldırıyor çünkü onun dünyasında kontrolü kaybeden bir kurtarıcı, kurtarıcı sayılmaz. Joe'nun Beyaz Şövalye Sendromu onun bütün duygusal şablonunu özetler niteliktedir. Birine basit bir gözle bakamaz, onu kurtarması gerekir. Kurtarılanlar da aynı şekilde, onun yazdığı fanteziye boyun eğmek zorundadır. Bunu reddetmek, Joe'nun anlamlandırma aşamasını paramparça etmek anlamına gelir ve Joe her zaman tutarsızlık yerine yıkımı tercih eder. 4. Halk Dilinde "Takıntılı Aşk Bozukluğu", OKB & Erotomani (De Clérambault Sendromu) Joe Goldberg sevgiyi tam anlamıyla inşa eder. Bir kadının adını bile bilmeden önce, bütün o konuşmaları, kırılganlığı, eşzamanlılığı çoktan hayal etmiştir. O, artık bir kişi değil, bir yansıma, rol ya da çözümdür. En kötüsü de buna gerçekten inanmasıdır. Bu romantizm değil, patolojidir. Özellikle de "Takıntılı Aşk Bozukluğu" ile uyumludur: başka bir kişiye karşı ezici bir saplantı ile işaretlenen ve sınırları, belirsizliği veya reddedilmeyi kabul edememe ile birleşen duygu durum. Daha şiddetli formlarda ise "Erotomani"ye kayar: birinin size zaten aşık olduğuna ya da engeller ortadan kalkarsa aşık olacağına dair sanrısal inanç. Joe Beck'le tanıştığı andan itibaren fantezisi alevlenir. Onun hayatını kendisine aitmiş gibi anlatır (evi çok açık, arkadaşları onu hak etmiyor, erkek arkadaşı toksik). O Joe'yu seçmez, Joe onu seçer. Ve Joe kendini onun gerçek partneri olarak gördüğü için her şey meşrulaşır: mesajlarını okumak, telefonunu çalmak ve rakiplerini ortadan kaldırmak bile. Bunların hepsi, gerçeği fark edemeyecek kadar kör bir dünyada, aşk eylemleridir. Bu, klasik erotomanik mantıktır. İlişki zihinde zaten mevcuttur ve gerçekliğin ona yetişmesi gerekmektedir. Sonuç olarak, Joe, gerçek kadınlara aşık olmaz. Zihninde kurguladığı versiyonlara aşık olur. Bu yapı oldukça titizdir. Joe, kişiyi doğrudan baştan çıkarmaya çalışmaz. Önce araştırır, bilgi toplar, uyarlar, kadının ilgi alanlarını ona yansıtır, onun dilini konuşur, fantezisini ona iletir. Bu, bir çeşit davranış mühendisliğidir, aynı zamanda son derece manipülatiftir çünkü kadının rızasını manipüle ederek görmezden gelmesini sağlar. Kadın, erkek aracılığıyla ona geri iletilen kendisinin bir versiyonuna yanıt verir. Ve gerçeklik fanteziyi kesintiye uğrattığında, Beck, Love ya da Marienne geri adım atmaya başladığında, Joe bunu bir tür içsel rahatsızlık hissi olarak deneyimler. Aşkı kaybettiğine üzülmez fakat sanki tüm anlatısı, hikayesi sabote edilmiş gibi düşünür ve tepki verir. Onu bu kadar tehlikeli yapan da bu gerçektir. Kadınların kendi inşa ettiği role uymasını ister. Aksi olursa, fantezi çöker ve fantezi, bu boşluktan kaçmak adına tek sığınağınız olduğunda, çöküş, kişiye ölüm gibi gelir. Bu nedenle Joe, fantezisini ne pahasına olursa olsun sürdürür, fantezisinin merkezindeki kadını ortadan kaldırması gerekse bile. 5. Gizli Narsisizm ve Çarpıtılmış Benlik Kavramı Joe Goldberg, kendisini odadaki en dürüst adam olarak, başkalarının yalanlarının, ihanetlerinin ve önemsizliğinin kurbanı olarak görür. Geleneksel anlamda gösterişçi, gürültücü ya da talepkar değildir. Narsisizmi inceliklidir, içselleştirilmiştir ve yoğun bir şekilde kendine atıfta bulunur. Bu, üstünlük duygusunun büyüklenme yoluyla değil, mağduriyet, ahlaki istisnacılık ve kişinin kendi özelliğine olan gizli bir inanç yoluyla tasvir edildiği narsisistik kişilik yapısının bir çeşidi olan gizli narsisizmin özüdür. Bir "sahneyi" kontrol eden açık narsistin aksine, gizli narsist, yanlış anlaşılan benliği için özel bir sunak inşa eder. Joe kendi benlik imajını anlatı yoluyla kurar. Onu herkesin değil, yalnızca bir kişinin sevmesine ihtiyacı vardır. Doğru kişiye. Onu anlayan kişiye. Çünkü bir kez biri tarafından seçildiğinde, içinde kırılan her şeyin yeniden düzenleneceğine inanır. Ancak bu seçilme ihtiyacı koşulludur: sevgi çelişki olmadan gelmelidir. Joe'nun partnerleri ona meydan okuyamaz, onu sorgulayamaz ya da onu sorumlu tutamaz, çünkü bunu yapmak, içinde yaşadığı o kırılgan hikayeyi ya da miti bozar. İyi, özverili, sadık ve gerekli olduğu mitini. Bu efsane onun ta ilk yıllarının enkazı üzerine inşa edilmiştir. Joe'nun annesi ona Joe'nun yaptıklarından dolayı iyi bir çocuk olduğunu, çünkü yalnızca annesini korumak istediğini söylemişti. "Ahlaki" olarak çerçevelenen bir cinayete bu kadar erken maruz kalmak, gelecekteki duyarsızlaşma ve şiddetin meşrulaşması adına temel oluşturur. Burada Joe'ya, ahlakın durumsal olduğu ve daha da önemlisi, kendi duygusal gerçekliğinin her şeyi haklı çıkarmak üzere yeterli olduğu öğretilir. Kendini iyi ya da haklı hissediyorsa eylemin yanlış olmadığına, yalnızca yanlış anlaşıldığına inanarak büyür. Bu inanç tekrar tekrar güç bulur. Beck'in eski sevgilisini öldürdüğünde, Love'ın tehditlerini ortadan kaldırdığında, cinayetleri yırtıcı olmaktan ziyade koruyucu olarak çerçevelediğinde, her zaman tek bir iç temaya geri döner: “Keşke benim bildiklerimi bilseydin.” Bu, şiddet suçlularında sıklıkla görülen, çarpıtılmış bir benlik kavramıdır. Joe tüm suçu dışsallaştırırken, haklılığı içselleştirir. Aynı zamanda kötü huylu özsaygı ile de örtüşmektedir: doğru kişi tarafından yapıldığında kötü davranışın ahlaki olduğu fikrine duyulan inanç. Narsisizmden kaynaklanır ve kendi hikayesinde yanlış anlaşılmış kahraman olduğu inancını savunur. Joe'nun korkunç eylemleri tüyler ürpertici bir sakinlikle rasyonalize etmesini sağlayan da bu sanrıdır. Beck kafese kapatılıp Joe'yu suçlarıyla yüzleştirdiğinde, Joe patlamaz ya da inkar etmez. Ona son bir hikaye sunar, gerçekliğini yeniden yazmaya çalışır, böylece kendi gerçekliği ona hala daha mantıklı gelecektir. Gizli narsisizmin olayı budur: çarpıtma yoluyla kurtuluş arar. Canavar, bir gazi ya da şehit gibi görünene kadar gerçeği eğip büker. Ve Joe, özünde, kendisine karşı korku duyulmasını istemiyor. Affedilmek istiyor. 6. Ahlaki Kopuş ve Rasyonelleştirilmiş Şiddet Joe öldürür fakat eylemi asla sebepsiz yere değildir. Her şiddet eylemi gerekli, koruyucu ya da kaçınılmaz olarak çerçevelenir. Empatiyi bir neşter gibi kullanır, kurbanlarının en kötü özelliklerini belirler ve onları kötü adamlara dönüştürür. Bunu ilk olarak cinayetlerini çerçeveleyiş biçiminde görüyoruz. Benji toksik. Peach müdahaleci, manipülatif ve takıntılı. Beck gerçeğe karşı kördür. Bu karakterizasyonların her biri bir rol üstlenir: Joe'nun kararlarını ahlaki açıdan kendisi için kabul edilebilir kılarlar. Karşısında bir dizi cinayetten ziyade, sevgiyi kirlenmekten korumak adına yapılması gerekeni yapan bir adam görür. Çoğu insanın düşündüğünün aksine, bu bir empati eksikliği değil, silahlaştırılmış empatidir. Kurbanlarını inceler, yaralarını anlar, kusurlarını onlara karşı iç davalar oluşturmak adına kullanır. Öldürdüğünde genellikle kederle, hatta bazen şefkatle öldürür fakat asla şüphe duymaz. Çünkü kendini, sevginin bir duygu değil, bir gerekçe olduğuna inanmak üzere eğitmiştir. Mantığı, yıllarca parçalanmış ahlaki sistemler içinde yaşayarak güçlenmiştir. Ahlaki çarpıtma da işte bu şekilde psikolojik hayatta kalma malzemesine dönüşür. Joe iyi olduğuna inanmak zorundadır çünkü başka bir alternatif, hayatı yaşanmaz kılar. Bu yüzden bu inançla çeliştiğinde, eylemlerini değiştirmez. Hikayeyi değiştirir. Ne kadar çok öldürürse, kendisinin erdemli olduğu mitini korumaya o kadar çok ihtiyaç duyar. Buradaki trajedi de budur: ahlakı tükenmez, aksine daha sofistike bir hale gelir. 7. Ayrışma (Dissociation), Halüsinasyon ve Kimlik Parçalanması Joe “Jonathan Moore” olduğunda, rol yapmaz. Ayrışır. Rhys Montrose, ona musallat olmaya başlayan hayali katil, sinematik anlamda bir halüsinasyon değildir. Psişik bir bölünmedir, Joe'nun bastırılmış şiddeti artık ete kemiğe bürünmüştür. Klinik terimlerle ifade edecek olursak, Joe artık sadece zararı rasyonalize etmez, ondan ayrılır. Travma nedeniyle zaten parçalanmış olan zihni, hikayeye uymayan kısımları dışsallaştırmaya başlar. Şiddetini, hırsını ve suçluluk duygusunu bastırmak adına yeni bir kişilik icat eder. Fakat bu bir başa çıkma mekanizmasından daha fazlası, bir kimlik krizidir. İç çatışma psişik kapasiteyi aştığında olacak olan budur. Bilinçli benlik yaptığı şeyleri bütünleştiremediğinde, gerçekliği bölümlere ayırmaya başlar. Joe'nun durumunda bu bölümlere ayırma durumu aşırı derecededir. Üçüncü sezondaki olaylardan sonra sahte bir ölüm numarası yapar, adını değiştirir, yeni bir ülkeye taşınır ve kendini tamamen yeni bir sosyal tabakaya dahil eder. İlk bakışta bu bir strateji gibi görünüyor. Fakat psikolojik olarak bu bir "füg" ya da "fugue" halidir: geçmişinin birikmiş ahlaki ağırlığından dissosiyatif bir geri çekilme. (Füg ya da fugue: Kişiyi evinden ve çevresinden ayrılarak gayesiz gezip dolaşma gibi davranışlara iten, bir ölçüde karakter değişimi ile belirgin geçici durum (kişi, bu tablo'dan sıyrıldığı zaman olanları hatırlamaz).) Rhys Montrose, bu çerçevede, ayrışmış kimliğinin bir tezahürü, ruhunun dayanılmaz gerçeğini taşımak üzere geliştirdiği bir yapıdır. Bu durum, Joe'nun durumu resmi olarak DID olmasa da, "Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu" sunumlarında bulunan semptomlarla uyumludur. Travma araştırmacılarının "ego parçalanması" olarak adlandırdıkları duruma daha yakındır: benliğin özerk olarak işleyen ayrı duygusal ve davranışsal bileşenlere bölünmesi. Joe, Rhys'e itirafta bulunur, onunla tartışır, onun aracılığıyla öldürür ve en önemlisi, Rhys onları ortaya çıkarana kadar cinayetleri hatırlayamaz. Bu, dissosiyasyonun temel bir özelliği olan önemli bir hafıza kaybına işaret etmektedir. Joe bu eylemleri yapmamış gibi davranmaz; bunları gerçekten de bilinçli kimliğiyle bağdaştıramaz. Bu kimlik (iyi adam, aşık, yanlış anlaşılmış yazar) psikolojik olarak o kadar temeldir ki, sistemi, onunla çelişen her türlü kanıtı reddeder. Yine de illüzyonun zayıfladığı anlar vardır. Rhys'in maskesi düştüğünde, Joe çatırdamaya da başlar. Düzenli ikilik çöker. Ve onun yerine çok daha tehlikeli bir şey ortaya çıkar: kabulleniş. Yalanlarla daha fazla savaşmak zorunda kalmamak adına Rhys'in ölmesine izin verir. Karanlığı yeniden içine çeker, artık başka biriymiş gibi davranmasına gerek kalmaz. Bu, inkârın ölümü ve daha soğuk bir şeyin doğuşudur. Son bir dönüşümdür. Joe, ölmek için değil, anlatıdan geriye kalanları öldürmek için köprüden atlar. Sudan pişmanlık duyan bir adam olarak değil, kırılmayla barışmış bir adam olarak yükselir. Artık "iyi" bir Joe ve "karanlık" bir Rhys yoktur. Yalnızca maskesi düşmüş bir Joe vardır. Kimlik parçalanması durumu son aşamada işte böyle görünür. İnsanlık pahasına tutarlılık. — Ayna Etkisi Joe Goldberg'ün bir uzaylı olduğuna inanmak iç rahatlatıcı olurdu. Dünyamızın ahlaki sınırlarının o kadar ötesinde, o kadar patolojik, tanınabilir insanlığa o kadar temelden yabancılaşmış ki, tanım gereği onun temsil ettiği her şeye karşı dirençliyiz. Joe'nun aklı, zalimliği ve dürtüleri bizimkinden tamamen ayrı bir yozlaşma türüne ait. Ancak YOU'nun başarısı, tüm bunların aksini işaret ediyor. İzleyiciler Joe'yu yalnızca gözlemlemekle kalmıyor, onunla özdeşleşiyorlar. Onun eylemleriyle değil, bu eylemleri mümkün kılan kesin, içsel kurumlarla. Joe Goldberg doğru olduğu için karizmatik değildir. Karizmatiktir çünkü tanıdıktır. (Bu kısım aslında açıklamalı ve çok daha uzun fakat çevirecek vaktim olmadığı için maddeler halinde özetledim. Merak eden varsa açıklamalarıyla birlikte aşağıya bıraktığım bağlantıdan okuyabilir.) — Joe, ekranda bir karakter olmadan önce zihnimizde bir sese dönüşür. Davranışlarını soğukkanlı bir açıklıkla anlatır, sanki kendi yaptıklarını değil bizimkileri tercüme eder gibidir. İnsanları edebiyat gibi okur, acıyı o kadar entelektüelleştirir ki artık can yakmaz. Büyüleyicidir çünkü tanıdıktır. — Joe’nun monoloğu, erken yaşta fazla zeki ve duygusal olarak yalnız kalmışların iç sesidir. Dünya ile doğrudan temas etmez, her şey ona camın ardından ulaşır. Özellikle çeşitli strateji ve hayatta kalma içgüdüleriyle büyüyenler için bu iç ses tanıdıktır. — Joe, gerçek kişileri değil, kafasındaki simgeleri sever. Birini gerçekten değil, kafasındaki “kurtarıcı miti”ni tamamladığı için sever. Bu aşk değildir. Başkalarının eksik bıraktığını tamamlama isteğidir. — Joe seçilmek, sevilmek ister fakat gerçekten tanınmak istemez. Gerçek yakınlık, gözlemi; gözlem ise kusurları getirir. Bu yüzden açıklık yerine strateji, şefkat yerine başka yapılar kurar. Yakınlaşır ama asla açıkta kalmaz. — Joe dikkatlidir. Unutmaz. Dinler. Bakar. Görür. Bu, çağımızda nadir bulunan bir şey olduğu için aşk gibi görünür. Fakat aşk değildir. Takıntıdır. Joe Goldberg’ün korkutucu yanı ise yaptıkları değil, kendi "sevgi"sini cazip kılma biçimidir. — Terk edilme. Reddedilme. Duygusal yoksunluk. Bizler katil olmayabiliriz ama çoğumuz aynı yapıyı taşırız. Sevilmek isteriz, bırakılmaktan korkarız, iç dünyamız yıkılmasın diye hikâyeler uydururuz. Joe kafesler kurar çünkü kimse ona yuva kurmamıştır. Takıntılıdır çünkü kimse onu önemsememiştir. Öldürür çünkü kimse ona kalmayı öğretmemiştir. — Niyahetinde: kimse olmaktan duyulan o derin korku. Tüm bu sözlerin, yapay kişiliğin ardında kalan şey evrensel bir dehşettir: Hiç kimse olma korkusu. Sevgi ya da belirli yapılar olmadan dağılacağımızdan korkarız. Bu yüzden "zırh"lar kuşanır ve buna özgüven, zeka, zarafet deriz. Zırhlarımızı o kadar uzun süre taşırız ki, artık onlara kimlik deriz. Ve belki de benim de kendi hakkımda söyleyebileceğim en dürüst şey budur. Bazen zırhın nerede bittiğini ve "ben"im nerede başladığımı bilemiyorum. Okuduğunuz için teşekkür ederim. Not: Bu makale aslında Substack platformu üzerinden yayınladığım “Bir Kötü Adamın Anatomisi” (The Anatomy of a Villain) serimin yeni bölümü fakat istek üzerine çevirisini inceleme olarak paylaşıyorum. Orijinalini okuyup beğenerek destek olmak isteyen varsa bu bağlantıdan ulaşabilir: open.substack.com/pub/chaeilay/p/... You by Caroline Kepnes
Edebiyat
YouCaroline Kepnes · Atria/Emily Bestler Books · 2018387 okunma
··
2.158 Gösterim
3 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
kriminoloji uzerine calismalar yapan bi psikiyatrist olmak istiyorum, yani bu degerlendirme benim icin cidden cok degerliydi. psikolojiye bayiliyorum, bir gun hayatimi adamak istedigim alan bu. joe gibi insanlarla iste mi hayatta mi karsilasacagimiz bilinmez ama boyle insanlar varlar ve var olacaklar. incelemeni cok sevdim, yazilarini takip edecegimden emin olabilirsin!! 🫶🏻🫶🏻
Dilay
Gönderi Sahibi
@Guns_Roses Çok teşekkür ederim!! Tek amacım bildiklerimi ve öğrendiklerimi herkese aktarabilmek 🙌🏼
Dilay
Gönderi Sahibi
@bengisuegiz michelle erva Buyurunuz!!
bayıldım gerçekten!! ellerine sağlık<3
Dilay
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim!!! 🫶🏼