Sarsıntı, dünyayı çıplak gözle görebilen zihinlerin kaçınılmaz yalnızlığı ve karışmışlığına yazılmış varoluşsal bir ağıt gibi…
evet, bir cehennem mi yoksa lütuf mu olduğunu anlayamadığım bir bilinçlilik hâli var sarsıntı’da. söz misali prens saurau karşılaştığı her şeyin ardını, çürümüşlüğünü o kadar açık ve çıplak şekilde görüyor ki yalnız olmaktan başka çaresi kalmıyor sanki. her şeyi çokça gözlemleyebilmesine, anlayabilmesine, yorumlayabilmesine tanık olduğumuz tiradı benim için muazzam bir kısımdı (bazı kısımlarda tekrarlar, ritmik kelimeler rahatsız etse de diğer kısımların bunu telafi ettiğini düşünüyorum). dünyayı ve insanları bu kadar iyi anlamak ya da anlamaya çalışmak sadece insanlardan değil bazı zamanlar kendinden de bir kopuşu haber veriyor. yüzeysel ilişkilerde fark ettiğimiz ikiyüzlülükler, çelişkiler, parçalanmışlıklar bir yerden sonra kendimizi de sorgulamamıza sebep oluyor. bunca çürümüşlük içinde acaba ben kimim ve ne kadar dürüstüm?
kitabın ismi o kadar iyi anlatıyor ki okuduğumuz metni. psikolojik bir sarsıntı, evet. çevreye karşı duyulan o aidiyetsizlik, düşünüşler, delilikler… kendisiyle, geçmişiyle, ailesiyle, içinde yaşadığı toplumla bir türlü barışamamış ve belki de barışması gerekmeyen karakterler çıkıyor karşımıza. prens, soy veya miras gibi kavramları bir yük olarak görüyor. oğlu ve mirası üzerinden toplumdan ve dünyadan daha da uzaklaşıyor. kendisine, geçmişine ve nihayetinde tanrı’ya ise zaten yabancıdır.
kendini anlaşılır kılma çabasıyla yoğrulmuş bir hayat bazılarımızınki. bu anlaşılır kılma çabası o kadar artar ki bir kimlik hâline gelir. fakat bu çaba hiçbir zaman tam anlamıyla bize anlaşılma’yı vaat etmez. bu yüzden bernhard kitapta kendisini yiyip bitiren bir şey olarak tanımlar bu çabayı. anlaşılmamak insanı deliliğe yaklaştırır onun karakterlerinde. yani, yaşanılan psikolojik sarsıntılardan biri de anlaşılma arzusudur aslında.
Thomas Bernhard okurken, varoluşsal ve düşünsel bir yalnızlığın er ya da geç insanın başına geleceğini sezinleriz. yaşam, ne yaparsan yap, sonunda yalnız kaldığın bir yerdir. tüm anlamlar çözülüp dağıldığında, ilişkilerin geçiciliğiyle yüzleştiğinde, insan yalnızca kendisiyle baş başa kalır. bu yalnızlık bazen bir bunaltı ve çöküş getirir; bazen ise sessiz bir içsel rahatlama.
bazı kısımlarda tekrarlardan azıcık sıkılsam da muazzam keyif aldığım bir metindi sarsıntı. bernhard okumaya devam edeceğim <3
ilişkiler yıkılır, anlamlar kaybolur, geriye yalnızca sarsıntı kalır.
bernhard’a sevgiler..