Kitabı bitirdigimde aklımda en baskın olan düşünce “ yaşantı her şeydir” oldu aslında.
Yazar kitabı yazma amacından şöyle bahsetmiş;ortalama insanın davranışlarının gerisindeki altında yatan sebepleri okuyucuya tanıtmak.
Şöyle de diyebiliriz; yazar, insan davranışlarına olan bakış acısını 30 yıllık klinik tecrübelerinden yaptığı çıkarımlarla okura herkesin anlayabileceği şekilde aktarıyor aslında kitapta .
Kitap 13 bölümden oluşmaktadır. Son üç bölüme kadar insanın kendini gerçekleştirmesini hangi nedenlerle ve nasıl kapatmakta olduğu anlatılmaktadır.
İnsan bazen kendini bir girdapta bulur ve çıkış yolu bulamaz bu yüzden özgürleşemez ve nedenini bulamadıkça neleri aşması gerektiğini bulamaz.
Bireyin davranış değişikliğine hazır olması da gereklidir, bunun için de farkındalık şart tabii.
Böylece bu kitap öncelikle insanın kendisindeki ve çevresindeki bilinmeyenlerin sayısını azaltmayı amaçlayarak bu sayede bireyin kendini ve çevresini anlamlandıramama tehlikesinin yarattığı kargaşayı önlemeyi sağlamaktadır.
Fakat yazarın kitapta belirttiğine göre bir insanın kendi kısır döngülerinin tümünü görebilmesi ve gerçekleşmesi olanaksız bir durumdur. Son iki bölüme kadar kitapta yazar insanın, kendini gerçekleştirmesini hangi nedenlerle ve nasıl kapatmakta olduğunu açıklıyor.
Son bölümde ise insanın kendisini gerçekleştirebileceği modellerin ortak bazı özellikleri tartışılmış .
Kendimizi yaşayabildiğimiz ve beraberliklerimize bir şeyler katabildiğimiz her yerde sevgi vardır ama bu içinde bulunduğumuz kısır döngülerden özgürleşerek her yaşantının yeni bir etkileşim olduğunu fark etmemizle gerçekleşir yani sürekli yaşantı üretebilmeyi içerir bu da ileriye doğru hareket eden bir süreçtir. Kendini yaşamakla eşanlamlıdır .
“İnsanlar sürekli seçim yaparlar. İnsan nasıl isterse öyle olur ama seçimlerinin sonuçlarını da kabullenmesi koşuluyla.”
Yazar şöyle bir noktaya varmıştır; insan doğasını anlamak psikiyatri sınırları içerisinde yetersizdir, bireyi içinde bulunduğu an ve kişisel geçmişi ile birlikte incelemek ya da toplumsal olguları içinde yaşanılan zamanla anlamaya çalışmak bazı boşluklar oluşturuyor.
İnsanlarda birbirinin karşıtı iki ayrı eğilimin doğuştan geldiğine inanıyor yazar. Birisi yapıcı olan eğilim yani dostluğu sevgi yardımlaşmayı içeren bir eğilim, diğeri ise yıkıcı eğilim dediğimiz bencilliğe ya da bozup yıkmaya yatkın olan eğilim. Bu eğilimlerin hangisinin egemen olacağını ise insanın yaşantıları belirliyor.
Destek ve dayanışma ortamında yetişen bir insanda olumlu ve yapıcı duygular kendini gerçekleştirme yollarını engelleyen bir ortamda büyüyen insanda ise bencilliği yıkıcı eğilimler etkinlik kazanıyor .
Yani sevginin var olduğu bir ortamda yetişen bir kişi de bencil ve bozucu eğilimler zaten olmayacaktır.
Son olarak da bu iki eğilimden yapıcı ve olumlu olan eğilimin dünya genelinde de her zaman diğerine göre daha baskındır.
Kitaptaki her başlığa değinecek olsak o kadar çok söylenecek söz var ki, bu çok güç…
Şu zamana kadar birçok psikolojik kitap okumama rağmen diğerlerinden çok farklıydı diyebilirim. Her bir sayfası o kadar derin ve anlamlı tespitler barındırıyordu ki sadece psikoloji ile ilgilenenlerin değil farkındalık kazanmak adına herkesin okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Bitirdiğimde bunca şeyin farkında olan bir insan hayatını nasıl sürdürmüş olabilir diye yazara dair de düşüncelere daldım diyebilirim. Yazar bireyi toplumsallık çerçevesinde de değerlendiriyor aslında.
Demem o ki; İnsana bazen şu düşence gelmiyor değil” “Cahillik, mutluluktur.”:) çok bilmek de bazen iyi değildir belki de İnsan OlmakAlexandre DumasEngin Geçtan …
İyi okumalar.
İnsan OlmakEngin Geçtan · Metis Yayınları · 202533,4bin okunma