Bazen bir kitap okursunuz ve dünya artık eskisi gibi kalmaz.
İşte Gabriel Garcia Marquez’in ‘Yüzyıllık Yalnızlık’ı tam da böyle bir kitap.
Bir kasaba düşünün: Macondo.
Sıfırdan kurulan, sonra yavaş yavaş kendi içine çöken, hayalle gerçeğin birbirine karıştığı bir yer.
Ve bir aile: Buendía’lar… Her kuşakta yalnızlıkla, aşkla, kaderle boğuşan insanlar.
Marquez bu kitabı yazmadan önce yıllarca kafasında kurmuş.
Bir gün ailesinin anlattığı hikâyeleri hatırlamış ve demiş ki:
‘Ben bu kitabı yazmalıyım.’
Arabasını satıp kendini odaya kapatmış ve beş yüz sayfa sonra dünya edebiyat tarihine geçen Yüz yıllık yalnızlık ortaya çıkmış.
Yüz yıllık yalnızlıkta
Gerçek olaylar, büyülü detaylarla anlatılıyor.
Bir kadın göğe yükseliyor. Bir adam yıllarca yağmurun altında dolaşıyor.
Ama her şey sanki hayatın içindeymiş gibi doğal anlatılıyor.
Ve son cümleyi okuduğunuzda…
Bir ailenin, bir halkın, belki de insanlığın kaderine tanık olmuş gibi hissediyorsunuz.
‘Hayat, insanın yaşadıkları değil, anlattıklarıdır,’ diyor Marquez.
İyi ki anlatmış.”