En son gecen yıl Yüzyıllık Yalnızlık okuduktan sonra tekrar Marquez'in dilini tatmak aşırı keyifli oldu. Şunu da söylemeliyim kitabın puanı 6.7 olunca ortalama bir şey bekliyordum ama ben hikayeleri aşırı beğendim. Sadece hikaye isimleri bile o kadar güzel ki bu sihirli dünyayı yarattığı için Gabriel' e sonrasında ona nobeli layık gören zevk sahibi komite üyelerine sevgiler saygılar :D
İlk hikaye 'Kocaman Kanatlı İhtiyar Adam' tam bir giriş öyküsü idi bence. Ben bu hikayeyi de çok çarpıcı buldum. Netflix mini dizi yapsa herkes soluksuz izlerdi diye düşünüyorum. Melek karakterine çok üzüldüm okurken ve şeyi düşündüm en son , kendinden her şeyi kaybettiğinde özgür oldu. Güzelliğini, çarpıcılığını, tüylerini, renklerini... Bazen özgür olmak için yıpranmak ve kendimizden bir şeyler feda etmemiz gerekiyor. Bu fikri bu şekilde anlatmış olmasından hem etkilendim hem duygulandım.
İkinci hikaye ise koku duyunuza hitap eden bir hikaye idi. 'Yitirilmiş Zamanların Denizi' hikayesi neye inanmamız ya da neye inanmamız ile mi alakaydı? Bilemiyorum ama okurken tarif ettiği kokuları benim de hissetmiş olmam sanırım beni de inananlardan biri yapıyordu.
'Dünyanın Boğulmuş En Güzel Adamı' üçüncü hikayemiz idi. Hani 5-6 sayfada ölüm- yaşam sorgulamaları, bir yere ait olamama vb konularını bu kadar güzel ve büyüleyici işlemesi işte Gabriel Garcia Marquez ' in kalemi arkadaşlar <3
'Aşkın Ötesindeki Sürekli Ölüm' hikayesi bana Yüzyıllık Yalnızlık kitabındaki bazı sahneleri hatırlattı ki zaten kitabın arkasında hikayelerin Yüzyıllık Yalnızlık kitabının bazı bölümlerinden esinlenerek ortaya çıktığı yazıyordu.
'Hayalet Geminin Son Yolculuğu' hikayesi sanırım aklımda en az kalan hikayelerden olay akışı nasıldı hatırlamakta zorlanıyorum sadece gemiye ne olduğunu hatırlıyorum o yüzden benim için bu hikaye kitapta en az sevdiğim hikaye oldu.
Şimdi anlatacağım altıncı hikaye benim kitapta en sevdiğim hikaye oldu. Farklı bir intikam örgüsü olması beni cezbetti. Aynı zamanda hikayenin akıcılığı ve bazı noktalarda diğer hikayelerden bağlamlar içermesi gözümde hikayenin yerini üst seviyeye çıkardı. Hikayemizin adı 'Mucizeler Satıcısı İyi Kalpli Şarlatan' idi. Yani adı bile o kadar güzel ki iyi ve büyüleyici bir hikaye okuyacağınızı gerçekten anlıyorsunuz.
Son hikaye ise kitaba adını veren ' İyi Kalpli Erendira'. Şunu söylemek istiyorum ki hikayedeki yaşlı büyükanne nefret ettiğim kitap karakterlerinde ikinci sıraya yükselmiş durumda birinci sırada ise Şato kitabındaki hancının karısı var. Hikayede Ulies' in portakal kokması ve dökülen kanın yeşil olması gibi detaylar bana Yüzyıllık Yalnızlık kitabındaki büyülü gerçekçilik kısımlarını hatırlattı. Yüzyıllık Yalnızlık hikayesini sevdiyseniz bunu da beğenirsiniz diye düşünüyorum. Sevgiyle kalın <3