Gönderi

Yol
8/10
·423 syf.··
2025 30. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2025 21:15
Orhan Pamuk'un daha önce iki kitabını okudum: Masumiyet Müzesi ve Benim Adım Kırmızı. Masumiyet Müzesini beğenmedim, Benim Adım Kırmızı ise kesinlikle bana göre çok iyiydi. Bunun en temel nedeni sadece birden fazla edebi teknik ile yazmış olması, hepsinden başarı ile çıkması değildi. Aynı zamanda da kitabın sonunda bulunan yüzlerce kitabın özümsenmiş halinden kaynaklanıyor da olabilir. Kara Kitap isimli bu kitabını okuyunca şunu net bir şekilde anladım ki; Orhan Pamuk, kesinlikle farklı olmayı, tehlikeli olsa da yeni bir şeyler denemeyi, birden fazla edebi teknik kullanmayı, hatta yeni edebi teknikler keşfetmeyi seviyor. Bu üstesinden gelip gelmemesi ile bence doğru orantılı değil. Bu işe girişmekten zevk alıyor. Çünkü hangi kitabını okursanız okuyun, iki kitabının edebi dili, anlatım tarzı, betimlemeleri, yorumları, artık ne derseniz deyin birbirine benzemiyor. Bunu Orhan Pamuk yazmıştır kesin diye kitabın kapağına bakmadan kolaylıkla diyemezsiniz. Pamuk’un eserlerinde Doğu ile Batı’nın çatışması, kimlik arayışı, hafıza, aşk, tarih ve yazı gibi temalar öne çıkar. Bunu artık bize öğretti. Kara Kitap ise bu temaların en yoğun ve çok katmanlı işlendiği eserlerinden birisi. Kitabı öncelikle belirtmekte fayda var ki; okumak hiç mi hiç kolay değil. Kafanızın az dolu olduğu, ya da daha sakin bir döneminizde okumanızı öneririm. Diğer mevzu da şu; çok fazla okurlar tarafından yarıda bırakabilecek bir kitap olarak düşünüyorum. O nedenle daha tecrübeli roman okurlarının okumasını öneririm. Roman, Galip adında bir avukatın, karısı Rüya’nın ve kuzeni Celal’in İstanbul’da kaybolmasıyla başlayan bir arayış öyküsünü anlatır. Ancak bu basit polisiye kurgu, romanın yalnızca yüzey yapısını oluşturur. Gerçekte Kara Kitap, kimlik, aidiyet, yazı ve anlam üzerine yazılmış felsefi ve postmodern bir anlatıdır. Roman boyunca Galip’in içsel yolculuğu, dışsal bir arayışın arkasına gizlenmiştir. Her bölüm, ya Galip’in hikayesini anlatır ya da Celal’in geçmişte yayımlanmış bir köşe yazısını içerir. Roman, okuyucusunu sürekli bir belirsizlik içinde bırakır. Kitap da zaten bu belirsizlikler ve cevaplanmayan bazı sorularla son bulur. Kitabı okurken aklınıza bilinç akışı tekniğinin ülkemizdeki en iyi temsilcileri Oğuz Atay ve Yusuf Atılgan gelebilir. Orhan Pamuk'un da zaten bu yazarları sevdiğini biliyoruz. Bu kitapta Pamuk, metinlerarasılığı çok yoğun biçimde kullanılmıştır. Birçok önemli geçmiş kalemlere gönderme yapmıştır. Celal'in yazdıklarını okurken Orhan Pamuk'un bir kitabı yazmak için ne kadar ön araştırma yaptığını da görürsünüz. Yukarıda da belirttiğim gibi Benim Adım Kırmızı kitabı yaklaşık 200 eserin okunarak ve nakkaşlıkla, minyatürle ilgili araştırmalar yaparak oluşturduğu bir eserdi. Bu kitapta da ansiklopediler belli ki yutulmuş. Galip’in Celal’e dönüşmesi, Freud’un ego ile superego arasındaki çatışmasının bir yansıması olarak okunabilir. Rüya ise hem kadın arketipi hem de Jung’un bahsettiği anima (eril bireyin içindeki dişi arketip) olarak yorumlanabilir. Türkiye’nin siyasi çalkantılarla dolu bir dönemi olan 1980’lerin sonu kitabın anlatıldığı dönemdir. Kara Kitap’ta açık bir politik söylem yoktur, ancak Celal’in köşe yazılarında sıkça hissedilen sansür, takip edilme korkusu, gazeteciliğin tehlikeli bir iş haline gelmesi, dönemin politik baskı ortamına ince göndermeler taşımaktadır. Kitabın en temel noktalarından birisi de Galip'in yavaş yavaş Celal'e dönüşmesi konusu idi. Bu geçiş kusursuz bir şekilde çizilmiş. Psikolojik olarak derinlik kitaba bana kalırsa iyi yedirilmiş. Ayrıca burada yazı ile değişim sağlandığından dolayı yazı ve dilin insanı sürüklediği o yolda ki etkileyiciliğini görmek açısından kıymetli bir eserdi. Kitapla ilgili incelemede İstanbul'dan da bence bahsetmek lazım. Orhan Pamuk'un İstanbul aşığı olduğu bilmeyen kalmadı sanırım. Ama iyi bir İstanbul anlatıcısı olduğunu da belirtmek lazım. İstanbul'u anlatırken içinden adeta Ahmet Hamdi çıkıyor. Kitabın en zor kısmı bence anlatan sesin değişmesiydi. En büyük muğlaklığı kitapta bu sağladı. Galip'in anlatıları ile Celal'in yazdıkları belli bir bölümden sonra birbirine girdi. Bu muğlaklık bizi sorgulamaya itti, yani bilerek oluşturulduğunu düşünüyorum. Bizi hazır olda tutmak için yapılan bir yazım tekniği, kim anlatıyor acaba güvensizliği sizi okurken hem zorlayacak, hem de kendi yorumlarınız oluşacak. Bu da çok sesli bir yorum sağlayacak. Kitabın olumsuz yanları şunlardı; tekrarlar, kurgudaki yavaşlık, çok seslilik, alışılmadık edebi tarz, Rüya'nın karakterinin basit çizimi, karmaşıklık, bilinç akışı. Rüya bence kitapta "özlem" duygusunu, Galip "arayış" kavramını, Celal ise "bilgelik" kavramını temsil ediyordu. Kitap genel olarak labirent gibiydi, belki ben de bu labirentte kayboldum, bilemiyorum. Doğunun yazısı ile batının modernliği birbiri ile neticede kavuştu. Bunu görebildik. Amaç kitap bitince anlayacaksınız ki bulmak değil, aramak da değil, sadece yoldur. Yol da bizim en neticede içimizde var olana çıkarak aydınlanmadır. “İnsan, başkasını taklit ederek kendini bulur.” Kitaba puanım 8.
Edebiyat
Kara KitapOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202511,6bin okunma
··
1 +1'leme
·
5bin Gösterim
3 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
"İncelemeniz gerçekten çok güzel olmuş, elinize sağlık👏😊 Ancak keşke Freud ve Jung kısmı biraz eksik kalsaydı diye düşündüm 🙈✨ Rüya’yı anima olarak görmek ve Galip’i ego/süperego çatışmasıyla açıklamak biraz fazla ağır geldi bana:) Çünkü anima, erkeğin iç dünyasında dönüşüm başlatan güçlü bir sembol olurken, burada Rüya daha sakin ve pasif kalıyor gibi 🌸. Freud’un ego-süperego çatışması ise daha çok içsel ahlaki dengelerle ilgili, buradaki kimlik ve anlatı meselelerine tam oturmadı bence 🤔. Yine de emeğiniz için teşekkürler, çok keyifle okudum! 📚💫"
Emre Bulut
Gönderi Sahibi
Psikolojik açıdan da yorumlamak istedim. Teşekkür ederim 😎
Öncelikle güzel bi inceleme olmuş ama kendim de dört Orhan pamuk kitabı okuyan biri olarak bi kitabının kapağına bakmadan “hah tam bir Orhan Pamuk kitabı” diye hemen söylenebileceğini düşünmüşümdür her zaman. Anlatımıyla mı, biçimiyle mi bilmiyorum bunu hemen söylettiriyor okuyucuya. Diğer konularda kesinlikle katılıyorum özellikle Pamuk kitapları gerçekten sakin bi kafayla okunması gereken kitaplardan çünkü yer yer çok ağır akıp sayfa çevirtirmiyor ve bu da bazen kitabı bitiremeyeceği düşüncesine itiyor insanı. Kafamda Bi Tuhaflık kitabında da İstanbul’dan bolca bahsedilmişti. Bu kitabında da baya yer verilmiş anladığım kadarıyla, Orhan Pamuk İstanbul’u gerçekten de seviyor galiba.
Emre Bulut
Gönderi Sahibi
Bana mı böyle denk geldi, bilemiyorum ama 3 kitabı da farklı bir dil, edebi tarzdaydı.