Düşen Yaralanır
9/10
·200 syf.··
2025 26. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2025 05:46
1992 doğumlu genç yazar Dilara Ayşe Akdeniz’in ilk deneme kitabı “Kusursuz Düşüş”ü mayıs ayı kitaplarımdan biri yaparken neyle karşılaşacağımı az çok biliyordum. Yazarın denemelerinden bazılarını ve son dönem şiirlerini Muhit’te zaten takip ediyordum. Son dönemlerde Muhit dergisinde Zeynep Merdan’la birlikte öne çıkan iki deneme yazarından biri olan Akdeniz’in “Kusursuz Düşüş”ünü büyük bir keyifle okudum, arkamda sayfalar dolusu altı çizili satır bıraktım, izlenecek birçok film, dikkatle bakılacak pek çok resim ve özenle kurulmuş cümleleri not ettim. Düşmenin Biçimleri: Kavramlar, Cümleler, Derinlik Kitabın adını Zeynep Merdan’dan ilhamla koyduğunu yazan yazar, “kusursuz düşüş”le aslında Cennet’ten dünyaya sürgün edilmemize bir gönderme yapıyor. “Yeryüzünün en kadim, en ortak hikâyesi” olarak tanımladığı bu “düşüş”ün tüm mitolojik anlatılarda bir cennetten düşüş tasviri olarak karşımıza çıktığını söylüyor. Bu anlamda bizler yasak bir elmanın hatırına elma ağaçlarının altında saban sürerken buluyoruz kendimizi. Anlamak zor değil: Düşen, yaralanır. Akdeniz, “Kusursuz Düşüş”te bu yara berelerimizi toparlıyor. Okuyucuyla birlikte düşünüyor. Onu da anlatısının bir parçası olarak kitabına ekliyor. Kitabını iki parçaya ayırmış yazar: “Düşmenin Bütün Biçimleri” adlı ilk bölümde daha ziyade kavramlar ön plana çıkıyor. Düşüş, kırılganlık, ölüm, melankoli, edebiyat, mutluluk, bilgi, unutma, kadın, dil ve manipülasyon, aşk, merhamet ve zaman kavramları etrafında okuruyla tatlı tatlı söyleşiyor. Dile hâkim cümleleri, savruk ve dağınık bir planı reddediyor. Nereden başlayacağını, neyle bağlayacağını ve nasıl sonlandıracağını iyi biliyor. Tüm bu kavramları Cennet’ten anne karnına, oradan dünyaya düşen insan ekseninde okuyor. Mesela “merhamet” bahsinde “Niçin merhamet göstermeliyiz?” sorusuna şu yanıtı veriyor: “Merhamet; acımanın, şefkat göstermenin, ötekine üzülmenin ötesinde sırf dünyaya sürülmüş olmaktan ötürü, bizden gayrı diğer tüm sürülmüşleri kaderdaş belleyip kendimize acır gibi onlara acımaktır biraz da.” Merhamet etmeliyiz çünkü ortak bir kaderi yaşıyoruz: Sürgün. Yıllar önce (2007) Ali Ayçil, dünya için “Kovulmuşların Evi” demişti. Akdeniz, kadın hassasiyetiyle meseleye daha ince yaklaşmayı başarıyor. Bir su gibi akıp giden kitapta yalnızca yazarın değil, onun tanıklık ettiği sanatçıların düşünceleri de bize eşlik ediyor. Yazar, alıntı yaptığı sanatçıların eserlerine de kitabın sonunda yer vermiş. Şule Gürbüz, Ali Ayçil, Stefan Zweig gibi ortak keyif aldığımız yazarları orada görmek beni mutlu etti. Özellikle Gürbüz’ün –bence henüz okur katında da yerini bulamamış olduğuna inandığım- “Öyle miymiş?” kitabından yapılan alıntılar tam isabet. Yaktığından Daha Büyük Ateşlerde Yananlar: Portreler Kitabın ikinci bölümü “Yaktığından Daha Büyük Ateşlerde Yananlar” adıyla bazı portreler içeriyor: Şair Hölderlin, Rimbaud, denemeci Montaigne, ressam Breughel, Van Gogh, yönetmen Agnes Varda, Trier, Angelopoulos gibi isimleri “düşerken en çok yaralananlar” vurgusuyla okura anlatıyor. Klasik portre yazılarının çok ötesinde bir yere konumlandırdığı bu yazılarını da sıra dışı olmanın cazibesiyle okudum. Genel toplamda bu yıl okuduğum deneme kitaplarını oldukça beğeniyorum. Yıla Zeynep Merdan’ın “İçine Açan İnsan”ıyla başlamıştım. Hemen ardından Nazan Bekiroğlu’nun “Mihrican Fırtınası” usta işi bir kitap olarak elimdeydi. Şimdi de “Kusursuz Düşüş”ün başarısından etkileniyorum. Farklı bakış açıları, söylenmemiş olanı klas bir biçimde dile getirme tarzıyla Türk edebiyatının böyle yazarlara ihtiyacı var. Not Düşülmüş Satırlar Yazarın dikkatimi çeken bazı cümlelerini aşağıya bırakıyorum: > *Silah en çok onu üzerinde taşıyana zarar verir. Silah sahibi tetikte yaşayarak zaten tetiğin ucundadır. (…) Dışarı ektiğimiz ne varsa kendi içimizde yeşerir. Aldatan o andan itibaren aldanır. Terk eden, terk edilme korkusuyla hep tedirgin kalır. (s.17)* > *Peki neden düşmana ihtiyaç duyar ve neredeyse yazgısal olarak böyle bir çatışmanın içinde buluruz kendimizi?” (…) İnsanın içinde doğumundan itibaren inkârı mümkün olmayan yıkıcı bir güç yer alır. Dışarıdan bir imgeye düşman anlamı yüklemek bizi içimizdeki gücün yıkıcılığından korur, yıkıcılığın dışarı tahliye edilmesi için bizden ayrı bir olumsuz anlam taşıyıcısına ihtiyaç duyarız. (s.20)* > *Bebeğin ana rahminden kopuşuyla dönüşü olmayan bir düşüş başlıyor. Bebek bu yüzden öyle yoğun bir ıstırap yaşıyor ki buna uterus sendromu deniyor. Yani dünyaya gelişimiz başlı başına bir sendrom, başlı başına bir travma, en başından yara alıyoruz. İsmet Özel’in “Dünyaya gelmek saldırıya uğramaktır” dediği yer de tam olarak vurası değil mi? (…) Var olmak dikey bir ilerleme, bir füzyon değil. Var olmak, var olmamış halimize geri dönme çabasından ibaret. Var olmak, var oluşu onarma mücadelesi. (s.27)* > *İnsan düştüğünü idrak ettiğinde yetişkin olur. Ne diyordu şair: “Çocuklar bile birden büyüyebilir.” (s.30)* > *Yas ve cenaze törenleri sağ kalmak suçunu hafifletir. Tedrici bir şekilde veda ederiz ölen kişiye. Matem sürecini parçalara ayırarak yasın yoğun ve yıkıcı gücünden kısmen korunuruz. (s.36)* > *Aşkın sarmaşık anlamına gelen aşeka kökünden türediği ve sarmaşık gibi sardığı nesnenin öz suyunu tükettiği söylenir. Bile isteye insanın kendi özünü soğuracak bir varlığa tutunması bir delilik, o varlıktan bu durumun farkında olmasına rağmen kopamaması ise kuşkusuz saplantı. (…) İnsanı mutedil kılan, vasatın güvenli çeperinde emniyetle yaşamasına vesile olan her ne varsa elinin tersiyle itmek, bunu göze almak. Bu yüzden delilik. (…) Postmodern çağın bir adanma, bekleyiş ve sıkıntı barındırmayan sadece uygun eşleşmeye dayanan aşk anlayışını bahsettiğimiz kutsal delilikten saymak imkânsız tabii. Modern insan kutsal bir şekilde deliremeyecek kadar seküler, bir sarmaşığın öz suyunu soğruracağını bile bile ona sarılmayacak kadar rasyonel, ancak kendine tutunacak kadar bireysel. (s.71)* > *Kadının sömürülüşüne ilişkin mücadele sonunda kadınlar muzaffer olmuş ve kendi kendini sömürme hakkı kazanmışlardır. (s.86)* > *Yarası yaramıza benzeyeni severiz. Elimizde olmadan. Yarası, yaramıza benzediği için ondan nefret ederiz sonra. Bize kendi iyileşmezliğimizi hatırlatır. (s.103)*
Edebiyat
Kusursuz DüşüşDilara Ayşe Akdeniz · Muhit Kitap · 202422 okunma
·
111 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.