Herkese musmutlu okumalar.
Spinoza'yı gözümde fazla abartmışım diyebilirim, okuduktan sonra da hala çılgın bir adam olduğunu düşünüyorum ama beklentimi düşürdü baya. İyi ki direkt kendisini okudum sonunda yoksa hala ortamlarda millete başkasından duyduğum Spinoza'yı anlatacaktım skjwnkwjnw
Kitabın amacı insanların süper hayatlar sürmeleri için takip etmeleri gereken ahlaki kuralları -Bu kitapta etikadan kasıt genelde dünyaya bakış açımız olarak tanımlanıyor- geometrik yönteme göre ispatlamak. Şimdi sırayla gidelim, nedir bu geometrik yöntem? Aslında en başta bu metod, geometrinin inşası için kullanıldığından geometrik metod deniyor yoksa fularsız ismi tümdengelim. Paragraflar tek konu olsun diye bunu aşağıda anlatacağım.
Geometrik metod, meşhur Yunan matematikçi öklidin elementler kitabında kullandığı ispat metodudur. Öklid bu kitapta, birkaç tanım ve aksiyom ortaya koyar ve bütün bir geometri bunun üzerinde inşa edilir. Örneğin, bir doğru açının 180 derece olduğunu kabul edersem ve iki paralel doğrunun sonsuzda kesiştiğini kabul edersem; üçgenin iç açıları toplamının da 180 derece olduğunu kabul etmek zorundayım. Çünkü, üçgenin herhangi bir noktasından, o noktanın geçmediği kenara çizilecek bir paralel doğru, Z kuralına göre bu iki açıyı ve üzerinden geçtiği açıyı da kapsayıp bir tam doğru elde ettirecektir. O halde eğer bu aksiyomları kabul ediyorsam, aslında öklidin kitabında yer alan bütün teoremleri kabul etmek zorundayım. Açıortay teoremi, kenarortay teoremi vs.
Yani kısaca Spinoza'nın geometrik yöntem dediği şey, aksiyom ve tanımlar kabul edilirse bütün Etika kitabının kabul edilmesi zorunludur çünkü kalanı dümdüz basit mantık kurallarıyla daha özel ve spesifik konuları ispatlamaktır. Tümdengelim (dedüksiyon) basitçe budur. Her önermenin temeli olabilecek ama kendisinin bir temeli olmayan aksiyom ve tanımlarımı kabul edersen, ki Spinoza kitapta aksiyomlarının kendince açık ve herkesçe kabul edildiğidiğini söyler, Kalan bütün çılgın önermelerimi kabul etmek zorunda kalırsın demiş oldu.
Tanımlar:
Tanım 1: Özü varlığı kuşatan, başka deyişle tabiatı ancak var olarak tasarlanabilecek olan şeye, kendi kendisinin nedeni (causam sui) diyorum.
Tanım 2: Sınırlı olan, yani kendisiyle aynı tabiatta başka bir şeyle sınırlanabilen bir şeye kendi cinsinde sonlu diyorum. Diyelim, cisim kendi cinsinde sınırlıdır , çünkü biz herhangi cismi tasarlasak, tasarladığımızdan daha büyük bir cismi tasarlayabiliriz ve bu daha büyük cisim birinci cisimle aynı tabiatta olduğu için, cismin kendi cinsinde sonlu olduğunu söylemek doğrudur . Nitekim bir düşünce başka bir düşünce ile sınırlandırılmıştır . Fakat cisim düşünce ile ve düşünce de cisimle sınırlandırılmamıştır.
Tanım 3: Kendi başına var olan ve kendisi ile tasarlanan, yani kendisini teşkil edecek başka hiçbir fikrin yardımı olmaksızın hakkında fikir edindiğimiz şeye cevher diyorum.
Tanım 4: Cevherde, onun özünü meydana getirmek üzere algıladığımız şeye sıfat (ya da yüklem) diyorum.
Tanım 5: Cevherin duygulanışına, başka deyişle kendi kendisine değil, başka bir şeyde var olan (in alio) ve ancak bu başka şey yardımıyla tasarlanan şeye tavır diyorum.
Tanım 6: Mutlak olarak sonsuz bir varlığa, yani sonsuz sıfatları olup başsız ve sonsuz (ezeli) özü bu sonsuz sıfatlarında her biriyle ifade edilmiş olan cevhere Tanrı diyorum.
Tanım 7: Sırf kendi tabiatının zorunluluğu ile var olan ve etkinliği yalnız kendisi ile gerektirilmiş bulunan şeye hür diyorum.
Tanım 8: Başsız ve sonsuz (Eternel) olan şeyin yalnızca tanımının zorunlu bir sonucu diye tasarlanması bakımından, varlığa başsız ve sonsuzluk (Eternité) diyorum.
AKSİYOMLAR:
Aksiyom 1: Var olan her şey ya kendisinde, ya da başka bir şeyde (vel in se vel in alio) vardır.
Aksiyom 2: Başka bir şey aracılığı ile tasarlanmayan şeyin (per aliud) kendisinde tasarlanması gerekir (per se).
Aksiyom 3: Verilmiş diye varsayılan gerekli bir nedenden zorunlu olarak bir eser çıkar ve tersine, hiçbir neden verilmiş değilse oradan hiçbir eser çıkmaz.
Aksiyom 4: Eser için olan bilgi, neden için olan bilgiye bağlıdır ve zorunlu olarak onun varlığını kuşatır.
Aksiyom 5: Aralarında hiçbir ortaklık olmayan şeylerden birisi ötekisi ile tasarlanamaz; başka deyişle, birinin fikri veya kavramı ötekinin fikri veya kavramını kuşatamaz.
Aksiyom 6: Her doğru fikrin kendi objesine uygun olması gerekir (suo ideato).
Aksiyom 7: Bir şey eğer var değil diye tasarlanabiliyorsa, bu şeyin özünün varlığı kuşatmadığından emin olunabilir.
Bu yukarıdakiler Çiğdem Dürüşkenin çevirisindeki ilk kitabın (Tanrı) tanım ve aksiyomları.
Peki gerçekten öyle mi? Hayat, irade, mutluluk, etik, sezgi gibi konularda yalnızca aklımızı kullanarak, ki bu aklımızı kullanmak derken gerçek anlamda sadece aklımızla edinebildiğimiz bu bilgileri edinme şeklimizden bahsediyorum, elde edebilir miyiz?
Cevap tabii ki ve maalesef ki hayır. Üzgünüm Baruch skjnwkjwz. Bunun aslında 3 sebebi var. Birincisi tanım ve aksiyomlar kurulurken çok fazla her anlama gelebilecek şeyler var. Yukarıdaki 3. 4. ve 5. tanımlara bakın. Bu tanımlar tek ve kesin bir anlama gelmiyorlar, ve kitapta görebileceğiniz üzere, bu tanımlardaki kavramları kullanış biçimi farklı önermelerde farklı biçimlere giriyor. Örneğin Tanrının tavırları, doğanın tavırları ve tözün tavırlarına ait önermeler resmen lastik top gibi nereye çeksen gelir kıvamdalar. Çünkü tavır tanımı buna çok müsait. Russell'in Aristo eleştirisinde kullandığı çok hoş bi laf var: "Bu öz kelimesinden hiçbir şey anlamıyorum ve kullanılmasını salakça buluyorum"
İkincisi, mantık kullanımında hata var özellikle Tanrı ispatı 7. ve 11. önermelerde Descartes'in düştüğü Deontolojik argüman hatasına düşmüş. Bunun tanım ve aksiyomlardan çıktığını kabul da edemem çünkü "Tanrının özü varoluş içerir" "O halde Tanrı vardır" cümlesinin dayandığı tanımlardan zorlasam bambaşka şeyler de çıkarabilirdim. Yani tüm kitap Tümdengelimden oluşmuyor aslında, kusurlu Tümdengelişler de çok. E şimdi kitabın büyük bir kısmı bu önermeleri kullanarak ispatlanıyor ama bu önermeler de yanlış, bu da kitabın bütün ciddiyetini kaybetmesine yol açıyor.
Üçüncüsü, hayatta bilgiyi edinme konusunda zihnimiz tümevarıma daha yatkın, bu da bu tanım ve aksiyomları oluştururken kullanılmış gibi duruyor. Mesela neden "Var olan her şey ya kendisinde, ya da başka bir şeyde (vel in se vel in alio) vardır." cümlesini doğru kabul edeyim ki? Çünkü zihnim tümevarıma meyilli evrimleşmiş ve şu ana kadar var olduğunu kabul ettiğim her şey gerçekten de bir uzamda ya da kendinde varlardı. Ama bu her var olanın bu şekilde var olabileceğini mi ispatladı bize? Tanrı hakkında hiçbir şey bilmiyorum ama bu aksiyomla varlığını nasıl temellendirebilirim ki bu aksiyomu kabul ederken tümevardım. Tümevarım ispat mı ki tanrının varlığı Spinoza'nın dediği gibi ispatlanmış olsun?
Velhasılı kelam, kitaptaki çılgınca ve kulağa da hoş gelen şeyler ( Tek töz tanrıdır, tanrı doğada eriyik haldedir, Tanrının özgür iradesi yok, Tanrının özünden kaynaklanıyoruz ve başka türlü istese de yaratamazdı, bizim de özgür irademiz yok ama Tanrı üzerine yani kendi doğamız üzerine ne kadar düşünürsek o kadar mutlu oluruz vs vs) dışında felsefi olarak kitabın ciddiye alınırlığı pek yok. Spinoza ismi hariç tabi ki.
Peki bu kitabın bu kadar konuşulmasındaki sebep nedir? Bence durum şu ki Spinoza'nın tanım ve aksiyomları Katolik felsefesininkilerle baya bir örtüşüyor. Spinoza tanımları kendi kafasından atmıyor kısacası, katolik felsefesindeki laf salatasını düzenleyip "Bakın eğer önermelerinizin temelleri bunlarsa, burdan Tanrının özgür iradesiz olduğu çıkar" diyerek o dönem yaşayan dindar filozofların çelişkilerini yüzlerine vurmuş gibi duruyor. En azından dürüstçe. Zaten Spinoza'nın asıl amacının bu çelişkiyi göstermek olduğunu düşünüp, bu kitaba inanmadığını söyleyenler de var, ateist olduğunu söyleyenler vs.
Beğendim mi? İleri geri önermeler arası geçiş yapa yapa okumak ilginç bir deneyimdi. Önerir miyim? Kitabın dili fazlasıyla ağır ve felsefe tarihinde büyük bir çığır açmalık durum da yaşatmamış. Eğer vaktiniz varsa ve ağır kitap okuyup acı çekmekten zevk alıyorsanız, gerçekten kulağa çılgın gelen önermeler var kitapta o yüzden zaman zaman eğlendim diyebilirim. Tavsiyem Çiğdem Dürüşken'in çevirisinden okumanız olacaktır.
Musmutlu okumalar.