·136 syf.····Okunma: 23 Mayıs 2025 16:17 Umutsuz coğrafyaların büyük edebiyatları olur. Latin Amerika ülkelerinin karanlık ve kaotik yapısında Garcia Marquez, Jorge Luis Borges, Pablo Neruda, Octavio Paz, Maria Vargas Llosa, Julio Cortazar gibi sanatçıların filizlenmesi tesadüf değildir. Kimisi acıyı anlatırken göz yaşartır, kimisi ise bunu mizaha bulayarak anlatır. Kiminde keskin bir ironi, kimindeyse düşsel olanı gerçekte yaşanmış gibi yapan (büyülü gerçekçilik) bir damar bulunur. Roberto Bolaño da Şili’nin son yüzyılda yetiştirdiği en büyük yazarlardan. Dev eseri 2666 üzerine çalışırken 50 yaşında yaşama veda etmesi sadece Şili edebiyatı açısından değil, tüm dünya edebiyatları açısından da büyük talihsizlik.
Onunla yolum “2666” Türkçeye yeni çevrildiğinde kesişmişti (2012-13'ler). Hacim olarak da büyük olan bu romanı okumaya başladığımda “başka tür” bir yazarı okuduğumun farkına varmıştım. “2666”dan önce yazdığı ve dilimize daha önce çevrilip ünlenen “Vahşi Hafiyeler”, ondan okuduğum ikinci eser oldu. Eserleri arasında ön plana çıkan bu iki romandan sonra şimdi de “Uzak Yıldız”ı okudum. 1996 tarihli bu eser, Bolaño’nun “Vahşi Hafiyeler” ve “2666” eserlerinin sinyallerini hemen öncesinde vermiş.
Bolaño’nun edebiyatını özgün kılan başlıca ögeler ise şöyle özetlenebilir:
-Karanlık Roman Atmosferi: Bolaño, yaşadığı toplumdan (sürgün olmasına rağmen) derinden etkilenen, darbeleri gören, kaybolan insanları bilen bir yazardır. Romanlarının mimarisi de tam olarak böyle kaotik bir yapıyı yansıtır. Politik baskılar, şiddet, geleceğe dair umutsuzluklar onun satır aralarına siner.
-Çok Katmanlı ve Parçalı Anlatım: Bolaño, yenilikçi roman anlayışına uygun olarak direkt anlatımı reddeden bir teknikle yazar. Özellikle "2666"da gözlemlenen bu anlatımda anlatıcılar doğrusal olmayan bir zamanda sık sık yer değiştirir. Okur için zahmetli olsa da onun edebî gücünün ipuçları, başarıyla uyguladığı bu teknikte gizli.
-Şiire Yakınlık: Roman yazmadan önce bir şair olan Bolaño, bu yönünü romanlarına hem dil olarak hem de ele aldığı kişiler bazında kullanır.
Okuduğum üç romanında da şairler ana karakterlerdir. "Uzak Yıldız"da önce bir şair, ardından da Pinochet darbesi (1973) sonrası caniye dönüşen Ruiz-Tagle’nin bireysel öyküsü toplum planında genişletilerek anlatılır. "Vahşi Hafiyeler" ile "2666"da da yine şiir eksenli bir cinayet soruşturması sürdürülür. Şiiri şiddetle harmanlayarak verir.
-Zengin Dil ve Tarz Çeşitliliği: Bolaño'nun dili, hem şiirsel hem de yalındır; kimi zaman mizahı öne çıkarır, kimi zaman da karanlık bir tona sahiptir. İronik anlatım onun eserlerini kuşatır.
"Uzak Yıldız", 1973 öncesi bir edebiyat atölyesinde başlar. Genç solcu şairlerin devam ettiği bu atölyede gündem sadece saf edebiyat değil, aynı zamanda siyasettir. Özellikle giyim-kuşamı ve zengin duruşuyla dikkatleri çeken Ruiz-Tagle’nin, darbe sonrası bambaşka bir kimliğe bürünüp şiddet olaylarına karışması ve darbecilerin yanında olması konu edilir. Adı bile değişmiştir: Carlos Wieder. Bu bir yanıyla karizmatik, bir yanıyla suskun ve ürkütücü adamın hikâyesini roman boyunca adı verilmeyen ve kendisi de bir şair olmaya çalışan anlatıcıyla birlikte okuruz. Ruiz-Tagle’nin Carlos Wieder’e dönüşmesi, baskıcı rejimlerde bireylerin nasıl yozlaşabileceğinin net bir göstergesidir.
Bir yandan şiir ile şiddetin böylesi bir toplumsal karmaşada nasıl yan yana gelebildiğini hayretle okurken (Karizmatik şairimiz, şiiri gökyüzüne dahi yazacak kadar megaloman ve karanlık bir figüre dönüşür.) öte yandan Bolano’nun “hafıza” ve “sürgün” gibi temaları başarıyla yakaladığını gözlemleriz. Romanın hikâyesi bize yalnız Şili’nin geçmişini değil, benzer siyasi ortamlara sahip ülkelerin ortak kaderlerini de anlatır. Tarihimiz boyunca canımız sıkıldıkça darbe yapan bir millet olarak Bolaño’nun kişileriyle yakınlık kurmak oldukça olası.
Karakterleri gibi kısacık ömrüne sürgün bir hayatı sığdıran, cezaevlerinde siyasi görüşleri yüzünden yatan Bolaño, "Uzak Yıldız"da sürgünü sadece fiziksel değil aynı zamanda duygusal ve kültürel bir kopuş olarak ele alır.
Anlatıcı, Bolaño’nun sözcüsü ve temsilcisi konumundadır. Hikâyeyi anlatan odur. Hikâyeyi anlatması, geçmişle hesaplaşma motivasyonundan kaynaklanır. Peki, geçmişle hesaplaşan yalnız o mudur? Yoksa bir milletin geçmişine dönmesini anlatmak mı hedeflenmiştir?
Anlatıcının en yakın arkadaşı Bibiano O’Ryan, sürgünde edebiyat aşkını sürdüren bir figürdür. Darbe sonrası ortadan kaybolan Ruiz-Tagle’nin peşine düşen odur. Onu arama çabası bile edebiyatın içindedir: Dergilerde yayımlanan takma adlarla yayımlanan şiirleri, Tagle’nin üslubuyla benzerlik gösteriyor diye delik deşik eder. İpuçlarını birleştirir, Tagle’nin babasına kadar ulaşır. Bibiano’nun görevi, romandaki gerilimi sürdürmektir.
İki kız kardeş olan Garmendia kardeşlerse darbenin masum kurbanları olarak kayıtlara geçer. Kız kardeşlerden birinin gönlünü çelen Ruiz-Tagle, aşığına acımayacaktır. Bolaño tüm bunları anlatırken ustalarına sık sık selam gönderir. Bolaño’yu okumak demek, Latin Amerika şairlerini de okumak demektir. Özellikle Pablo Neruda başta olmak üzere pek çok irili ufaklı şaire göndermeler yapar.
"Uzak Yıldız", her zaman büyülendiğim Latin Amerika edebiyatının parlak bir yıldızı gibiydi. Daha iyilerini elbette okudum. Ama Roberto Bolaño’nun romanları için bir nüve olarak addedebileceğim bu roman, bizi “Vahşi Hafiyeler” ve “2666”ya hazırlaması için öncelikle okunabilir. Okurken havai fişeklerin patladığını, edebiyatı her daim merkezine alan Bolaño’nun anlatacaklarını bu eksende anlattıklarını fark edecek ve büyük keyif alacaksınız. Elbette edebiyatı sadece bir anlatı değil, bir düşünce biçimi olarak da görenlerdenseniz.